bir slogan olmanın ötesinde faşizme ve ırkçılığa karşı bir karşı çıkıştır, çıkıştı; bugün artık değil.
her şeyden evvel, bu sloganın ortaya atıldığı zamana bir bakmak gerek. kemâl atatürk, o zamanki adıyla mustafa kemâl, onuncu yıl nutkunu vermek için bugün ankara'da emniyet müdürlüğü'nün karşısında bulunan hipodroma gelir ve nutkunu "ne mutlu türk'üm diyene!" haykırışıyla bitirir; ne güzel. peki, ne zaman; 29 ekim 1933 tarihinde.
1933 önemli. çünkü dünya tarihinin en büyük katliamcılarından ve amerikan sermayesi hatta daha da özelleştirecek olursak henry ford tarafından palazlandırılmış olan adolf hitler, mart ayında iktidara gelmiş. öyle takiyecilik ile falan değil, herkes her şeyin farkındayken. 1920 yılındaki parti programı neyse onu uygulayan bir adam. demek istediğim, ırkçılığını saklamaya gerek duymuyorken gelmiş iktidara. ki zaten bin yıldır avrupa'da egemen olan yahudi düşmanlığının, hitler'in eline, pimi çekilmiş bir bomba gibi bırakılması ve onun elinde patlamış olması da bence kendisi için şanssızlıktır.
türkiye'de ise bilhassa jön türkler, ittihat terakki ve kamâlizm deneyimleriyle türklük aşkı arş-ı alâya yükselmiş durumda. tabii, türklük işinin bokunu çıkarıp ırkçılığa kayanlar da mevcut, yazının sonunda buna bir örnek vereceğim ama şimdilik devam edelim. hitler'in iktidara gelişi, dünyada bas bas bağırarak gelen savaşın ayak sesleri, türkiye'de de yankı bulmuş ve hitler'in türkçü versiyonu olan ırkçılara heyecan vermiştir. işte böyle bir dönemde nihal atsız ve benzeri tipler, "ne mutlu türk doğana!", "ne mutlu türk ırkından olana!" gibi ırkçı sloganların peşine takılmışken atatürk buna sessiz kalmış ve cevabı için cumhuriyetin onuncu yıl kutlamalarını beklemiştir. cevabı da slogandaki gibi "doğmak", "bir ırktan olmak" değil ama bunu aidiyetle ifade edebilme bilincinde hayat bulmuştur.
şimdi diyeceksiniz ki, kardeşim bu ülkede herkes türk değil ki; haklısınız. zaten herkes "türk'üm." demek zorunda da değil ama bu devletin kuruluş felsefesinde üst kimlik olarak yer alan türklük, siyasî ve hukukî bir terimdir. yani kimse "türk'üm" demek zorunda değil ama hukuken ve siyasal olarak böyledir. öğrenci andının atatürk zamanındaki hâlinde de zaten yalnızca "türk'üm." ve "varlığım türk varlığına armağan olsun!" geçer; evet, söylemek zorunda değil kimse ancak genç kafalara ulus kimliğini benimsetmek için ve genç yaşta bu bilinci vermek için kullanılmış olması normal. üst kimliği ise ne atatürk belirler ne osmanlı; üst kimliği tarih belirler ve bunun için de bir, iki örnek verelim: 1920'de açılan tbmm'den 900 yıl önce bile italyanlar buraya türkiye diyordu. bu şu yüzden önemli, anadolu'da türk isimli ilk kurum budur ama hâlbuki yüz yıllar önce bile böyle tanımlayanlar vardı. bunu biz yapmadık, yapamayız da; bunu tarih, etnik kimliklerin arasındaki mücadelenin sonucu, ticarî güç, başka kavimlerle iş birliği gibi şeyler belirler. bu, tıpkı, müslüman deyince akla türklüğün gelmesi gibi bir durum. 1920 istiklâl harbi dönemlerinde de bizzat halkın gözünde itimat kazanmış kürt önderler, kendilerini türklerden ayrı görmüyor ve dahi türk olarak tanımlıyorlardı. he, başka bir üst kimlik modeli zaten osmanlı'da denendi; osmanlı ulusunu denedi osmanlı ve olmadı.
yine de gerçek islâm bu değil gerçek kemâlizm bu değil muhabbeti gibi şöyle bir durum var ki, o da; bu sloganı kullananların %90'ının bugün, ulusçulukla vesaire alâkasının olmayıp halis muhlis "ne mutlu türk ırkından olana!" kafasında olması, maalesef. türkiye'de uluslaşma süreci, atatürk'ten itibaren bazen bilerek bazen bilmeyerek ama aralıksız yıpratıldı. o yüzden bugün öğrenci andı kalkmış kalkmamış, ne mutlu türk'üm demişsin dememişsin, mesele değil; sen uluslaşmayı becerememişsin. öğrenci andın kalsa n'olur kalmasa n'olur?
bu söz, ancak; anti-emperyalist, ırkçılıktan ve faşizmden uzak duran, lâikliği benimsemiş ve ulusal bilince sahip kişilerin dilinde ve davranışlarında gerçek ve işaret ettiği amaca uygun durur. he durması şart mı peki, bence değil ama ben kişisel olarak seviyorum. yine de bu %90 denyo ekibi yüzünden kullanmaktan da çekiniyorum, o ayrı.
yazı sonu notu: türklük işinin bokunu çıkarıp ırkçılığa kayanlar demiştik. bugün pek çoğumuzun bozkurt-lotus davası ile tanıdığı ve medenî kanunun yapıcısı olan mahmut esat bozkurt da maalesef bu isimlerden biriydi. 1930 yılında ödemiş'teki nutkunda sarf ettiği sözler, haklı olarak tepki çekmiş ve can dostu atatürk, istifasını istemişti. kendisi istifa ettikten sonra özür dileyerek yanlış anlaşıldığını açıklamış olsa da iş işten geçmişti tabii. hatta cumhuriyet gazetesi bu istifayı "elhamdülillah" diyerek sürmanşetten vermişti.
ek olarak:
https://eksisozluk.com/entry/120818896