İş teklifini kabul etmeli miyim?
24
●717
- 07-10-2020, 23:41:59Yaşınız fazla büyük değil tabi boşa giden zaman kayıptır ama siz böyle bir durum olursa ki inslalah olmaz tecrübe olarak görürsünüz benim fikrim en az 4 ile 6 arası çalışıp durum analizi yapmak bunun dışında freelancet ve e-ticaret gibi işlerle ugrasabilitsiniz e-ticaret konusunda PM atarsanız detaylı yardımcı olmaya calisirim
- 07-10-2020, 23:44:02Size şöyle bir olay anlatayım, çok yakın bir ağabeyim 25'li yaşlarında bir sigortacının yanına işi öğrenmek için yarı asgari ücretle girdi. Devam etti devam etti devam etti ve 10-13 sene içerisinde 0'dan gelerek sıfır bir ev sıfır bir araba ve en önemlisi sigorta işletmesini satın aldı.
Yani sevdiğiniz bir iş ise ve devamlı olacağınıza inanıyorsanız neden olmasın?
Şimdiden hayırlı olsun
- 07-10-2020, 23:48:45O kadar da yaşlı değilTolgaKSR adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Tekstili bırakalı 5 6 ay oldu ve dönmek istemiyorum hiçbir şekilde o sebepten dolayı sürekli farklı bir şey arayışındayımkafakalem adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle - 07-10-2020, 23:51:50Çok haklısınız hocam, yayın sektörünü biliyorum evet ama işin içine girdiğimizde çok daha değişim şeyler olduğunu görebiliyoruz.irkasoft adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
İlk başlarda hayır, ama daha sonrasında onu da hallederiz zaten dedi.WebWon adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Teşekkür ederim hocam, bende öyle düşünüyorum belli mi olur, bir gün belki o yayinevinin belki de kendi yayinevimin sahibi olurum. Allah izin verirse İnşaAllah.DijitalMedya35 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle - 08-10-2020, 00:28:03Haftada 2-3 gün pazara çıkıp tezgahinizi oturtursaniz kimseye muhtaç kalmadan paranızı fazlası ile kazanırsınız. Çevremde pazarcılık yapan çok arkadaşım var çorap işi, gıda işi yapan oradan biliyorum. Kalan zamanda hem reklam işlerinizi yaparsınız hemde arayisinizi devam ettirirsiniz.
- 08-10-2020, 01:15:38Dün akşam saatlerinde çalıştığım işimden istifa ettim. Bu işte çalışmak istiyorsan, seni heyecanlandırıyorsa bu yorumumu sakın okuma seni caydırabilirim.
Aslında herşey 8-9 yaşlarımdayken başladı, elektronik şeylere aşırı ilgi sahibiydim, beni şaşırtıyor ve eğlendiriyordu. Normal bir çocukluğum olmadı, hayatımda hiç bir zaman vurduğum top gitmesini istediğim yere gitmedi mesela, yada akranlarım kadar hızlı koşamıyordum, iyide saklanamazdım, çok iyi bisiklete binebilirdim, o konuda yetenekliydim. İlk sevgilimi edindiğimde 17 yaşındaydım, ilk ilişkimide o yıl yaşadım, yani aşk konusunda da akranlarımla aynı dönemde ilişkiler geliştiremedim. Ailem beni yapmak istediğim şeyler konusunda hiç kısıtlamamış aksine hep desteklemiştir. Sevdiği işi yapmak isteyen kişiye "nayır, doktor olacaksın üleyn" diyen aile klişesini yaşamadım ve teknik lise okudum bilgisayar bölümü. Bilgisayarları hep sevmişimdir.
Askerden önce büyük şirketlerde çalıştım KOÇ Holding gibi, askerde yine yeteneğimle ilgili bir işe koştular beni, askerden sonra kısa bir yetkili servis macerasından sonra hayatımın savrulduğunu fark ettim. O döneme kadar yazılımla hiç ilgilenmemiştim, ilgimi de çekmemişti ama o boşluk döneminde her nasılsa kodlamayla uğraşmaya başladım. Siteler yaptım, para da kazandım. Hemde ciddi paralar, asgari ücretin 2-3 katını bir gecede kazanabiliyordum. Sonra manita durumları oldu, aileler tanıştı iş ciddiye bindi derken bana bu kız dedi ki "Babam bir işe girmeni istiyor, yoksa bu iş olmaz" iyi ama zaten ben bir iş yapıyorum, çokta güzel para kazanıyorum falan deyince "SİGORTALI BİR İŞ" klişesi önüme koyuldu. Gençliğin verdiği salaklıkmıdır bilmiyorum, bende bunu yedim. Türk Telekom'a başvurdum, mülakatlar v.s. derken kabul edildim, çalışmaya başladım, 8 ay sonra nişanı attım. Bir yıl daha çalıştıktan sonra yağmurlu bir günde şirketin verdiği aracın içinde otururken kendime şu soruyu sordum; "Ne yapıyorsun olum burda sen?"
Asgari ücretin yarım kat üzerinde bir maaş alıyorsun, asgari ücretin yarısı kadar multinet kartı veriyorlar, zamanının 9 saatini alıyorlar ve yapabileceğin şeyleri zamanını bu iş için harcadığından yapamıyorsun. Peki neden hala burada duruyorsun? Neyse döndüm müdürlüğe, şefin yazıcısından bir a4 kağıdı çektim toplantı odasındaki büyük masada el yazımla doldurup imzaladım, bastım istifayı. Kabul etmediler, konuştular, kılsın tüysün, saha operasyonlarının medarı iftiharısın falan beni kandırdılar. Gazapizmin "Unutulacak Dünler" şarkısında ki "Alkışlara kandık" bir ay daha çalıştım bir daha istifa ettim, gene kandırdılar, 10 gün sonra bir istifa daha ettim, gene kandırdılar zam yaptılar. Son olarak bütün gücümü toparladım son ve en kararlı istifamı verdim. Ne derlerse desinler geri basmadım, son istifaya 2 hafta hazırlanmıştım
Çevremdekilere sorsan aptal olduğumdan kesin emindiler.
Özgürlüğe kanat açtığımda kısa bir tatile çıktım, telefonları kapattım, kafamı dinledim. Bir ay sonra döndüm, yeteneğim olan işi yapmaya başladım. Ben biraz takıntılıyımdır, iyi anlamda, yaptığım işin mükemmel olduğundan emin olmadan teslim edemem. Yaptığım işler beğenildi kısa süre sonra önce büyük bir kaç şirket, peşinden spor bakanlığı geldi, sözleşmeler imzalandı vesaire, bu süreçte yaptığım işleri tek başıma yaptığıma kimse inanmak istemiyordu, ama bir şekilde çok güzel, farklı, kullanışlı, işleri kolaylaştıran özellikler taşıyan yazılımlar yapabiliyordum. Sırası biraz geçmişken, insanların hayatında ders çıkardığı anlar vardır ya, Telekom'da çalıştığım günlerden birinin akşamında, annesi Rus olduğu için "Rus" diye hitap ettiğimiz Ramazan adında bir arkadaşımdan bin tl borç istemiştim, parayı verdi ve sonra dedi ki "Ya fatih çok enteresan bir insansın, hiç bir yerde çalışmıyorken bize harıl harıl borç veriyordun, paraya ihtiyacımız olduğunda aklımıza ilk sen geliyordun, telekomda çalışıyorsun, benden ilk kez borç istiyorsun, sen ne ayaksın"
Sonra hayatımın en büyük salaklığı ile sonuçlanan olaylar sinsilesine beni götüren olay gerçekleşti
Ticaret odası seçimlerine aday olarak katılan bir dostum aradı, gel bize destek ol sen bu işleri biliyorsun, danışmanımız ol falan filan feşmekan dedi. Bende gittim, bu ağabeyimin grubunda, daha sonra patronum olacak başka bir iş adamı ile tanıştım. Seçimler bitti, az farkla da olsa kaybettik. Sonra bu iş adamı beni aradı, iş teklif etti, bende durumu aynen size anlattığım gibi anlatıp, maaşlı iş düşünmediğimi, ülke çapında kabul görmüş bir yazılımcı olduğumu, işlerimin gayet iyi olduğunu söyleyip ayrıldım. Sonra tekrar aradı, yine reddettim. Bu olay 3 kez tekrar etti, ama 4. de hangi düğmeye basması gerektiğini öğrenmişti. Daha sonra yöneticisi olacağım şirket 6 yıl üst üste bulunduğum ilde vergi rekortmeni olmuş, muhasebecisi tarafından dolandırılmış, işleri bozulunca batmakla batmamak arasında bıçak sırtında bir haldeydi. Yetenekli olduğu iş dışında tamamen süzme bir salak olan ben, eğer çaresiz kaldım düğmesine basarsanız yerinden doğrulur ve "Emret komutanım" der, hep şu salak çizgi roman kahramanları ve filmleri yüzünden böyle oldum sanırım. Çocukken arkadaşlarıyla toplaşıp adam dövmeye gittiğinde, dövmeye gittikleri adamın tek başına olduğunu görünce dönüp arkadaşlarını dövmek gibi salaklıklarda yapmışlığım vardırda neyse konuyu uzatmayayım, bu iş adamı da "Güvenecek kimsem yok" düğmesine bastı. Bende hayatımın en büyük salaklığını yaparak işi kabul ettim. 2018'in 8. ayında başlayan ve dün akşam noktalanan salaklık sinsilemde böyle başladı. En başından şirket gerçek bir enkazdı, benim zaten bu tür bir operasyonu yönetmek gibi bir deneyimim yoktu, ama zaten şirketin de yönetilebilecek bir yanı yoktu. Hiç bir kayıt doğru düzgün tutulmamıştı, borçlar, alacaklar bilinmiyordu. Dosyalar düzensizdi, şirketin ana bilgisayarında cryptolocker vardı. Bütün veriler hasarlıydı, şirket batmak üzereydi, hatta teknik olarak çoktan batmıştı diyebilirim. Gelirler yok denilecek kadar azdı, muhasebenin m sini bilmeyen bir muhasebeci vardı. Önce muhasebeciyi gönderdim, iş ilişkimiz olan şirketleri ziyaret ettim, ziyaret edemediklerimi telefonla arayıp hesapları istedim, kendi hesaplarımızla karşılaştırmaya, dosyaları düzenlemeye, yeni bir muhasebe programı edinip kayıtları düzeltmeye başladım. Bilmediğim şeyleri genel muhasebecimize sordum, bu süreç takriben 1 yıl sürdü. Şirkete yük olmasın diye muhasebeci almadım, muhasebeyi kendim tuttum. Gümrük müşavirlerinin ortalama 8 bin lira maaş aldığını öğrendim, bu parayı veremezdik, bende gümrük öğrendim. Şirket dış ticaretle ilgileniyordu, tır kullanmak da dahil olmak üzere her şeyi öğrendim. Yani aynı şirketin hem yöneticisi, hem gümrük müşaviri, hem muhasebecisi, hem filo sorumlsu, hem personel müdürüydüm. Patron müşterilerle konuşuyor kalan herşeyle ben ilgileniyordum. Resmi daireler, gümrük, banka, muhasebe, araç gönder, araç geldi yükleme ayarla v.s. derken sabah 8:30 da başlayıp gece 2 de eve dönüyordum. Ve sıkı dur, sadece asgari ücret alıyordum, onuda alamıyordum, yol parası falan hak getire. Derdim para değildi ama, o yüzden bu konudan hiç şikayet etmedim.
Motivasyon kaynağım şuydu, bu gün şirket zor durumda ve paramız yok, ama mücadele etmeye devam etmeliyim. "Paramız" diyorum çünkü Alternatif benim için tam anlamıyla kendi çocuğum gibiydi. Ödediğimiz her kredi taksidinde çocuk gibi sevinirdim, her iş bağladığımızda gözümün içi parıldardı, çok da mutluydum. Borçlar azaldı, daha fazla kazanmaya başladık ve sonra bir şey oldu. İşler düzelmeye başlayınca patronum bana bir salakmışım gibi davranmaya başladı, aslında burada çalışmayı kabul etmekle, teknik olarak salaklık etmiştim bu yüzden ona hak veriyorum. Ne zaman bir şey sorsam veya söylesem, ya tersliyor ya beni aşşağılıyordu, dalga geçiyordu. Ve rüyadan uyandım, burası benim şirketim değildi, ben sadece asgari ücretle çalışan bir salaktım. Ne şirket için nede "ağabey" dediğim, değer verdiğim, özendiğim, onun gibi olmak istediğim patronumun gözünde hiç bir değerim yoktu. Zaten patronumun da benim özeneceğim bir yanı yoktu, çok iyi biri görmek istemiş ve o şekilde baktığım için öyle görmüştüm hepsi bu. Şirkete başlamadan iki ay önce babamı, babamdan 11 ay sonrada annemi kaybetmiştim, belki bu yüzden olmuştur. Babam ve annemden kalan boşluğu "ağabey" dediğim kişiyle doldurmaya çalışmıştım, o yüzden kusurlarını görmek istememiştim bilemiyorum. Sonra her sabah kalktığımda ayaklarım resmen geri geri gider oldu. Gerçekleri gördüm ve o ofise gitmekten nefret ediyordum. Buradan da istifa ettim, biraz idare et dedi bir ay falan, kabul ettim ama dün akşam beni tekrar azarlaması bardağı taşıran son damla oldu. Bu gün işe gitmek yerine dönüp kendi işimle ilgilendim, 07.10.2020 günü kazandığım para 2.000 lira, akşam üzeri hesabıma yatırdı hizmet alan şirket, yarında toplamda 8.000 liraya anlaştığım diğer işe başlayacağım sanırım 2-3 gün sürecektir. Sırada bekleyen ondan fazla iş var.
Bütün bunları sana iki nedenle anlattım. Birincisi, gerçekten yıpranmışım ve doluyum, yazmak beni rahatlattı. İkincisi eğer bir yeteneğin varsa sakın kimsenin peşine takılıp gitme. Diğerlerinden daha iyi yapabildiğin bir iş varsa, onu yap. Diğerlerinden çok daha iyi yapıyorsan, kesinlikle daha çok kazanır ve daha mutlu olursun.