• 11-03-2020, 12:12:03
    #19
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    Din çok ince bir çizgi, hak hukuk kavramı gördüğümüz ve bildiğimizce. Size haklısınız veya haksızsınız demek bu dünya için belirli çerçeve ve kusurlar bakımından söylenebilir ancak diğer taraf için bizi aşar.

    İçinizi rahatlatmak için karşı taraf belalı değilse helallik alıp bağışlamalarını isteyin, alimlerden fetva alın. Vicdan azabı muhakkak vardır, hafifletmeye çalışın kendinize bunalıma sokarak farklı şeylere kalkışmayın.

    İnsanız ve maalesef belkide onlarca insanın hakkına istemeden giriyoruz, devlet büyükleri aldığı kararlar ile belkide birsürü insanın ölümüne sebep oluyor, bir patron sebebsizce kovduğu işçiyi bunalıma sokuyor intiharına sebep oluyor bunları düşünün. Başınıza geleni bir ders olarak düşünün ve ona göre yaşayın. Rabbim yardımcınız olsun inşallah.

    "Kim, bir müslümanın sıkıntısını giderip, onu sevindirse, Allahü teâlâ, kıyamette en sıkıntılı anlarda, onu sıkıntılardan kurtarır." [Buhari]
  • 11-03-2020, 12:59:00
    #20
    Bin1SuraT adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Dediğiniz doğru ise, intihar eden kişi eceliyle öldüyse kaderinde bu şekilde ölüm var demektir. İslam dinimizde intihar eden cehenneme gittiğine göre, demek ki intihar eden öyle yada böyle cehenneme gidecekti. Madem cehenneme gidecekti o halde dünyaya gelmenin anlamı nedir?
    Burdada bilmediğiniz şu, her intihar eden cehenneme gitmiyor... Bu konu uzun, örnek; psikolojik rahatsızlığı olup akli dengesini kaybedip intihar eden kişiler, bu tamamen Allah ile intihar eden kul arasında. v.s v.s
    Diğer husus ise Külli irade ve Cüzi irade kavramlarını benimsememiş olmanızdır.
    Cüzî irade:

    Allah’ın kendi külli iradesinin küçük bir numunesi olarak insanlara verdiği az bir seçme hakkıdır. Kul iradesiyle ister Allah da küllî irade ve kudretiyle kulun istediğini verir. İnsanın mesleğini, çevresini, eş ve arkadaşlarını seçmesi bu kısma girer.

    Küllî irade:

    Kelâm ilminde Allah'ın bir sıfatıdır.
    Allah'ın sıfatı olarak irade; O'nu diğer sıfatlarıyla beraber tavsif eder. Allah nasıl her şeyin kusursuz ve mükemmeline sahipse ve her konuda mutlak kemâl O'na nisbet edilmek gerekiyorsa; irade hususunda da Allah mutlak irade sahibidir. Yani Allah'ın iradesini kısıtlayan, onu tehdit eden herhangi bir başka irade söz konusu olamaz. Öyleyse Allah'ın iradesi bütün yaratıklar üzerinde mutlak surette geçerlidir.

    Bu konudaki Kur'an ayetleri şöyledir:

    "Bir şeyi(n olmasını) dilediği zaman, O’nun emri, ona sâdece “Ol!” demektir, (o da) hemen oluverir." (Yâsin, 82)
    "...Şübhesiz ki Allah, ne dilerse hükmeder." (Mâide,1)
    "Gökler ve yer durdukça orada ebedî olarak kalıcıdırlar; ancak Rabbinin dilediği müstesnâ.Çünki Rabbin, ne dilerse hakkıyla yapandır." (Hûd, 107)

    "Rabbin ise, dilediğini (dilediği gibi) yaratır ve seçer. Onların (o kulların, bu yaratılışta) seçme hakkı yoktur. Allah (onların) ortak koşmakta oldukları şeylerden pek münezzeh ve pek yücedir."(Kasas, 68)
    Külli irade de insanın cüzi iradesinin rolü yoktur.

    Mesela, vücudumuzdaki kan dolaşımı ve hücrelerin çoğalıp ölmeleri gibi biyolojik faaliyetler ya da insanın ne zaman ve nerede doğacağı, cinsiyeti , anne-babasının kim olacağı gibi…

    Yine insan dışında kainatta olmuş ve olacak olan her şey Cenab-ı Hakk’ın külli iradesinin neticesidir. Kainattaki düzen, mevsimler, samanyolu, galaksiler, mevcudat vs. meydana gelen olaylar Cenab-ı Hakk'ın külli iradesiyle gerçekleşir.



    Bir başka kaynak:

    "Kader" ve "cüz’i irade" nedir ve nasıl tarif edilebilirler?

    Kader, bir iman rüknüdür ve şöyle tarif edilmiştir:
    “Kader, Hak Teâlâ’nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.”
    Kaza ise, kaderde planlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır. Cenab-ı Hak, her şeyi bir kaderle yarattığını bildirir.
    "Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık." (Kamer, 54/49)
    "Her şeyin hazinesi Allah katındadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz." (Hicr, 15/21)
    Bu cihetten bakıldığında, kadere "İlahi program" denilebilir.

    Kâinatın altı devrede yaratılışından, insanın ana rahminde dokuz ayda teşekkülüne kadar her hâdise kaderi gösterir. Güneş sisteminden atom sistemlerine kadar her hikmetli tanzim, kaderi ilan eder. Elementlerin sayıları ve özellikleri, kaderden haber verir. Bitkilerin ve hayvanların cinslere, türlere ayrılmış olması, her türe farklı kabiliyetler takılması hep kader ile olmuştur.

    Meleklerin, hayvanların ve cansızların sabit makamlı kılınması, insanların ve cinlerin ise imtihana tâbi tutulması kader ile plânlanmıştır.
    Cennet ve cehennemin yaratılması, İlâhî ilim ile takdir edilmiştir. O menzillere hangi yollardan gidileceği de yine kader ile tespit edilmiştir.
    Kur'an-ı Kerim, her şeyin vücuda gelmezden evvel ve vücuda geldiğinde ve vücuttan gittikten sonra yazıldığını bildirir. (bk. Yasin, 36/12; En'am, 6/59; Sebe, 34/21; Kaf, 50/4) Tohumlar, çekirdekler, meyveler ve insandaki hafıza, bu gerçeği ispat ederler.
    İnsan, bir cihetle kaderin mahkumudur, bir başka cihetle ise, hür ve serbesttir. Yaratılması, erkek veya dişi olması, saçının rengi, boyu... gibi hususlarda her insan tamamen kaderin mahkumudur. Fakat fiilleri noktasında ise, hür ve serbesttir, dilediğini yapar, dilemediğini yapmaz. İşte, insanın sorumlu olduğu cihet burasıdır. Yoksa hiçbir insan boyundan, renginden hesaba çekilmeyecektir.

    İnsan, yaratılışı icabı, kadere inanmakla mükelleftir. Çünkü ölçüden, tartıdan anlamaktadır. Yapmaya karar verdiği bir evin odalarını bilerek takdir etmekte, yarını hakkında planlar kurmakta, hedefler tespit etmektedir.

    Cüz’i İrade: “Bir anda ancak bir şeye yönelebilen, iki şeye birlikte taallûk edemeyen irade. İnsan iradesi”

    İnsan, bir anda ancak bir şey irade edebilir. İki kelimeyi birlikte söyleyemez, iki yöne aynı anda bakamaz, iki manayı birlikte düşünemez. Bu hale “teakubi” denilir. Yani, önce bir iş görülüyor, onu müteakiben bir başka iş görülmeye başlanıyor. İkisi bir anda ve birlikte icra edilemiyor. İnsan, kendi iradesine bırakılan işleri sırayla yaparken, bedenindeki yüz trilyon kadar hücrede sayısız faaliyetler birlikte görülüyorlar. Demek ki, insan bedeni, küllî bir irade ile tanzim ve idare edilmektedir.

    İnsan, cüz’i iradesini yerinde kullanarak âhiret menzillerinden cenneti tercih edebiliyor. O saadet yurdunun yollarını Cenâb-ı Hak İlâhî iradesiyle çizmiş, (“İman edilecek” “ibadet yapılacak” “zekât verilecek” “haram yenmeyecek” “kumar oynanmayacak” “yalan söylenmeyecek” “istikametten sapılmayacak” gibi...) fakat insanı bu iradeye uymakta zorlamamış. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de “Dinde zorlama yoktur.” buyrulması, İlâhî iradenin bu noktadaki en açık ve net bir ifadesidir.

    Cüz-İ İhtiyarî: İhtiyar etme, seçme manasına gelir. İnsan iki şeyden birisine meylederek, onu yapmayı ihtiyar eder ve diğerinden vazgeçer. Yani, cüz-i ihtiyarinin esası, meyillerdir. İnsanın fiilleri, meyillerinden doğar.

    İhtiyar ve irade kelimeleri birbiri yerinde kullanılmakla birlikte aralarında az bir fark da vardır. İrade insan, ruhuna takılan sıfatlardan biridir. İnsan gözüyle gördüğü, kulağıyla işittiği gibi, bu irade sıfatıyla da bir şeyi seçer ve ihtiyar eder. Yani esas olan iradedir, bu irade ile “ihtiyar etme, seçme” olayı gerçekleşir.
  • 11-03-2020, 13:22:02
    #21
    Üyeliği durduruldu
    Hocam diyanet+cemaatler+tarikatlar dini ciddi anlamda çarpıtıyorlar. Bunun sonucu olarak kader meselesi karmakarışık bir hale geliyor. Bunlar yüzünden aklını kullanan düşünen insanlar dinden çıkıyor.

    Olay gerçekleşirken sizin haliniz ve niyetiniz Allah tarafından biliniyor ve görülüyor zaten.
    Öldürmek niyetiyle vurup giderseniz bunun hesabı ahirette verilir.
    Tüm kurallara uymuşsanız bu kazadır. Yapacak bir şey yok.

    ***
    Bu kader meselesi çok çarpıtılmış bir konu. Fazla düşününce insanı delirtir, dinden çıkarır.
    Biz bu tür dünya işlerinde kader meselesini akla getirmemeliyiz.