İnternet sitesi açmak/kurmak caiz mi? Hangi siteler helal? Lütfen dikkat!
17
●3.113
- 20-11-2015, 23:40:26Temiz kalabildiğiniz kadar temiz kalın olay bundan ibaret. Giysinizin ne kadar temiz olduğuna önem gösteriyorsanız daha fazlasını kendiniz için yapmaz mısınız. Mantıklı olanda bu değil mi. Aslında kirlenirken birazda başkalarını hedefe koyarız ki kendi üstümüzde ki yükü attığımızı sanmamıza sebebiyet verir. Birisini haklı olarak suçlayın haklı olsanız bile sende şunu yapıyorsun diyecektir muhtemelen. İnsan olarak öz eleştiri yapmayı beceremiyoruz yapımız gereği. Belli bir kriterimiz vardır ve onun dışına çıkmamaya gayret ederiz doğrularımız da bu çerçeve içerisinde belirginleşir.
Farkındalık ise çok önemlidir, ister doğru yaptığımızı düşünelim ister yanlış daima ne yaptığımızın farkında olalım. Yanlış yapıyorsak ve bunu içimizde biliyorsak hissediyorsak göz ardı edilmemesi gerekiyor, yüzleşmek ve yanlış yapıyor dahi olsak bu yanlışımızı bahanelere sığınmadan kabullenmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde doğruyu yanlıştan ayırabilir ve kendimiz için en iyi olanı bulmamızı sağlarız. Borcun vardır çalarsın çünkü şartlar seni buna zorlayabilir ancak borcum vardı bu yüzden çaldım derse bir insan kendisini haklı çıkartmak için kendi doğrularını bile çiğneyebilir. Daha sonra çalmaya alışır ve normal bir alışkanlık haline gelir, bir meslek olarak görmeye başlar. Hırsızlarda zaten anasının karnından hırsız olarak çıkmıyorlar. Tövbe etmenin anlamı budur. Bir daha yapmayacağım demektir, söz vermektir kendine. Koşullar beni zorladı ancak ben suçluyum ve bir daha yapmayacağım. Bu da yüzleşmedir, kabullenmek bir daha ki sefere aynı hatayı yapmamayı kolaylaştırır. Bir daha ki sefere olmasa da daha sonrakine . Eninde sonunda doğruyu bulmakta böyle gerçekleşir. Hata yapa yapa doğruyu bulmak değil her hatanın üstünde düşünmek. Bunun için basit bir yöntem var, yaptığımız şeyi olduğu gibi kabul ederek görün ancak gözlemleyin sanki bir başkası yapmış sizde izliyorsunuz gibisinden.
Yanlışlar hatalar suçlar bunların bir sınırı var mı, bizim çektiğimiz bir sınır var ama bu sınırı korumaya gayret etmeyiz, koşullar az bir değişikliğe uğrasın sınırlarımız hemen esneklik gösterir. Aslında çektiğimiz bir sınır yoktur diyebilirim bu bağlamda. Bu yüzden koşullara kendimizi kaptırmamamız ve yönetimi ele almamız gerekiyor. Bir şey almak istersin sonra borç yaparsın borca girersin öderim nasıl olsa dersin ancak iş işten geçer ve ödeyemez duruma düşersin, hırsızlığa kadar gidebilir çözümü. Sonra koşulları suçlarsın yine halbuki bu koşulları yaratan sensindir. Koşullara karşı en iyi mücadele yöntemi ileri görüşlülüktür.
Her şeyin yolunda gittiği biranda hayatımız tepetaklak olabilir. İpin ucunu bir anlık bile bırakmamak lazım. Size göre kötü insan nasıldır. Eleştirdiğiniz gıybet ettiğiniz bir insan gibi olabilirsiniz ileride bunun olmaması için bir garanti var mı. Hatta daha da kötüsü olabiliriz. Kötü olmakta alışkanlık yaratabilir. Daha da ileriye giderek şeytana pabucunu ters giydirmek isteyebilirsiniz. Kötülük yaptıkça da daha çok kötülük yapmak istersiniz bu sizin besin kaynağınız gibi bir şey olur. Bir kez insan öldürürseniz zor olan ilki başardıysanız iki üç dört diye bir sınır koymazsınız artık, çünkü bir kere başlamışsınızdır.
Teröristler içinde insan öldürmek gayet normal bir şeydir çünkü bir bahanesi vardır, haklıdır ve yanlış yapmıyordur kendince.
Tabii bunları biliyorsunuz asıl anlatmak istediğim şey kötülüğün pisliğin bir sınırı yoktur ancak pislik vardır pislik vardır. Seninle kötü olarak adlandırdığın bir insan arasında ki fark nedir, ne olabilir bu farklar. Kötünün öyle davranmasının haricinde nedir kötülük. Karanlık, cahillik, kuyunun dibini boylama. Aradaki farkı düşünmek gerekiyor işte anlatmak istediğimde tam bu. Fark yok diyemez kimse, dağlar kadar fark var. Kötülüğün tersi nedir iyilik. İyisin iyiyim iyiyiz ama ne kadar iyiyiz? Diğer insanlara zarar vermiyorum bundan ötürü iyiyim? Bu mu yani, bu kadar mı. Kötü olmamak adına çizdiğin sınırlar aslında daha iyi olmamak içinde çizilmiş sayılır. Evinizde kullandığınız lamba ne kadar parlaksa içeriyi o kadar aydınlatır, daha iyi görürsün olan biteni ve karanlıkta hiçbir şey gizli kalmaz. Gözlem yapmanızda işte bundan dolayı gerektir, gözlem yapmak içinize tuttuğunuz bir ışık gibidir. Kendinizi tanıdığınızı ve en iyi olanı bildiğinizi mi sanıyorsunuz. Yıllardır oturduğunuz odanızda lambayı kapatın bakalım neyin nerede olduğunu ve nelere sahip olduğunuzu görebilecek hatırlayacak mısınız eksiksiz olarak. Bu karanlık sizi sıkar boğar huzursuzluk verir hemen açarsınız lambayı. Ancak bu hayatta hem karanlıkta kaldınız, hayatın mecazi yönünü hiç görmediniz. Bundan on kat yüz kat bin kat daha iyi daha aydınlanmış daha huzurlu bir insan olabileceğinizi hiç aklınızın uzundan geçirdiniz mi. Yoksa bir çocuğun oyuncakları ile oynaması gibi sizde oyun mu oynuyorsunuz. Bir çocuktan farkınız olduğunu mu sanıyorsunuz? Neden fiziksel olarak büyüdüğünüz için mi yoksa çok mu zekisiniz. Milyarlarca insandan ne farkınız var ki? Yerdeki üstüne basarak geçtiğiniz karıncalardan ne farkınız var? Siz bir katil değil misiniz? O karıncaları hiç düşündünüz mü. Nedir sizi katil yapacak olan şey bir böceği öldürmek? Bir fareyi öldürmek? Bir kediyi öldürmek? Yoksa bir insan öldürmek mi?
Para kazanmaya çalışırken limitiniz nedir, ne kadar zorlarsınız kendinizi. Günde kaç saat bunun için kafa yorarsınız. Cebinizi doldurmak için o kadar gayret gösteriyorsunuz, üstünüz temiz kalsın diye, telefonunuz çizilmesin diye özeniyorsunuz. Peki unuttuğunuz bir şey yok mu? Ayakkabınızı boyatıp cilasını vuruyorsunuz pırıl pırıl olsun istiyorsunuz halbuki ayakkabı kirlenmek için vardır, ayakkabınız kirlensin ki ayağınız temiz kalsın. Hadi karıncaları geçtim her gün çiğnediğiniz kalpler ne olacak. Ezip geçtiğiniz benliğiniz ne olacak.
Mutlu neşeli birisi geldi yanınıza ters bir şey söylediniz ve kalbini kırdınız, bütün neşesi biran da uçup gider. Sevdiğiniz biriyse bunu fark etmeniz zor olmaz, hemen anlamasanız da sonrasında anlarsınız. Peki sizden uçup gidenlerin farkında mısınız? Kaybınız yok mu sanmaktasınız. Kaybınızı göremiyorsanız kazancınıza bakın o halde. 2 sene önce nasıldınız şimdi nasılsınız. Daha mı iyi bir insansınız daha mı aydınlanmış, daha mı yardımsever. Daha mı mutlu ne kadar daha mutlu ne kadar daha mutsuz. 2 kat mı 5 kat mı 10 kat mı dahasını hayal bile edemiyorsunuz öyle değil mi. Aslında bir limitiniz yoktur ve hep daha fazlasını kazanabilecek iken kazanamıyor oluşunuz bir kayıp sayılmaz mı. Bir iş fırsatı yakaladınız büyük bir para var işin ucunda ancak işler istediğiniz gibi gitmedi ve kazanamadınız. Peki üzülmez misiniz. Kayıp olarak düşünmez misiniz. Cebinizi doldurmak için devamlı düşünüyorsunuz ama kalbiniz boş kaldı. Bir fakir zenginliğin özlemini yaşasa bile zenginliğin ne olduğunu bilmez dolayısıyla zaman zaman isyan etse de normal hayatına devam edebilir. İsyan etmesi ise zenginlere imreniyor oluşundandır. Kendisi zengin olmamıştır hiç ama zengin olanlardan haberi vardır. Siz zenginliğin ne olduğunu biliyor musunuz, yoksa bildiğinizi mi sanıyorsunuz. Bilmiyorsunuz ve bundan dolayı kayıp ettiğiniz bir şeyde yoktur! 5 vatlık bir lamba kullanır mısınız evinizde, ama 5 vatlık bir aydınlıkla hayatınızı boş yere heba ediyorsunuz. Nedir bu aydınlıktan kastettiğim şey? Ne kadar çok düşündüğünüz mü? Olaylardan çıkarımlar yapabilmek mi? Beyninizi ne kadar az kullanırsanız enerjiniz başka türlü ortaya çıkar, terazinin iki kefeni gibi. İşte bu yüzden hep düşünüyorsunuz. Düşünmeden edemiyor ve karanlıkta duramıyorsunuz. Gözlerinizi kapattıktan ne kadar bir süre sonra uyuyorsunuz? Kaçtığınız yüzleşmek istemediğiniz şey nedir? Karanlığı aydınlığa çevirin. Bir şey yoktur karanlıktan başka demeyin, denemediğiniz şeyi deneyin.
Ne kadar da arkadaşınız olsa sizi sevenleriniz olsa, elbiseniz temiz olsa hatta pahalı olsalar hep yalnız kalacaksınız ve karanlıkta. Çünkü dışarıya bakmaya alışan gözleriniz hiç içe doğru bakmadı. Kendinizi hep es geçtiniz. Siz nesiniz? Kim olduğunuz değil ne olduğunuzdan bahsediyorum. Hep limit koyuyorsunuz kendinize çünkü ben şuyum ben buyum diyorsunuz. Benim şunum var bunum var. Ben şunu yapıyorum şu yeteneklerim var. Ben doğruyum ben aydın bir kimseyim. Ben kitap okurum. Beni sevenlerim var, benim sevdiklerim var. Ben güzelim ben yakışıklıyım. Ben ben ben başka bir şey yok, e bende ben diyorum kendime o halde sen mi ben yoksa ben mi benim? Çıkar cebindeki parayı bana yani ben'e ver. Verir misin? Niye vermezsin? Hiç düşündün mü bunu. Vermemen gerektiğini düşündün bugüne kadar ama sebebini hiç düşünmedin. Eğer yoksul olmasaydın hiç düşünmeden verirdin çünkü aslında çok zengin olduğunun farkına varır ve cebindeki üç kuruşun hesabını yapmazdın. Paranın ne kadar önemsiz yada ona verdiğin değer kadar olmadığını anlardın. Zenginlik cebindeki kağıt parçası kadar değildir, ondan ne kadar kolay vazgeçebiliyor olduğundur. Zekat vermekte bundan dolayı sınavın parçasıdır.
Unutmayın amaç sadece sizsiniz. Sizin kendinizi tanımladığınız şeyler değil. Yitip gidecek hiçbir şey siz değilsiniz. Her şeyiniz sizden alındığında ortada kalan şey zenginliğinizi ortaya çıkaracaktır ve tabii ne kadar fakir olduğunuzu. Dağlara bakarken hiç düşündünüz mü acaba içerisinde ne cevherler vardır diyerek? Bastığın yeri toprak diyerek geçme deniliyor değil mi. Basma artık şu kalbine basma. Özgür bırak rahat bırak bir nefes alsın. Ezip durursan hiç yeşerir mi. Bir dakika nefessiz kalsan öldüğünü sanırsın hayatın boyunca kalbini nefessiz bırakıyorsun neden farkına varmıyorsun. Bıkmadınız mı bu zindandan. Daha ne kadar bir eziyet çekmeniz gerekiyor anlamanız için. Gıybet günahtır demişler işte sebebini yazdım. Gıybet ederken başkasına kötülük etmezsin daha doğrusu en başta kendine kötülük edersin. Sınırlarını daraltırsın çünkü. Özgürlüğünü zindan ile takas edersin. Günah denilen kavramda işte budur. Günah senin günahın ve senin yarattığın bir hapishane. Memnun değilsin bu durumdan ancak farkına varamıyorsun. Cahillik bundan başka ne olabilir ki. Şu bedende sıkışıp kaldın be kardeş, kanatların paslandı hatta kanatlarının olduğunu dahi unuttun. Pisliğin o derece çoğalmış ki kanatlarında ağırlık yapıyor uçamıyorsun. Kanatların yapışmış bedenine hareket etmiyorlar.
Güzelsen yaşlandığında gider, paran varsa elbet tükenir, malın varsa elbet eskir, saçların dökülür dişlerin sararır çürür. Mevki sahibi isen yerini başkası alır. Rüya görüyorsan elbet uyanırsın. Karnın toksa yine aç kalırsın. Sağlığın varsa o da kaybolur. Gözlerin görmez olur. Zevk aldığın şeylerden haz etmez olursun. Yataklara düşer perişan olursun. O kadar borcum vardı dersin onları bile düşünemez bir hale gelirsin. Peşinden koştuğun her şey yalan olur. Anan baban ölüp gider, sen ölünce de çocukların anasız babasız kalır. Ne kaldı geriye? Geriye ne kalacak bunu hiç düşündün mü. Yoksa o gün gelsin bakalım mı diyorsun. Gün geldiğinde kalan kalmış olacak bunun geri dönüşü var mı ki. Çizdiğin sınırlar ülken olacak eğer büyükse ne ala küçükse vahim. Cebin delik mi değil mi bilirsin lakin kalbinde ki yüzlerce deliği görmezsin. Dünyalık dedin durdun özgürlük dedin durdun evim şahane dedin kendini avuttun ama dört duvar arasında olduğunu unuttun. Dışarı çıkar hava alırsın sonra hücreye geri dönersin. Evimi çok özlemişim dersin birde üstüne. Bir deprem olsa bildiğin her şeyi unutursun. O kadar şeye sahipsin kaybetme korkusu yerine şükür etmeyi bilmezsin. Her şeyi sağlama almak istersin yitip gideceğinden korkarsın, yahu her gün ölenleri hiç görmez misin. Sıranın en sonunda da olsan yine ölümün seni ansızın yakalayacağını hiç mi düşünmesin. Ben öleceğim dersin hak verirsin bana belki ama onuda geç derim sana. Sen zaten yoksun. Var olduğunu sanıyorsun.
Hayat bir andan ibaret ve bir hayat yok aslında sadece seçim yapman gerekiyor. Zindandan kurtulmak istiyor musun? Bu zindan sonsuza kadar öyle 3-5 sene yatar çıkarım diye düşünme. Bilseydin bu gerçeği hiç hapishaneye düşenlere acır mıydın kendi derdini unutup. Oturup her gün ağlardın. Ama nerede ancak birisi ölmeli ki ağlayasın. Zaman yok kardeş, zaman beynini tüketiyor senin. Şimdiye odaklan bu bir andır. Beynindeki zaman olgusu hızla hareket eden bir cismin fotoğrafını çekmeye benzer. Çektiğini asla göremezsin buğulu çıkar fotoğraf. İşte gerçekleri görmeyişinin sebebi budur. Sen bana dersin ki sen sensin. Kendine de ben benim dersin. Halbuki bende kendime ben derim. Bu ikilik buğulu bir görüntü yaratır, işte zaman kavramına bağlılığının illüzyonu. Şaşı bak şaşır, ne zaman düzgün baktın ki. Bilseydin gerçeği kendini benden üstün tutar mıydın. Ama sen dünyadaki 5 milyar insandan hep daha üstünsün sana göre. Sen yoksun aslında, bende yokum. E o zaman kim konuşuyor diyeceksin, konuşan kimse de yoktur. Bir arabada binlerce parça vardır ama dışarıdan baktığında sadece tek bir görüntü görürsün. Vay ne güzelmiş dersin. E o zaman insanları ayırmanın manası nedir bu böyle şu şöyle diye. Bir parçası eksik olsun o araba yol alır mı. Ancak parça düzgün işlev görmez onu tamir edersin. Benim kötülüğümü ister misin, bana zarar verirsen bu araba düzgün çalışır mı. Baktığın ekranda sayısız atom vardır, ekrana baktığında aklına atomlar mı geliyor yoksa bir görüntü mü görüyorsun. Mikroskopla bak o zaman peki hangi atomun birbirinden farkı var. Adı üstünde atom ve atomlar diyorum. X atomu Y atomu geç bunları kardeş tepeden bak, uzaktan bak her şeye. Bilincin her şeyin ötesinde ama aynı zamanda her şeyi kapsayıcıdır. Her şeyin farkında yalnızca kendisinin farkında değildir. Her şeyin farkında olması aslında sadece kendisinin farkında olmamasından dolayıdır. Çünkü hiçbir şey yoktur o bilinçten başka.
Zor değil bunu yapmak ancak daha önce yapmadığın bir şey olduğu için zor görünebilir. Sadece düşünme, hiçbir şey ve hiçbir şeyi düşünme. Algıla hisset duyumla ama yorum yapmadan gözlemle. Denize girdiğinde nasıl yüzeceğini düşündüğün zaman sadece düşüncelere odaklandığında yüzmek güçleşir hatta imkansızlaşır. Sadece yüzersin kendini salarsın. Düşünmeyi terk eder ve anın keyfini yaşarsın. Düşünmeyi bırak içinde bulunduğun mekandaki ana odaklan. Etrafının ve kendinin farkında ol. Farkında olduğunun da farkında ol. Sen bir şey değilsin sadece bilinçten ibaretsin, bilinç derken dahi kendini tanımlama yapabilirsin bu da seni bir kalıba sokar. Biliş diyelim buna.
Nesnelerden ne farkın var? Bir bardak, bir kalem, klavye, masa, top, çakmak, taş. Ben bir canlıyım diyebilirsin. Canlı olmak nedir? Düşünüyor olmak ise bunu bilgisayarımda yapıyor. Hareket ediyor olman ise dünya sürekli hareket halinde. Kontrol mekanizmasına sahibim dersen evren kontrollü bir şekilde süreklilik halinde. Örneğin uyuyan birisini gözlemle ölü bir kimse ile ne farkı var, ölü kimse yani yok olan. Var olmayan. Bitkilerde canlıdır senin bitkiden ne farkın var? Bu farkı bulmaya çalışırsın ispatlamaya çalışırsın çünkü kendini tanımlamak istersin. Tanımlamayı başaramadığında yok olacağın yanılsamasını yaşarsın. Bu tanımlamayı yapsan ne olacak yapmasan ne olacak? Şuan için bir şey değişecek mi. Neyi anlayacaksın ki. Anladığında ne olacak. Anlamaya çalışma düşünmeyi bırak sadece denizde olduğu gibi yüzmeyi sürdür. Anlarsın anlamasına da beynin bu kandırmacası bitmez ki sürekli yeni çözülmesi gereken şeyleri sıraya sokar durur. Tek bir anlayacağın şey vardır, aynı "zaman"ın bir andan ibaret olduğu gibi ama beyin anlamana mani olmak için bunu "buğulu fotoğraftaki" gibi çokmuş izlenimini yaratır. Her defasında bir şeyleri çözdüğünü çözüme yaklaştığını yada aksine çözülmesi gereken çok şey olduğunu her şeyi çözmenin mümkün olmadığını zannetmeye sebep olur. Beynimizin oyunları bitmez, neyi anlamam gerekiyor, anlamam gereken şeyde nedir diye sorarız bu seferde. Anlamam gereken bir şey yoktur çünkü zihin zaten bir şeyi anlayamaz. Anlamaya çalıştıkça çözmeye uğraştıkça terazinin bir kefeni ağır basar diğer taraf havada kalır. Bir tarafta anlamaya çalıştığım sonsuz sayıda zincirleme sorular silsilesi diğer tarafta anlamaya çalışmadığımda ortaya çıkacak olan kendimle yüzleşmem. Para kazanma hakkında yani bizi paraya ulaştıracak yöntemlerin olduğu bir ton şey okuruz. Bir ton kitapta okuruz hayata dair. Ancak biliriz ki harekete geçmediğimiz zaman okuduklarımız ne kadar çok olursa olsun hiçbir anlam ifade etmez ha okumuşuz ha okumamışız değişen bir şey olmaz. Okuruz okuruz okuruz ama sonunda evet anladım işte yapmam gereken şey bu artık icraata geçme vakti deriz. Bazende icraata koyulduğumuzda yahu o kadar şey okudum ama aklımda bir şey kalmadı deriz. Ancak okuduğumuzu zaten okumuşuzdur tekrar okuyarak yada daha fazla okuyayım diyerek kendimize bahaneler üretiriz. Para nerededir en çok? En az kişinin bildiği yerde daha çok para vardır. Sıradan hale gelmiş yerden çok para kazanamayacağımızı biliriz. Ne yapmamız gerektiğini bilmiyorsak bile yaptığımızın sıradan olmadığını biliyor olmamız bizi doğru yola ulaştıracaktır. Özel bir şey aramıyoruz yapmak için sadece alışkanlıklarımızdan vazgeçiyoruz. - 21-11-2015, 00:04:37Üyeliği durdurulduOndan mı her sektörde olduğu gibi bu sektörde de en büyük üç kağıtçılar dindar geçinenler? AKP yandaş sitelere bir bak nasıl para kazanıyorlar mesela. Daha hayatı öğrenmeden şu güahtır bu caizdir olaylarına girenlerle muhattap dahi olmam. Zeka dereceleri korkunç düzeyde düşük oluyor. Alegorikçilerden kimseye fayda gelmez.
- 21-11-2015, 00:41:02Üyeliği durduruldu
- 21-11-2015, 09:16:37İşim sizleri cahillikten kurtarmak.Cavro adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Bak hayatından memnun olabilirsin, zaten milyarlarca insanın yaptığı şeylerden farksız hareket etmiyor oluşumuz yaptıklarımızın normal karşılanması gerektiğine inandırıyor bizi. Ancak unutma sıradan olan her şey bir sürüye aittir, koyun sürülerinden bir farkın varsa amenna ama farkının olduğunu sanıyor olman kuvvetle muhtemel. Düşünmen ve zeki olman, kendi dilediğin şeyleri yapıyor gibi görünmen bunlar bir aldatmaca. Düşünüyorum o halde varım sözü de insanlığa yutturulan bir şeydir. Varlığını düşünmeden idrak edemiyorsun öyle değil mi, sadece düşündüğün zamanlarda var olduğunu sanıyorsun daha doğrusu düşünerek varlığının açığa çıktığını sanıyor olabilirsin. Zaten bu nedenden dolayı da insanlar düşünmeden uzun bir süre duramazlar. Ne demeye çalıştığımı bilmiyorsun bilseydin yazmazdım. Ancak anlamaman boşa yazdığımı göstermez.
Anlamıyorsun çünkü daha önce hiç farkındalığına varmadığın bir şeyi yazıyorum. Cevap yetiştirerek sürüye uymak yerine ne demek istediğimi çözmelisin. Bir çocukken bilincin ne kadardı ve şimdiye kıyasla aradaki farkı gözden geçir. Çok fark var değil mi. Peki şimdiden sonrası için neler olacağını hiç düşündün mü. Büyüdün ve adam oldun bilincin erişeceği noktaya erişti mi yoksa bunun bir sınırı yok mu. Bunu anlamak için dünyadaki insanları aklına getirebilirsin kendince ama bu şekilde anlaman mümkün değil. Kimi getireceksin ki aklına Einstein mı yoksa başka bir bilim insanı mı, aydın bir kimse mi. Atatürk olabilir. Ama senin bilincin ile onlarınkini mukayese etmen için elinde somut bir şey yoktur, karşılaştırma yapamazsın. Onların icraatları sadece ortaya çıkanlardır yani bilincin üretime katkısı. Düşünmekte işte böyledir seni tanımlamaz sadece bir fikir verebilir azda olsa. Düşünceler bilincinin kalıplaşması şekil almasıdır diyebilirim tam olarak böyle olmasa da. Düşünerek ve icraat yaparak ve ortaya çıkardığın şeylerle başkalarınınkini kıyaslar ve sonrada geri bildirim yaparsın.
Ben çok zekiyim, daha bilgiliyim, o cahil ben değilim, doğrusunu ben biliyorum gibi gibi. İşte bu noktada kendine en büyük haksızlığı yaparsın. Çünkü bu şekilde davranarak kendi sınırlarını belirlemiş olursun ve daha iyisini yapman oldukça güçleşir. Bunu da anlaman kolay değil o yüzden bunun yerine ilk başta şunu deneyebilirsin. Bütün bildiklerini unut kendini bilgili olarak görmek yerine cahil bilgisiz tecrübesiz olarak gör. Sıfırdan başla daima. Bil ve sonra tekrar unut. Hafızasını kayıp etmiş bir insan yerine koy kendini bir süreliğine. Düşünme kavramı bile gerçekleşmez bu sürede çünkü düşünmek hafızaya bağlı bir süreçtir. Ben kimim adım ne sorularını bile soramazsın. Sadece varlığının bilincine erişirsin. Hissettiğin şey bu olmalı. Kendine ihanet etme gerçeğin peşini bırakma. Unutma düşünceler seni tanımlamaz. Toprağın üstünde milyonlarca çeşit bitki yetişebilir ancak hiçbirisi toprağı tanımlamaz. Toprak üstünde her şeyi yetiştirebilir. Rengi farklı, cinsi farklı görünüşü farklı kokusu farklı şeyler. Eğer topraktan bir çiçek çıktığında ben buyum deseydi ne güzel bir şeymişim ben deseydi çiçekten başka bir şey üretmezdi. Sana çok daha fazlasını vaad etmiyorum sadece bir sınır olmadığını bilmelisin. Sınırın olmaması sonsuz derecede şey demek değildir sadece sensin. Senden başka olan biten bir şey yok zaten. - 21-11-2015, 09:27:05O link buranın ziyaretçisini çalmak için yazılmamış, zaten makalenin hepsini paylaşmış nasıl ziyaretçi çalsinki? Diğer makalelerine ulaşmak isteyenler ve makale için sitesinden teşekkür etmek isteyenler için linkCavro adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 21-11-2015, 09:33:32@abcgrup; hocam eş anlamlı kelimeler yazarak 2376 kelime yazmışsın...
yeni nesil zaten 200 kelime okumaktan aciz. Bunun yerine kısa ve anlamlı kelimeler yazarak daha iyi bir vurgu yapabilirsin. Yazdığın makaleyi okuyabilecek pek çıkmayacaktır. Sebebi ise üst taraflarda olan kelimelerin, daha sonraki paragraflar da olması. Tema yazarları da bu şekil çalışır. 10 bin kelimeden 100 kelime çıkarabilmek yazarlık vasfında marifet olarak nitelendirilir.