• 09-09-2009, 05:18:06
    #28
    Bülbül
    Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
    Nihâyet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
    Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;
    Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
    Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
    Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.
    Muhitin hâli 'insâniyyet'in timsâlidir, sandım;
    Dönüp mâziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!
    Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
    Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
    O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
    Ki vâdiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.
    Ne muhrik nâğmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi:
    Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güyâ Sur-ı Mahşerdi!


    -Eşin var, âşiyânın var, baharın var, ki beklerdin;
    Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?
    O zümrüd tahta kondun, bir semâvi saltanat kurdun;
    Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
    Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
    Gezersin, hânumânın şen, için şen, kâinâtın şen.
    Hazansız bir zemin isterse, şâyed ruh-ı ser-bâzın,
    Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkum-ı pervâzın,
    Değil bir kayda, sığmazsın -kanatlandın mı- eb'ada;
    Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrâra dünyâdâ.
    Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perişandır?
    Niçin bir damlacık göğsünde bir umman huruşandır?
    Hayır, mâtem senin hakkın değil...Mâtem benim hakkım:
    Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
    Teselliden nasibim yok, hazân ağlar bahârımda:
    Bugün bir hânumansız serseriyim öz diyârımda!
    Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
    Serâpâ Garb'a çiğnettim de çıktım hak-i ecdâdı!
    Hayâlimden geçerken şimdi; fikrim hercümerc oldu,
    Selâhaddin-i Eyyubi'lerin, Fâtih'lerin yurdu.
    Ne zillettir ki: Nâkuus inlesin beyninde Osmân'ın;
    Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!
    Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzi serâb olsun;
    O kudretler, o satvetler harâb olsun, turâb olsun!
    Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Hân'ın;
    Şenâ'atlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan'ın;
    Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dinin devrilip, taş taş,
    Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!
    Yıkılmış hânumanlar yerde işkenceyle kıvransın;
    Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın!
    Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
    Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!


    Benim şiirim.
  • 23-09-2009, 15:09:43
    #29
    "Hürriyeti aldık!" dediler, gaybe inandık;
    "Eyvah, bu bazicede bizler yine yandık!"
    Cem'iyyete bir fırka dedik, tefrika çıktı:
    Sapsağlam iken milletin erkanını yıktı.
    "Turan ili" namiyle bir efsane edindik;
    "Efsane, fakat, gaye!" deyip az mı didindik?
    Kaç yurda veda etmedik artık bu uğurda?
    Elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda!

    Mehmet Akif Ersoy
  • 02-10-2009, 22:40:10
    #30
    sokakta sâde bir 'âmîn! ' sadâsıdır gidiyor:
    mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.
    basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,
    başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;
    denildi: 'fâtiha! '; âmîni kestiler bu sefer,
    göğüsler inledi, derken, açık duran eller,
    hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;
    deminki zemzemeler bir zaman için dindi.
    duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,
    diyordu:
    - söyleyin allâh için şu merhûmu,
    nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?
    - iyi biliriz!
    -yarın huzûr-i ilâhîde toplanıp hepiniz,
    bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?
    - evet!
    - imâm efendi, helâllık da iste, merhamet et...
    - helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.
    - helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!

    cemâatin yüreğinden kopup 'helâl olsun! '
    nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,
    misâli uğradı evden; fezâda yükseldi
    içerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;
    baş örtüsüyle kadınlargözüktü pencereden:
    -bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen!
    -yıkıldı dostlar evim, barkım... ah gitti kocam! ..
    -dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!
    -tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,
    kızıp da 'ey! ' demiş insan değildi, hemşîre!
    -zavallı remziye! boynun büküldü evlâdım...
    -babam ne oldu?
    -baban... öldü.
    -etme ayşe hanım,
    bu söylenir mi ya? hicrân olur zavallı kıza...
    ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza...
    açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın...

    göründü cumbada baktım ki tombalak, sanşın,
    sevimli bir küçücek kız... beiinde ancak var.
    donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,
    zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.
    benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.
    sefine pâre ki sırtında mevc-i bî-hissin,
    yüzer... önünde ademden nişâne bir engin,
    çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;
    bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?
    cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,
    o tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.
    nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?
    nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?
    bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,
    samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.

    değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:
    sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.
    o tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,
    güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût
    içinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;
    zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.
    bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?
    suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:
    evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,
    vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,
    bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,
    dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!
    ağır ağırgidiyorken cenâze kâfilesi,
    nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.
    çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,
    açıldı dîde-i im'âna perde perde hayât.
    *******
    senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
    ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!
    elinden yok halâs imkânı, mâdâme'l-hayât uğraş...
    o, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. muktedirsen aş! '

    musallâ: müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
    musallâ: ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;
    musallâ: minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
    musallâ-: ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.

    bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,
    bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ'atler.
    civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
    kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!

    babam, kardeşlerim, evlâdım, annem... belki bunlardan
    muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el'ân
    bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im'ân...
    benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!
    serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;
    müşeyyed bürc ü bârülar düşer bir bir, bu taş hâlâ,
    zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;
    bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.

    namaz kılındı; duâ bitti. kârban, yoluna
    düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.
    yarım sâat henüz olmuştu. yolcular durdu;
    demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.
    cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,
    sokuldu servilerin ortasında bir çukura,
    atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur
    kabardı toprağın altında bir an, bir ur!
    evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,
    dönün de arkadakinden sorun fecâ'atini·
    sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak
    ilel'ebed o küçük rûh çırpınıp duracak! ...


    Mehmet Akif Ersoy
  • 22-10-2009, 14:48:25
    #31
    On Dört Asır Evvel
    Ondört asır evvel yine böyle bir geceydi
    Kumdan ayın ondördü bir öksüz çıkıverdi!
    Lakin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler
    Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!
    Neden görecekler göremezlerdi tabii;
    Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi
    Bir kerede mamure-I dünya o zamanlar
    Buhranlar içindeydi bu günden de beterdi.
    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
    Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi!
    Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin.
    Salgındı bugün şarkı yıkan tefrika derdi.
    Derken büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz
    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
    Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sum
    Bir hamlede kayserleri kisraları serdi!
    Aczin ki ezilmekti bütün hakkı dirildi;
    Zulmün ki zeval aklına gelmezdi geberdi!
    Alemlere rahmetti evet şer-i mübini
    Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.
    Dünya neye sahipse O'nun vergisidir hep;
    Medyun ona cemiyyet-i medyun O'na ferdi.
    Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet
    Ya Rab bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

    Mehmet Akif Ersoy....
  • 23-10-2009, 14:22:04
    #32
    Ben şiir yerine kullandığı ve benim çok beğendiğim bir cümlesini yazacağım.
    ''Medeniyet dediğin açmaksa bedeni , desene çöldeki hayvan sizden daha Medeni''
  • 23-10-2009, 14:22:46
    #33
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    Şiir paylaşan tüm arkadaşlara teşekkür
  • 23-10-2009, 14:27:50
    #34
    Harika bir başlık düşüncesi ve şahane paylaşımlar. Kalbten tebrik ediyorum...
  • 23-10-2009, 19:37:25
    #35
    Yarının ilmi nedir, halbuki ? Gayet müdhiş.

    "Maddenin kudret-i zerriyesi" uğraştığı iş.

    O yaman kudrete hâkim olabilsem diyerek,

    Sarf edip durmada birçok kafa binlerce emek

    O'na yükseldi mi, artık, değişir rûy-u zemin;

    Çünkü bir damla kömürden edecekler te' min,

    Öyle milyonla değil, nâ-mütenâhi kudret!..."






    Bu şiiri açıklamak istedim biraz.


    Şiirdeki kudret i zerriye, atom bombası,nükleer enerji anlamında. Ruy-ı zemin ise yeryüzü anlamında.


    Görülüyor ki günümüzün ve geleceğin en önemli teknolojisini, Mehmet Akif Ersoy o dönemki gözlemleriyle öğrenmiş ve şiirleriyle halkımıza anlatmak istemiş.
  • 08-11-2009, 22:21:14
    #36
    Ye's öyle bir bataktır ki,
    Düşersen boğulursun
    Azmine sarıl sımsıkı
    Bak ne olursun