• 03-11-2012, 23:00:33
    #19
    BHCoder adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    kurban ile konunun ilgisi nedir, din alimleri çeşitli yorum yapıyor siz anne karnındaki çocuktan kurbandan örnekler vermişsiniz ne alakaysa



    sadece mantıklı düşünüp kuranının tamamını referans alarak cevap evrilecekse
    tekrar dirilecek olan insan bedeni ve vucudun uzuvlarının hesabı sorulacaktır
    emanet olan bedeni nasıl ne hakla başkasına hangi hakla verebilirsin , caizdir diye fetva vermek yanlıştır, caiz ise neye göre caiz ee biz dirilmeyecekmiyiz ?

    ayet verince cımbız diyorlar bir hadis
    "Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir." (Ebu Dâvud: 3207 - İbn-i Mâce: 1616)
    hadisin açıklamasını istiyorsanız buyurun:

    Alıntı
    2. İslâm Hukuk Prensipleri Açısından
    İslâm hukuku açısından organ naklinin hükmüne, câiz olup olmadığına gelince; çağımızda güncelleşen bu mesele hakkında gerek naslarda gerek klasik fıkıh kitaplarında açık bir ifadenin bulunmayacağı açıktır. Kur'an ve Sünnet gerekli gördüğü bazı konularda ayrıntılı hükümler koymakla beraber, genelde her hukukî olaya ayrıntıyla inmeyip, bütün devir ve dönemlerde ortaya çıkabilecek problemler için geçerli birtakım ilke ve ölçüler koymakla yetinmiştir. Bu, Kur'an ve Sünnet'in kıyamete kadar müslümanlar için kaynak ve ölçü olmasının tabii sonucudur. Klasik fıkıh kitapları da, Kur'an ve Sünnet ışığında kendi devirlerinin problemlerini çözmüş, müslümanlara günlük yaşayışları için kılavuzluk etmiş, onlara yardımcı olmuştur. Bu duruma göre, günümüzdeki organ naklinin hükmünü, nasların ve İslâm hukukçularının benzeri olaylar karşısında gösterdiği tavıra ve gözettiği gayeye bakarak kavramak mümkündür.
    Kur'an'da (el-Bakara 2/173; el-Mâide 5/3; el-En`âm 6/119, 145) ve hadislerde (Müsned, V, 96, 218; Ebû Dâvûd, "Et`ime", 36) insan hayatını tehdit eden bir açlık ve zaruret halinde haram fiillerin mubah hale geleceği ve günahın kalkacağı bildirilmiştir. İslâm ölüye değer vermekle birlikte, insana ve hayata daha çok değer vermiş, hayatı korumayı dinin beş temel maksadından biri saymıştır.
    İslâm hukukçuları da hayatı tehdit eden açlık zarureti karşısında kalan kimsenin ölü insan eti bile yiyebileceğini, tedavi maksadıyla haram ve necis şeyleri kullanabileceğini, kemik, diş, kan gibi insan parçalarıyla tedavi olabileceğini, yavruyu kurtarmak için ölen annenin karnının yarılabileceğini, yutulmuş mücevher gibi değerli bir malı çıkarmak için ölünün karnının açılabileceğini belirtmişlerdir. İslâm hukukçularının bu ve benzeri fetvaları günümüzdeki organ nakline bir hayli ışık tutmaktadır. Ancak bu gibi durumlarda belirtilen çözümleri benimsemeyen fakihler de vardır.
    Çağdaş İslâm bilginleri ve fetva kuruluşları, ölüden (kadavra) tedavi maksadıyla organ alınmasına ve hastaya nakledilmesine, çeşitli gerekçelere istinaden cevaz vermişlerdir. Bu cümleden olarak, ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu daha önceki kararlarının yanı sıra 03.03. 1980 tarih ve 396/13 sayılı kararı ile, belli şartların bulunması halinde ölüden diriye organ naklinin câiz olduğuna fetva vermiştir. Aynı şekilde Küveyt Evkaf ve Din İşleri Başkanlığı'na bağlı Fetva Kurulu'nun 24. 12. 1979 tarih ve 132/79 sayılı, 14.09.1981 tarih ve 87/81 sayılı kararları ile, Suudi Arabistan'da faaliyet gösteren Dünya İslâm Birliği'ne bağlı Fıkıh Akademisi'nin ve Mısır'daki Ezher Fetva Kurulu'nun kararları ve İslâm Konferansı Teşkilâtı'na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi'nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı kararı da bu yönde olup, bu kararda ölüden organ nakli belli şartlarla câiz görülmektedir. Çağdaş İslâm bilginlerinin büyük bir kısmı da ferdî olarak bu paralelde fetva vermiştir.
    Yukarıda işaret edilen kurullar ve şahıslar, ölüden diriye organ naklinin câiz olabilmesi için şu şartların bulunması gerektiğini belirtirler:
    1. Organ naklinde zaruretin bulunması,
    2. Konunun uzmanlarında hastanın bu tedavi ile iyileşeceğine dair güçlü bir kanaatin oluşmuş bulunması,
    3. Ölümünden önce kendisinin veya ölümünden sonra mirasçılarının onayının alınmış olması,
    4.Tıbbî ve hukukî ölümün kesinleşmiş olması,
    5. Organın bir ücret ve menfaat karşılığında verilmemiş olması,
    6. Alıcının da buna razı olması.
    Söz konusu kurullar ve bilginler, ölüden organ nakline fetva verirken genellikle, zaruret halinde haramı işlemeye, necis ve haramla tedavi olmaya ruhsat veren nasları ve bunlardan kaynaklanan fıkhî kuralları ve ictihadları delil olarak göstermektedirler. Ayrıca, zaruretteki kimsenin ölü insan etinden yiyebilmesi, deve idrarıyla tedavi olabilmesi, ipek ve altın kullanabilmesi, insan vücuduna ölünün kemiğinin veya dişinin takılabilmesi, cenini kurtarmak için ölü annesinin karnının yarılabilmesi, annenin hayatını kurtarabilmek için karnındaki ölmüş ceninin parçalanarak çıkarılabilmesi gibi ruhsat hükümlerini örnek göstererek bunların gerekçelerini esas almaktadırlar.
    Ölüden organ naklini câiz görmeyen bazı çağdaş bilginler ise, insan ölüsünün saygınlığını ve dokunulmazlığını, "Ölünün kemiğini kırmak, diri iken kemiğini kırmak gibidir" meâlindeki hadisi (Ebû Dâvûd, "Cenâiz", 60; el-Muvatta', "Cenâiz", 45), cismanî haşir ve organların şahitliği inancını, hilkati (aslî yaratılış) bozmanın câiz olmaması ilkesini gerekçe göstermektedir. Ancak bu görüşün ve dayanaklarının, İslâm'ın yukarıda zikredilen ilke ve gayeleri karşısında daha zayıf kaldığı açıktır.
    Diriden diriye organ naklinin hükmüne gelince; bazı çağdaş İslâm bilginleri ve fetva kurulları belli şartlarla buna da cevaz vermişlerdir. Bu cümleden olarak Küveyt Evkaf ve Din İşleri Bakanlığı'na bağlı Küveyt Fetva Kurulu'nun 24.12.1979 tarih ve 132/79 sayılı kararında Suudi Arabistan'daki Dünya İslâm Birliği'ne bağlı Fıkıh Akademisi'nin 19-28 Ocak 1985 tarihinde Mekke'de düzenlenen VIII. Dönem Toplantısı'nda alınan kararlarda ve İslâm Konferansı Teşkilâtı'na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi'nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı 20.03.1990 tarih ve 6/5-8 sayılı kararlarında diriden diriye organ nakli, belli şartlarla câiz görülmüştür. Bunun cevazı için ileri sürülen şartlar ise şunlardır:
    1. Zaruretin bulunması,
    2. Vericinin izin ve rızâsının bulunması,
    3. Organın alınmasının, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacak olması ve bu durumun tıbbî raporla belgelendirilmesi,
    4. Konunun uzmanlarında operasyon ve tedavinin başarılı olacağına dair güçlü bir kanaat oluşmuş bulunması,
    5. Yeterli tıbbî ve teknik şartların bulunması,
    6. Organ vermenin ücret veya belli bir menfaat karşılığı olmaması.
    Bu fetvanın dinî dayanağı olarak yukarıda zikredilen deliller, özellikle "Kim bir insana hayat verirse, bütün insanlara hayat vermiş gibidir" (el-Mâide 5/32) ve "İyilik ve takvâ üzere yardımlaşınız" (el-Mâide 5/2) meâlindeki âyetler ile yardımlaşmayı, dayanışmayı, fedakârlığı, zararı önleyip faydalıyı hâkim kılmayı emir ve tavsiye eden hadisler gösterilmektedir.
    Diriden diriye organ naklini câiz görmeyen çağdaş İslâm bilginlerinin sayısı, ölüden organ nakli konusundakine göre biraz daha fazladır. Bu görüşün sahipleri gerekçe olarak da, insanın kendi organlarına mâlik olmadığını ve onlar üzerinde tasarruf yapma hakkının bulunmadığını, insanın saygıdeğer ve dokunulmaz olduğunu, organ naklinin hilkati (aslî yaratılış) değiştirdiğini, iki taraf için de denk bir tehlike teşkil ettiğinden bunun zararın zararla giderilmesi kabilinden olduğunu ileri sürmektedirler.
    Ancak, diriden alınan her organ ve dokunun aynı sonucu doğurmadığı ve aynı derecede hayati tehlike, sağlık bozukluğu veya görünüm çirkinliği meydana getirmediği açıktır. Vericiyi riske sokmadığı, sağlığını veya görünümünü bozmadığı takdirde, tıbbî verileri esas almak ve organ nakline zarureten başvurulan alternatifsiz bir tedavi yöntemi olduğu sürece olumlu bakmak, herhalde İslâmî prensiplerle ve dinî hükümlerin amaçlarıyla daha uyumlu bir tavır olacaktır.
    Öte yandan, kişiye kendi vücudundan organ veya doku nakli meselesi önemli tereddütlere yol açmamış; İslâm Konferansı Teşkilâtı'na bağlı olan İslâm Fıkıh Akademisi'nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı kararında, sağladığı yarar, getireceği zarardan fazla olmak, biyolojik veya psikolojik açıdan kişiyi sıkıntıya sokan bir kusur veya rahatsızlığın giderilmesi amacına yönelik bulunmak şartıyla bu tür tıbbî operasyonların câiz olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık aynı kararda, kişinin hayatiyetine son veren, yine hayatiyetine son vermese de vücudun temel fonksiyonlarından birini tamamen sona erdiren organ yahut organların alınması yoluyla diriden diriye organ naklinin câiz olmadığı vurgulanmıştır.
    Hayatı, ölümü ve ölüm ötesini tabii birer hadise ve kademe olarak tanıtıp anlamlı hale getiren İslâm dininin dünyada insanların fert ve toplum olarak sağlık, huzur ve güven içinde yaşamasına önem verdiği, bunu sağlayıcı tedbirlerin bir kısmını emrettiği, bir kısmını da insanların çaba ve inisiyatiflerine bırakıp ilke olarak teşvik ettiği bilinmektedir. Böyle olunca müslüman toplumların, yeni bir tedavi yöntemi olan organ nakli konusunda başlangıçta mütereddit davranması, hatta toplumsal refleksle karşı bir tavır sergilemesi ve bu konuda birtakım dinî gerekçeler üretmesi mâkul karşılanabilir. Bu tarz bir direnç, geleneksel toplumların her bir yenilik karşısında dağılıp parçalanmasını önleyici ve toplumsal yapıyı koruyucu bir sigorta işlevi de görmektedir. Ancak, organ naklinin artık alternatifsiz bir tedavi yöntemi olarak insanları hayata döndürdüğü görüldükten sonra bu tereddütlerin ve çekimser tavrın terkedilmesi, hatta bu yönde ciddi adımların atılması, kamuoyu oluşturulması ve bunu sağlayacak kurumların kurulması gerekir. İnsan hayatına çok değer veren bir dinin mensubu olan müslümanların bu konuda dünyaya öncülük ve örneklik etmesi bile beklenir.
    kaynak: http://www.diyanet.gov.tr/yayin/basi...ayfa=11&yid=36
  • 03-11-2012, 23:09:54
    #20
    Üyeliği durduruldu
    cumhuriyet adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    hadisin açıklamasını istiyorsanız buyurun:


    kaynak: http://www.diyanet.gov.tr/yayin/basi...ayfa=11&yid=36
    burada neyi vurgulamak istiyorsun ben onu anlamıyorum
    açıklama yaptım, dirilmeyecekmiyiz ?

    ancak siz olaya yüzeysel bakınca bu şekilde oluyor

    hayatta iken bağışlanan organ farklıdır
    ölünce farklıdır

    hayatta iken kararı verip organ bağışlama konusunda zaruri olarak çeşitli söylemler var, din adamları bile tam karar verememiş , diyanet ne kadar sahih bilgi verebilir, örtünmek farzdır ön şart değildir diyorlar mesela kendileri.

    ölmeden önce kişi organ bağışlamak için karar verebilir veya bağışlayabilir(bunu yukarda belirttim)

    ancak öldüğünde kararı kim verecek , ölmüşsün

    hanefi meshebinde evli olan eşlerden biri öldüğünde erkeğin kadının avret yerlerine bakması caiz değildir mesela

    din bu konularda bu kadar hassasken , öldüğünde kararı neye göre kime göre vereceksin ? ölmüşsün, ölü insan karar verebilir mi veremez.


    diyanette kaynak vereceğinize kendinize sorun , öldüğümde kararı ben nasıl vereceğim, kime göre neye göre ?
    tekrar dirilmeyecekmiyim , bana emanet olan vücudumun hesabı bana sorulmayacak mı

    kısaca ölünce organ bağışı ve hayatta iken bağış şeklinde konu detaylandırılabilir

    konu hakkında caiz diyen din adamlarıda kendilerine göre yorum yapıyor, yani birisi caiz değildir dese caiz diyen kadar kaale alınmalı , çünkü kesin bir bilgi yok bu konuda, sadece tekrar dirileceğimiz ve vücudun hesabı bizden sorulacağı gerçeği vardır

    konu daha kapsamlı ancak anlaşılacağına inanıyorum
  • 03-11-2012, 23:15:07
    #21
    BHCoder adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    burada neyi vurgulamak istiyorsun ben onu anlamıyorum
    açıklama yaptım, dirilmeyecekmiyiz ?

    ancak siz olaya yüzeysel bakınca bu şekilde oluyor

    hayatta iken bağışlanan organ farklıdır
    ölünce farklıdır

    hayatta iken kararı verip organ bağışlama konusunda zaruri olarak çeşitli söylemler var, din adamları bile tam karar verememiş , diyanet ne kadar sahih bilgi verebilir, örtünmek farzdır ön şart değildir diyorlar mesela kendileri.

    ölmeden önce kişi organ bağışlamak için karar verebilir veya bağışlayabilir(bunu yukarda belirttim)

    ancak öldüğünde kararı kim verecek , ölmüşsün

    hanefi meshebinde evli olan eşlerden biri öldüğünde erkeğin kadının avret yerlerine bakması caiz değildir mesela

    din bu konularda bu kadar hassasken , öldüğünde kararı neye göre kime göre vereceksin ? ölmüşsün, ölü insan karar verebilir mi veremez.


    diyanette kaynak vereceğinize kendinize sorun , öldüğümde kararı ben nasıl vereceğim, kime göre neye göre ?
    tekrar dirilmeyecekmiyim , bana emanet olan vücudumun hesabı bana sorulmayacak mı

    kısaca ölünce organ bağışı ve hayatta iken bağış şeklinde konu detaylandırılabilir

    konu hakkında caiz diyen din adamlarıda kendilerine göre yorum yapıyor, yani birisi caiz değildir dese caiz diyen kadar kaale alınmalı , çünkü kesin bir bilgi yok bu konuda, sadece tekrar dirileceğimiz ve vücudun hesabı bizden sorulacağı gerçeği vardır

    konu daha kapsamlı ancak anlaşılacağına inanıyorum
    okumanız gerek. okuyun anlayın efendim. okuma alışkanlığınız yok herhalde? sorunuzun cevabı orada.
  • 03-11-2012, 23:16:43
    #22
    Üyeliği durduruldu
    cumhuriyet adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    okumanız gerek. okuyun anlayın efendim. okuma alışkanlığınız yok herhalde? sorunuzun cevabı orada.
    ben ne diyorum sen ne diyorsun, okumamış olsam diyanetin açıklamasını açıklama gereği duymam zaten, siz okuyun önce yazdıklarımı
  • 03-11-2012, 23:21:16
    #23
    BHCoder adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    ben ne diyorum sen ne diyorsun, okumamış olsam diyanetin açıklamasını açıklama gereği duymam zaten, siz okuyun önce yazdıklarımı
    değerli kardeşim benden ne cevap bekliyorsun?
    senin görüşüne göre, eğer kesin bir caiz değildir hükmü verilemeyecekse kesin bir caizdir hükmü de verilemez. şuan için tek bir doğru cevap var o da ulemanın birleşip fetva verdiği cevaptır. o da apaçık belli. adres diyanet işleri.

    tarikatçıların yazdıklarını kabul ederek bir sonuca ulaşmak istiyorsan senin kararın.
  • 03-11-2012, 23:24:24
    #24
    Üyeliği durduruldu
    cumhuriyet adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    değerli kardeşim benden ne cevap bekliyorsun?
    senin görüşüne göre, eğer kesin bir caiz değildir hükmü verilemeyecekse kesin bir caizdir hükmü de verilemez. şuan için tek bir doğru cevap var o da ulemanın birleşip fetva verdiği cevaptır. o da apaçık belli. adres diyanet işleri.

    tarikatçıların yazdıklarını kabul ederek bir sonuca ulaşmak istiyorsan senin kararın.
    aklın almayacak kadar kişinin fetvasını dinledim bu konuda, kişileri tarikatçı, atatürkçü, cumhuriyetçi, diye ayırmam ben düşüncelerini fikirlerini dinlerken

    anlatabilmişimdir umarım

    diğer yazdığım mesajlar açık ortadadır, islam dünyası karar verememiş diyaneti bu konuda referans gösteriyorsunuz

    aşağılamayın insanları tarikatçı diye, aşağılarlar
  • 03-11-2012, 23:27:16
    #25
    BHCoder adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    aklın almayacak kadar kişinin fetvasını dinledim bu konuda, kişileri tarikatçı, atatürkçü, cumhuriyetçi, diye ayırmam ben düşüncelerini fikirlerini dinlerken

    anlatabilmişimdir umarım

    diğer yazdığım mesajlar açık ortadadır, islam dünyası karar verememiş diyaneti bu konuda referans gösteriyorsunuz

    aşağılamayın insanları tarikatçı diye, aşağılarlar
    yaşınız kaç bilmiyorum ama üslubunuzu düzeltmenizi tavsiye ederim.
  • 03-11-2012, 23:29:39
    #26
    Üyeliği durduruldu
    cumhuriyet adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    yaşınız kaç bilmiyorum ama üslubunuzu düzeltmenizi tavsiye ederim.
    üslubumda ne var ? ne rahatsız etti sizi
  • 03-11-2012, 23:31:22
    #27
    BHCoder adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    üslubumda ne var ? ne rahatsız etti sizi
    yazdığınız yazıyı göndermeden önce bir kez daha okuyun, report ettim zaten.