Hayatınızı değiştiren bir dua?
17
●1.256
- Bugün, 02:01:12Üyeliği durdurulduÇok şükür her gece kuran meali dinleyerek uyurum. Çok az şükrediyoruz gerçekten. İnanmayanlara da laf atmak haddim değil ateist arkadaşım da var ama Allaha şükür ben inanıyorum çünkü hiç bir suç cezasız kalmaz. Şimdikiler de bebekler ölüy*ur neden helak etmiyor diyor. Tamam da kuran da ahirette ceza var diyor her günah işleyeni allah hemen yok etse cehenneme kim girecek.
- Bugün, 02:06:50Abdülkadir Geylani'den nakledenden naklederek.. İnsan bir derde,çıkmaza düştüğünde bazı aşamalardan geçer
Birinci aşama, ego savunması: İnsan başına bir iş gelirse önce kendi kurtulmaya çalışır, bu ilk tepkidir. Kişi kendi zekâ, beceri ve planlarıyla krizi aşmaya uğraşır; çünkü benlik buna inanmak ister. “Benim hayatım, benim sorunlarım benim kontrolümde, ben çözerim” der. Tüm planlar patlayıp kişi çaresiz kalınca diğer aşamaya geçer.
İkinci aşamada etrafa koşmaya başlar. Sorun paraysa parası olanlara, hastaysa doktorlara koşar ve sebeplere sarılır (sebeplerin ilahlaştırması kastı ile). Telefonlar ve çevrenin ya da koştuklarının gücü de yetmeyince üçüncü aşama başlar.
Üçüncü aşamada kişi Allah’a döner. Ancak buradaki dönüş saf değil, pazarlığa dayalı bir dönüştür. Kişi yalvarmaya başlar, dua eder, ibadet eder, tüm ihtiyaçlarını ister. Çıkara dayalı da olsa içinde reddedilir miyim korkusu ve acaba kurtarır mı ümidi ile sevinerek buna devam eder. Ancak benlik hâlâ ortadadır: “Beni kurtar, bana ver, benim bu işimi çöz, şunu yaparım” gibi Yaratıcı’yla teslimiyet olmaksızın talepler sıralar. Yani hâlâ sorunun çözümünü talep eder, sorunu vereni değil.
Ve dua eder, dua eder, yalvarır ve o dehşet verici ana gelir: duaların sonucunda hiçbir şey olmaz. Kişi en büyük kırılma noktasını burada yaşar ve bu hâlden de bıkar. Yaptığı dua ve ibadetlerin işe yaramadığını düşünerek, diğer arayışları gibi dua da dahil her şeyi terk eder.
Artık sözün bittiği yerdedir. Tasavvufta buna inkıta denir. İnkıta, yani kopuş; kulun “ben yapabilirim” iddiasının tamamen iflas ettiği an, “kendi gücüm bitti, çevremin olanakları, dünyanın olanakları bitti, hatta dualarım bile bitti” dediği andır.
Modern insanın intiharı düşüneceği bu aşama için Geylani “hayır” diyor; asıl film burada başlıyor. Neden duaların kabul olmadı, neden o sessizliği yaşadın? Çünkü aradan çekilmen gerekiyordu. Sen direksiyonda olduğun sürece O müdahale etmedi. Ne zaman ki ellerini direksiyondan çektin, ne zaman ki benden, benlikten pes dedin, işte o zaman kader-i ilahi devreye girdi.
Geylani bu teslimiyeti, yani “fena” hâlini anlatmak için bazı metaforlar kullanıyor.
Birinci metafor, gassal ve meyit: Yıkayıcı elindeki meyite benzer, kendinden bihaber. Onlar istediğini yapar; ölü hiç yıkayıcıya itiraz eder mi, “su sıcak” der mi, “beni sağa değil sola çevir” der mi? Hayır, tam olarak teslimiyet hâlindedir. İşte iptilanın, yani belanın zirve noktasında insan bu hâle gelir, başına gelen olaylara itiraz etmeye gücü kalmaz. Ve paradoksal bir şekilde huzur burada başlar; çünkü direnç yoksa acı da yoktur, acı gerçeğe direnmekten kaynaklanır.
İkinci metafor, top: Bir top gibi gayri ihtiyari sağa sola yuvarlanır. Hayat sopası vurdukça bir o yana bir bu yana yuvarlanırsın. Dışarıdan bakanlar senin perişan olduğunu sanar, “adama bak, ne hâllere düştü” derler. Ama sen artık toptaki bilince sahipsin; bilirsin ki topa vuran rastgele vurmuyor, seni kaleye, gole, yani vuslata götürmek için vuruyor.
Üçüncü metafor, bukalemun: Bukalemun gibi renkten renge geçer, kaderin her rengine uyum sağlar. Allah seni fakirlikle boyar, şikâyet etmezsin; zenginlikle boyar, şımarmazsın; hastalıkla boyar, inlemezsin.
Peki sonuç ne, bu kadar acı boşuna mıydı? Hayır. O benlik duvarı yıkıldığında, yaranın oluşturduğu çatlaktan içeriye muazzam bir ışık dolar. Geylani Hazretleri bu hâlin sonunu şöyle müjdeliyor: “Bu hâlle güzelleşir, bununla hoş olur ve sakinleşir.”
Modern insanın arayıp da bulamadığı o şey: sükûnet. İlaçlarla, terapilerle, tatillerle aranıp bulunamayan o iç huzur neden geldi? Çünkü artık sonucunu kontrol etmeye çalışmadığın bir hayat yaşıyorsun. Ve en önemlisi, kuvvetini Hak’tan alıyor, O’na tevekkül ediyorsun; böylece Hakk’ın çeşitli ilimlerini öğreniyorsun.
Eskiden kişi cılız kendi gücüyle savaşıp yoruluyordu; şimdi ise kâinatın sahibinin gücüyle donanıyor. Artık sen yoksun, O var. Ve O’nun olduğu yerde yenilgi yoktur, O’nun olduğu yerde korku yoktur.
Tasavvufta buna seyr-i sülûk denir. Seni öldürmeyen acı seni sadece güçlendirmez, seni yıkılamaz kılar. Bu bir hâl edinme yolculuğu, teslimiyet yolculuğu.
İşler ters gittiği anda ilk tepkini, öfkeni, plan yapmalarını durdur. Sadece dur ve kendine şunu sor: “Şu an çırpınıyor muyum, yoksa yıkayıcının elindeki meyit gibi sakin miyim?” O sessizliği yakala; o anda Allah’ın konuştuğunu duyacaksın. - Bugün, 02:12:45Üyeliği durdurulduAhiret İnanç değil varsaymaktır. İnanç delil gerektirir. Ahiretin varlığına hiçbir delil yoktur. Boş sözler dışında, Yahudinin uydurduğu 3 dinin üretimi hikayeler iddialar ve tanrıya atılan iftiralar dışında hiç birşey yok ortada.polemiyk adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- Bugün, 02:19:37Üyeliği durdurulduBilimden önce kuranda yazana bilgiler delil değil mi cidden tartışacak değilim inanmassan inanma sana niye inanmıyorsun dedim mi yok. Şükür ben inanıyorum inananlardan da allah razı olsun. Nası bir delil istiyorun tam olarak? Ne söylesek bilimle alakalı diyeceksiniz. Hadi insan evrimle oldu neden hala yeşermiyor evrimle olan insanlar sadece bir kereye mi mahsustu. O gelişmiş olan bilim inan yaratsın. Hadi herkes atomla meydana geldi neden herkesin beyni kopya değil yada neden beyin var. Jsjsjsj kanıtmışprofessionalist adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- Bugün, 09:56:30Dini içerik görüyorsun, içeri giriyorsun neticede inanç meselesi, içinde hemen inkar edenler, dalga geçenler.
Söz kendilerine gelince "saygı duymuyorsunuz" diyenler vs vs hiç değişmedi. Kimse sizden tavsiye istemiyor, inanıyor musun diye sormuyor, sorulanlar, konuşulanlar inananlar için. Cevplama hakkı da onların. Ama tam tersi olunca da en büyük sesi yine bunlar çıkartıyor bana saygı duymuyorsunuz diye, size laf atan yok ki zaten siz her yerde olma ihtiyacı duyuyorsunuz. - Bugün, 13:19:29Üyeliği durdurulduTamam bunlar ayetlerin ortaları devamında azaplardan bahsetmiyor mu bu mu sence sadeceprofessionalist adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- Bugün, 13:33:19Üyeliği durdurulduBakara Suresi 47. ayette geçen "Sizi âlemlere/diğer topluluklara üstün kıldım" ifadesi, ırksal veya genetik bir üstünlüğü ifade etmez. İslam inancında ve Kur'an tefsirlerinde bu ayetin taşıdığı anlam şu temel esaslara dayanır:professionalist adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
1. Zamansal ve Dönemsel Üstünlük
Ayet, İsrailoğullarının geçmişte, kendi yaşadıkları dönem ve coğrafyadaki topluluklara üstün kılındığını vurgular. O dönemde yeryüzündeki halkların çoğu putperestlik ve şirke batmışken, İsrailoğulları kendilerine gönderilen peygamberler vasıtasıyla tevhid inancına (tek Tanrı inancına) sahipti.
2. İnanç ve Görev Üstünlüğü
Bu üstünlük; soy veya kan bağından değil, kendilerine ilahi kitap verilmesi, içlerinden peygamberler çıkarılması ve vahye muhatap olmaları sorumluluğundan kaynaklanır. Hak dine tabi oldukları sürece bu manevi imtiyaza sahip olmuşlardır.
3. Koşullu Bir Nimet ve Sorumluluk
İslam'da hiçbir topluluğa mutlak veya sonsuz bir üstünlük tanınmaz. Nitekim devam eden ayetlerde İsrailoğullarının verdikleri sözleri bozmaları, peygamberlerine karşı gelmeleri ve emredilen yoldan sapmaları sebebiyle bu ayrıcalığı kaybettikleri ve zillete düştükleri belirtilir. - Bugün, 13:58:09Saygı ve sevgi kurallarını hiçe saymadan. Birbirinizin inançlarını ve hür iradelerine saygı duyarak tartışacaksanız konu açık kalacak. Buna riayet etmediğiniz müddetçe konu kapanır, mesajınız silinir. Her inanca, her fikre saygımız var. Ancak forum içerisinde birbirinize olan saygısızlığa maalesef yönetim müdahil olmak zorunda kalıyor.
Hakaret içeren mesajlarınızı düzenleyip birbirinizden özür dilemek için vaktiniz var. Zira dünyadaki kısıtlı vaktinizi kalp kırmaya harcamak yerine başka güzel işlere ayırabilirsiniz. Bu lafım bir kişiye değil hepinize. Hakaretli tartışmayı başlatanada, devam ettirenede.
