Hangi kutuya neyi koyduğun, aslında hangi anını, hangi alışkanlığını, hangi duygunu yanında götürmek istediğinle alakalı.
Şu an taşınma sürecindeyim, rotam Karadağ.
Bir yandan yeni bir ülkede yeni bir hayat kurma heyecanı, bir yandan da acaba geride bıraktıklarım için özlem ağır basacak mı? sorusu.
İnsan fark ediyor ki nakliye firmaları eşyaları taşıyor ama duyguların nakliyesi tamamen bize ait. 🙂
Kutuları kapatırken fark ettim, bazı şeyler gerekli olduğu için değil, alışkanlık olduğu için yanımda gidiyor.
Bazılarını da gözüm kapalı bırakıyorum, çünkü yeni bir başlangıçta yük olmak istemiyor insana.
Bu noktada taşınmanın aslında bir terapi gibi yanı var; sadeleşiyorsun, gereksizleri bırakıp gerçekten değer verdiklerini seçiyorsun.
Karadağa gitme fikri ise başlı başına farklı bi enerji katıyor. Daha sakin, daha minimalist bir yaşamın mümkün olabileceğini bilmek insana motivasyon veriyor.
Taşınma sürecinde bazen insan neden uğraşıyorum ki diye yorulsa da, içgüdüsel olarak bir yenilik ve çaba arayışı var.
Yeni yerde huzuru ve kök salmayı arıyoruz aslında.
Kısacası; taşınmak, eşyaların değil, alışkanlıkların ve anıların içsel nakliyesi.
Kimi zaman zor, kimi zaman yorucu ama her zaman dönüştürücü bir deneyim.
Karadağa gidiş sürecinde bu duygular daha da yoğunlaşıyor. Burada paylaşmak istedim, belki sizin de taşınırken yaşadığınız benzer hisler olmuştur.
Sonuçta nakliye sadece kamyon işi değil, biraz da kalp işi.