Öğretmenim bu anlattıklarınız gerçek hayatta ne işimize yarayacak?
gibi olmuş sorununuz.
Dünyaca ünlü bir yazar varmış. Adı, bilgisi bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye yayılmış. Büyük yazarların sohbetlerinde adı konuşulurmuş. Adı o kadar ün salmış ki, ingiltere kraliçesinin kulağına kadar gitmiş. Kraliçe bir gün onu güneşin batmadığı krallığa akşam yemeğine davet etmiş. Sarayın etrafı insanlarla dolup taşmış, küçük büyük binlerce yazar bu görkemli yazarı görmek için beklemeye başlamışlar.
Ünlü yazar sarayın kırmızı halısında ingiliz karşılama bölüğünün önünden geçerken halk çığlıklar atıp, güller saçıyormuş yoluna. Saray muhafızları zorlukla durduruyormuş heyecanlı halkı. Kraliçe ve lordlar kamarası üyeleri yemek masasında hazır bulnuyorlardı. Yuvarlak masa şovelyelerinin masasında, destansı tarih eşliğinde, en iyi müzisyenlerin bestesiyle, sayısız uşağın hizmetiyle başlamış yemek.
Kraliçe yazara doğru başını saygıyla eğip, yüzyıllık şarapla dolu kristal kadehine çatalıyla üç kez vurup dikkatleri toplayınca sormuş;
"Bu üne sahip olmayı neye borçlusunuz"
Yazar, bıyıklarının altından hafif tebessüm ederek;
Bildiğiniz tüm yazarların, tüm sanat dallarının, tüm akımların içeriğini biliyorum. diyerek cevaplamış.
Kraliçe hayranlıkla soruyu değiştirmiş.
Yazdığınız bir kitabın adını lütfeder misiniz?
Yazarın yüzünde küstah bir ifade belirmiş.
Hiç bir şey yazmadım. demiş.
Yuvarlak masada bir anda buz gibi hava dolaşmış. Kraliçenin ağzı açık kalmış. Başka soruya geçmiş.
Hiç bir şey yazmadan nasıl ünlü bir yazar oldunuz?
Yazar yine küstahça cevaplamış.
Sayın kraliçe, siz hiç bir yer fethetmediniz ama birleşik krallığın kraliçesi oldunuz. Siz nasıl olduysanız ben de öyle oldum demiş.
Kraliçe sinirlenmiş, ben atalarımın başarılarını taşıyorum, onların topraklarına sahip çıkıyorum, demiş.
Yazar, ben de öyle yapıyorum zaten diyerek küstahlığını sürdürmüş.
Kraliçe sonunda anlamış ve kocaman bir kahkaha savurmuş, sesi avam kamarasında yankılanmış.
---
Hikayede ki, bilmeceyi çözerseniz sorununuz çözülür.
Hikayeyi uydurdum