HazBusiness adlı üyeden alıntı:
mesajı görüntüle
Agresifliğim sana değil son dönemde yutturulmaya kalkılan alfa erkeklik ideali ve buna uydurulan vasıfsız bazı antropolojik gerçeklerin temel alınması.
İnsanlık kültüründe yaşanan şeye TRADE-OFF denir
Yani sınırlamalar yüzünden yeni bir kazanım için varolan kazanımların bazılarından vazgeçmelktir.
Eğer hala avcı toplayıcı olsaydık neslimiz çoktan tükenmiş olabilirdi.
Soğukta üşümeyi, aç kalmayı çok idealize etmişsin, o soğukta üşümek donarak ölmek, aç kalmak da yamyalığa evrilmek anlamına geliyor.
Dünyada yamyamlığın sık görüldüğü kültürler kalori hesabı ile yiyeceğin çok kıt bulunduğu yerlerdir.
Yani eskiden el becerisi gerekiyordu, çünkü köyde kerpiçten ev yapabilmek, tezekten yakacak yapmak, tarlaya sulama için kanal yapabilmek gerekiyordu.
Şimdi el becerisinden ziyade zihin becerisi gerekiyor. Artık eller klavye kullanmaya ve çizim kalemi tutmaya yarıyor.
Çünkü 3D printer elden daha hassas baskılar üretebiliyor.
İçinde yaşadığımız kültür bir anda bu hale gelmedi.
Yüzyılların ve bin yılların sonucunda bu haldeyiz.
Ama son 50 senedir hızlanan bir ivme ile değişiyoruz ve genetik evrimimiz bunu yakalayamıyor.
Son 100 yıldır insanın genetik evrimi neredeyse durmuş yerine kültürel evrim gelmiştir.
Artık daha soğuğa dayanıklı nesillere ihtiyacımız yok boru hatları ile gaz götürüp en soğuk memleketlerde kısıtlı ortamları ısıtabiliyoruz.
Yani modern hayat insanın doğasına aykırı, insanın doğasında testosterone var demek aslında mağara insanını idealize etmek demek.
Evet 300 bin senelik tarihimizin sadece son 100 senesinde sahip olduğumuz bazı konforları elde etmek için doğamıza aykırı bazı işler yapıyoruz.
Ama bu kültürel evrimi gerçekleştirmeseydik diş apsesinden ölen, ayağı kırılınca topal kalan, doğan her 3 bebekten birini yaşatamayıp gömen bir medeniyet olarak kalacaktık.
Testosteron erkeklere mutluluk falan getirmez, haz getirir.
Kavga ederek, maço yaşayarak, alfalık taslayarak insan mutlu olmaz haz duyar.
Ve bu hazzın karşılığında da başkalarının hayatlarına tehdit ve sıkıntı oluşturur.
Yani ne kadar çok testosterone o kadar çok çatışma, o kadar az uzlaşma, o kadar çok sıkıntı olacak.
Erkekliğin ve testosteron'un kutsal olduğunu düşünenler dünyadaki zulmün, savaşların, katliamların büyük çoğunluğunun zaten bu testosteron'dan kaynaklandığını görmüyorlar.
Erkeklerin erkekliklerini törpüledikçe toplumsal huzurumuz artıyor.
Bak testosteronu fazla gelen adamlar karılarını öldürüm duruyorlar.
Çünkü erkeklik, hormon, baskın birey olma gibi zırvalıkları törpülenmemiş durumda.
Erkeklerin maço, erkek gibi, yüksek testosteronlu olmasını istemek, daha çok kavga, trafikte cinayet, kadın cinayeti ve toplumsal çatışma istemektir.
İnsanı insan yapan hormonları değil, hormonlarının üzerine kurabildiği iradesidir.
Ben yaba-saba, haydut veya yabani biri değilim. Siz bir konuyu tek yerinden cımbızlarsanız o konu farklı ve anlamından uzak anlaşılır. Ben burada konfor alanının ortaya çıkışını ve insanlığa zararlarını tarihsel bir yorumla kaleme aldım, hepsi bu. Orman kanunlarını yaşayalım demiyorum. Hayatı dolu dolu, risk alarak, hissederek yaşayalım diyorum. Yedi yaşında çocuk, çamurdan baraj yapmıyorsa; sussun diye eline telefon tutuşturuluyorsa bu yanlıştır diyorum ben.