• 03-12-2021, 07:51:20
    #19
    Allah kimseyi kuru ekmeğe muhtaç etmesin.... Ona muhtaç oldun mu hayatın gerçeğini anlıyorsun... o yüzden bu internetteki sözlü instagtagram motivasyon sözlerine kanmayın...
  • 03-12-2021, 13:36:43
    #20
    tickenio adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Anca müsait oldum cevap için hocam. Fikrimin arkasındayım ve doğruluğu konusunda kendimce bir şüphem yok. Çünkü sizin de bahsettiğiniz tarzda, 5 bin takipçili bir motivasyon sayfasına ait değil düşüncelerim. Kaldı ki onlara ben de karşıyım.

    Gelelim benim düşüncemin tam olarak ne olduğuna.

    Her çocuk, her genç, her insan değerlidir. Kimse patronlara kendini ezdirerek piyasada isim yapmak zorunda değil.
    Ben kendimi derslerle, projelerle, piyasayı gözleme yeteneğim ile, aklım ile, ve en önemlisi karakterim ile dövdüm, geliştirdim. Çevremdeki akranlarımın hayal edemeyeceği yerlere vardım, varıyorum.
    Beyin herkeste vardır, ne kadar kullanılacağı kişiye kalmıştır.
    Kendine cam duvarlar ören insanların fikirlerine kulak assaydım bulunduğum yerde olamazdım. Kendini kullandıracaksın diyen insan kendine saygısı olmayan insandır benim gözümde.
    Aşağı yukarı 60-70 senelik ömrünü ciğeri 5 para etmez, gözünü para hırsı bürümüş patronları memnun etmek yerine insanlığı ve bununla beraber kendini mutlu etmeye harcamalı adem oğlu.
    Stajyerlik ayrıdır, vasıflı bir insan olup vasıfsız bir insana verilecek maddi ücreti almak ayrıdır hocam.
    Vasıflı olduğunun kanıtıdır zaten stajını başarı ile tamamlamak.
    8 sene ilk öğretim, 4 sene lise, 4 sene lisans okuyacağım (kaldı* ki ben şu an doktora ve öğretim üyesi hayalim için çalışıyorum.)
    Giden maddi manevi metalardan sonra asgari ücrete, hatta daha altına ve 5 para etmezlerin 3 kuruş etmeyen sözlerine tama edeceğim, öyle mi?
    Mantık açısından baktığımızda uzun yıllar giden maddiyatı amorti dahi etmek için uzun yıllar çalışmak gerekiyor. Duygusal tarafından bahsetmiyorum bile. İnsan kendisine yediremez
    Aç kalmak alçalmaktan iyidir düsturunu hep aklımın bir köşesinde tuttum. Şükür ne alçaldım, ne aç kaldım.

    Değerli fikirlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim, iyi forumlar hocam.
    Bizim akademik eğitimimizde bilimin temeli olan istatistik ve ölçme değerlendirme konuları insanlara iyi öğretilmiyor.
    Oysa doğru bilgiye ve fikre ulaşmanın yolu önce doğru ölçme ve doğru değerlendirmeden başlıyor.

    Hayattaki başarı, zenginlik, mutluluk bağıl değerlerdir.
    Yani kendi başlarına bir anlamları yoktur, ancak içinde bulunduğun ortama göre değerlendirilir.

    Sen kendi hayat deneyiminden yola çıkıp ortaya evrensel doğrular atmaya çalışıyorsun ve yanılıyorsun.
    Çünkü herkesin kendi hayat deneyimi farklı ve herkes senin yeteneklerine ve fırsatlarına sahip değil.

    Hayat bir maratondur ve bu yarışta herkes 1. olamaz, Herkes derece yapamaz.
    Hatta herkes ilk 100'e de giremez.

    Herkesin zengin olması mümkün değildir.
    Hatta herkesin karnını doyurması da mümkün değildir.

    Sen farklı bir ülkede ya da farklı bir ailede doğsaydın bugüne kadar sahip olduğun fırsatların ve yeteneklerin hiç birine sahip olmayacaktın.
    Ve bugün elde ettiğini düşündüğün başarıların hiç birini elde edemeyecektin ya da daha başarılı daha yetenekli olacaktın.

    Bu dünyada ortaya çıkan her dolar milyarderi dünyada 1 milyon insanı fakirleştirir.
    Hatta senin veya benim keyif olsun diye söylediğimiz aslında ihtiyacımız olmayan ve tuvalete boşaltacağımız 1,5 kebab yüzünden Afrikada birileri açlıktan ölecek.

    Çünkü dünyadaki paranın bir limiti var, dünyadaki yiyeceklerin bir limiti var.
    Birileri daha çok kaynak elde ettiği için birileri daha az kaynak elde ediyor.

    Bir patron çok çalıştırıp bir elemanının üzerinden 20 bin lira kazanırken ona 4 bin lira para harcıyor.
    Bu sana adil gelmiyor değil mi?
    Sen asgari ücretin 250 dolar olduğu ülkede 2 bin dolar kazanırken de adil olmuyor.
    Çünkü piyasadaki para arzı belli senin cebine fazladan para girerken birilerinin cebine eksik para giriyor.

    Bu tarz gururlu cümleler evdeki çocuğunun içeceği sütü yokken senin iş bulman gereken güne kadar sürer.
    Gurur, öz saygı üzerindeki sorumlulukları yerine getirerek olur, evde çocuk açken patrona rest çekip eve elin boş giderek değil.
    Başarılı adam ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilen adamdır, patronuna rest çekip öz saygı gösterişi yapıp ailesine çile çektiren adam değildir.

    Yani konuda bir arkadaş daha yazmış.
    Patrona köpeklik yapanlar falan diye.
    Bu dünya adil olmayan bir maratondur.
    Bazıları yarışa start çizgisinin 10 km gerisinden başlar, bazıları start çizgisinin 10 km ilerisinden başlar.
    Bazıları koltuk değneği ile koşar, bazıları çıplak ayakla koşar, bazılarının koşmaya bile ihtiyacı yoktur ailelerinden yadigar scooter ile katılır yarışa.
    Üstelik bu yarışta finish çizgisinin nerede olduğu dsa belli değildir.
    O yüzden birileri kendi işini kurup finish çizgisine doğru kendine bir yol çizer.
    Bazıları ise bunu yapacak şansa kapasiteye yeteneteğe sahip olmadıkları için finish çizgisine doğru giden bir işletmenin peşine takılıp yarışa devam ederler.
    Yani kimse o patronun kahrını keyif alarak çekmiyor.
    Patron yarışta daha önde olan adamdır ve yarışta geri kalanlar da yarışa devam edebilmek için onun peşinden gitmek zorundadır.

    Sen diyorsun ki patron bana saygı göstermek zorunda.
    Hayır patron bu maratonda elemanının önünde koşan daha başarılı bir yarışçıdır ve eleman patrona saygı göstermek zorundadır.
    Çünkü patron az, eleman çok. Çünkü patronu değiştirmek zor, elemanı değiştirmek kolay.
    Sen diyorsun ki vazgeçilemeyecek eleman olursanız patron size saygı gösterir.
    Aslında dediğin şey şu, sen patrona aldığın maaştan kat kat fazlasını kazandırırsan patronun vazgeçilmesi olursun ve kıymetli olursun.
    Kesinlikle haklısın.
    Sana iş teklifi geliyorsa, sen vazgeçilmez eleman olarak çok saygı görüyorsan bu mükemmel bir köle olduğun ve patrona diğer kölelerden daha çok para kazandırdığın içindir.
    Yani ne kadar yüksek katma değer üreten, ne kadar karlı bir köle olursan patrondan daha çok saygo görürsün.
    Ne kadar düşük katma değer üreten karı düşük köle olursan o kadar az saygı görürsün.
    Yani patronlar sana çok iyi eğitim gördüğün için, çok yabancı dil bildiğin için, çok zeki olduğun için falan saygı göstermezler, sadece onlar için çok karlı bir yatırım olduğun için sana verdikleri her 1 lira için kat kat fazlasını kazandıkları için saygı gösterirler.
    Yani verdiğin akıl insanları tam da kapitalist düzenin istediği verimli kölelere dönüştürme tavsiyesidir.
    Kapitalist sistem seni çok saygı gören bir köle olmanın az saygı gören bir köle olmaktan iyi olduğuna inandırıyor.
    Ve sen sonuçta köle olduğunu unutup gurur peşinde koşuyorsun.
  • 03-12-2021, 13:39:35
    #21
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bunlar altı boş twitter aforizmaları.

    Aranılan bir adam haline gelebilmek için piyasaya bir şekilde girmeniz gerekir sektör dışında elde edilen tüm eğitim teoriktir.
    Ülkenin en iyi armutu olabilirsiniz ama pazarda herhangi bir tezgahta değilseniz kimse tarlaya gelip lezzetli armut aramaz.
    Yani meşhur bir armut markası olabilmek için bile önce dandik bir pazarın en köşede kalmış tezgahından satılmaya başlanmanız gerekir.

    Yani eğer meşhur bir üniversiteyi çok iyi puanlarla bitirip birilerinin dikkatini çekmiyorsanız aranılan bir eleman olabilmek için bile o şikayet ettiğiniz dandik işletmelerde çalışıp deneyim kazanıp kendinizi ispat etmeniz gerekir.
    Yok ben hiç bir yerde çalışmayacağım kendi işimi kuracağım derseniz de o kafa ile yola çıkan 10 kişiden 7-8'i zaten batar, herkesin satıcı olduğu girişimci olduğu bir toplum mümkün değil.
    Zaten ticari zekanız ve ticari network kurabilme beceriniz varsa büyük bir eğitime falan da ihtiyacınız yok.

    Yani bunlar janjanlı laflar.
    Bu sözler yıldız takımdaki sporculara olimpiyat madalyası hedeflemelerini söylemek gibi.
    Hepsi bu hedefle yola çıkar 10 bin tanesinden biri olimpiyat madalyası alır kalan 9999 çocuk beden eğitimi öğretmeni olacağım diye KPSS'yi tırmalar.

    Ev kirasını babası ödeyen adamlara bu fikirleri anlatabilirsiniz.
    Evde çocuğu mama bekleyen bir baba için bahsettikleriniz zırvadır, çünkü o kendini geliştirip aranılan eleman olana kadar ev sahibi kira beklemez, çocuğu aç aç mama beklemez.
    O yüzden insanlar patronlarının gözüne girmeye çalışır, patrona değil işe kıymet verdikleri için ve üzerlerinde sorumluluk taşıdıkları için.
    Bir ailenin sorumluluğunu, bir eşin, bir çocuğun sağlığını, beslenmesini, yaşamasının sorumluluğunu omuzlarına almayanlar için patrona rest çekmek çok kolaydır.

    Bu memlekette nüfus fazla iş az.
    Yani çok yüksek vasıflı olmayan insanlar kıymetli değil kıymetli olan iş ve işveren.
    Çok yüksek vasıflara sahipseniz de bu vasıfları sektöre ispat etmek için bile bir süre sürünmeniz ve kendinize sektörde bağlantılar kurmanız gerekir.
    Başka sözüm yoktur
  • 03-12-2021, 13:45:18
    #22
    Bu dedikleriniz ancak 40 milyon nufusu olan bir Turkiye de anlam kazanir. Aksi halde senin yuz cevirdigin patrona el pence duracak binlerce insan cikar.
  • 03-12-2021, 15:18:39
    #23
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    Mesele bence şu, sektör küçük ve insan sayısı çok. Bu yüzden firmalar bu çok sayı arasında eleye eleye en iyisini işe alıyor. Firmanının işi çok karmaşık olmasada yine başvuranlar arasında en kalifiye olanı işine yaramasada seçiyor. Bi otobüste 50 koltuk var 1000 kişi binmeye çalışıyor bence mevzu bundan ibaret.

    Yorumlarda z kuşağı yazılım dili öğrensin diyenler olmuş. Bence buda doğru değil. Şuan anne babalara özel okullarda yalandan robotik kodlama vs. ayağına indiregandi yapıyor çoğu kurum. (Çocuklara yazılımı sevdirmekse amaç buna bi fayda eder ama ötesinde fayda sağlayacak bişey olduğunu düşünmüyorum.)

    2030 yılında bu z kuşağının %50si kodlama biliyor olsa ne değişecek? Ortada iş imkanı oluşturabilecek bir ortam var mı? Amaç bu ülkede kalmak değilse o başka tabi.

    Not: Benim penceremden yorumum bu; doğru budur demiyorum...
  • 03-12-2021, 15:40:22
    #24
    srknakyurek adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Mesele bence şu, sektör küçük ve insan sayısı çok. Bu yüzden firmalar bu çok sayı arasında eleye eleye en iyisini işe alıyor. Firmanının işi çok karmaşık olmasada yine başvuranlar arasında en kalifiye olanı işine yaramasada seçiyor. Bi otobüste 50 koltuk var 1000 kişi binmeye çalışıyor bence mevzu bundan ibaret.

    Yorumlarda z kuşağı yazılım dili öğrensin diyenler olmuş. Bence buda doğru değil. Şuan anne babalara özel okullarda yalandan robotik kodlama vs. ayağına indiregandi yapıyor çoğu kurum. (Çocuklara yazılımı sevdirmekse amaç buna bi fayda eder ama ötesinde fayda sağlayacak bişey olduğunu düşünmüyorum.)

    2030 yılında bu z kuşağının %50si kodlama biliyor olsa ne değişecek? Ortada iş imkanı oluşturabilecek bir ortam var mı? Amaç bu ülkede kalmak değilse o başka tabi.

    Not: Benim penceremden yorumum bu; doğru budur demiyorum...
    Peki ne yapsın Z kuşağı. İnternet cafede counter strike mi oynasın yoksa her gün ülkeye isyan mi etsin ?
  • 03-12-2021, 20:22:59
    #25
    Kimse şunu unutmasın, bir şirkette kimse vazgeçilmez değildir, sizin işten kovulmanız ve yerinize adam bulunması sadece 10 dklık süredir. Patron gider size verdigi maaşın bir tık üstüne başkasını alır ama genede yola devam eder. O yüzden gerçekçi olalım.
  • 03-12-2021, 20:26:33
    #26
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    Kendini basit gören ve bu düşünceyi hayat felsefesi yapmış, hayallerinden ilk zorlukta vazgeçmişlere dediklerim ütopik, saçma, safsata geliyor.
    Herkes hayali kadar büyüktür, uğraştığı kadar da hayalini yaşar.
    Konuyu uzatmaya ve düşüncelerinizi zorla dayatmaya gerek yok.
    Hayalinizden vazgeçmeyin 🤞🏻
  • 03-12-2021, 22:24:46
    #27
    androidoyuncusu adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Peki ne yapsın Z kuşağı. İnternet cafede counter strike mi oynasın yoksa her gün ülkeye isyan mi etsin ?
    Dil ogrensin ve yurt dışına çıkma fırsatı kovalasın bence.