365 gün için sana sadece 14 gününü veren bir sistem senden sadece hayatını alır.
Pasif gelir + istediğin işe yoğunlaş.
Özel sektör nefreti
15
●370
- 10-11-2021, 09:26:39Üyeliği durdurulduAh özel sektör ah...
Sabah 9 akşam 6 cumartesi günleri de dahil olmak üzere çalışıyoruz.
Ofiste en nefret ettiğim tipler; her sabah kendini veya çocuklarını övenler. Kardeşim bana ne senin çocuğun bugün ne giydiğinden! Bana ne sen tatilde ne yaptığından! İşe yeni girdiğimden mecbur konuşmuyorum bile.
Herkes birbirinin arkasından konuşuyor ama kimse suçlu değil
Genel müdür 10:30-11:00 gibi gelir. Adı üstünde GENEL MÜDÜR. Bilin bakalım patron kaçta gelir
Patron her sabah 11:25'de ofise girmiş olur (hiç şaşmaz). Patron geldiğinde Genel Müdürümüz hemen günaydınlar yağlama cilalama. Patron sorar; "Müdür bey kaçta geldiniz bugün?", Müdür; "Efendim sabah 8'de ofisteydim hatta ben açtım" der. Yalanını ........ Daha 10 dk önce geldi la 10 dk
Her sabah bu konuşma gerçekleşir.
Kahveler içilir, sohbetler yapılır, toplantılar gerçekleşir ve yemek saati gelir. Yemeğe çıkarken müdür beyimize söyleriz. La sabahtan beri şunu yap demeyen MÜDÜR BEY! bunu yapın öyle çıkın der. Senin işini...... diyeceğim ama mecburiyet.
İzin konusunda; bildiğiniz üzere 9-6 çalışıyoruz ve biz çıktığımızda maalesef bankalar kapanmış oluyor. 1-2 Saatlik izin almak için müdür beyin peşinden koşuyoruz. O kaçıyor biz koşuyoruz bir nevi. İzin vermemek için.
Yani diyeceğim o ki arkadaşlar; eğer pasif bir geliriniz var ise aylık min. 2.000 TL hiç özel sektöre bulaşmayın. - 10-11-2021, 09:57:01Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.ya nefret değil de boş gelmeye başlıyor bir süre sonra.
sabah kalkıp işe gel, hava kararana kadar çalış. sonra eve dön bir şeyler hazırlayıp ye, ortalığı toparla. 1-2 bölüm dizi izle yada 1-2 saat oyun oynayıp uyu.
erken uyumak istemesen de uyumak zorunda hissediyorsun psikolojik olarak. çünkü sabah kalkarken duvarları yumruklama isteği geleceğini biliyorsun.
oysa insan istediği saatte uyanıp istediği saatte uyuyabilmeli. insanın doğasına uygun olan budur.
günlerdir eşimle birlikte düşünüp duruyoruz ne yapıp etsek de bu çarkın içerisinden kurtulsak diye. kafamızda birkaç fikir var ama kredi borcumuz olduğu için şuan cesaret edemiyoruz. 1-2 sene içerisinde bu çarkın içerisinden kurtulup kendi işimizi yapmayı planlıyoruz. - 10-11-2021, 10:02:40Kurtuluş yolu olarak "kendi işinizi kurmayı" düşünebilirsiniz.
Fakat burada şöyle bir sıkıntı var. Kendi işinizi kurmakla bitmiyor...
Çoook çalışmanız gerekiyor.
Sektörünüze katkı yapmanız gerekiyor.
Parayı değil faydayı ön plana almanız gerekiyor.
Bunları neden mi yazdım ?
Özel sektörden ayrılıp kendi işini kuran arkadaşların mantalitelerinde hiç değişiklik olmadığını görüyorum.
Kendi işinizi kuracaksanız, kafa yapınızı eski iş yerinizde bırakmanız gerekiyor.
Naçizane gözlemimdir.
Herkese iyi forumlar. - 10-11-2021, 15:41:311) Başarıya ulaşmış kendi işin (işi oturmuş tüccar, ihracatçı, teknoloji firması sahibi vb)
2) Özel sektörde üst segment (müfettiş, futbolcu, pilot, cerrah vb)
3) Kamu üst segment (Akademisyen, doktor, hakim, savcı, vali, müsteşar, daire başkanı vb)
4) Kamu alt segment (Zabıt katibi, düz memur, mühendis, hemşire)
5) Başarıya henüz ulaşmamış ama tıkırdatan kendi işin (Tek başına çalışan webmaster, ajans, terzi, market, fırın sahibi vb)
6) Özel sektör alt segment (Kasiyer, kurye, ajans çalışanları vb)
7) İşsizlik
Benim gözlemlerime göre sıralama bu şekildedir.
Artılar yukarıda fazla, eksiler azdır. En altta ise eksiler fazla, artılar azdır.
En tepedeki en zor olan konuma ulaşırsanız kimseye eyvallahınız olmaz.
Personeller çalıştırır, işinizi sadece denetlersiniz.
Gerekirse başka ülkeye yatırımcı vizesiyle tak diye taşınır.
Başkasının hayallerini değil kendi bağımsız hayatınızı yaşarsınız.
Kısacası daha akıllıca ve daha çok çalışmak lazım. - 10-11-2021, 17:34:54Hem sana uzun vadede manevi ve maddi gelişim, refah artışı sağlayacak hem de sevdiğin bir sektör, iş bulmadığın sürece hangi iş yerinde olursan ol, veya ister patronu ol, ister hissedarı hiçbir şey değişemeyecek. Bir insan yaptığı işten hoşlanmıyorsa, yaptığı işten manevi ve maddi, kısa ve uzun vadede beklentileri hayalleri yavaş ve uzun süreçlerde gerçekleşmiyorsa emin ol hangi rütbede olursan ol mutsuz ve başarısız olacaksın. Yavru hayvanlarla ilgili mi olur, bitkilerle ilgili mi olur, çarşıdaki insanlarla ilgili mi olur, ya da insansız elektronik - makine ortamında bir çok insanın evrimsel süreç ile elde ettiği fazla düşünebilme kabiliyeti ile yarattığı gereksiz sorunlardan kurtulma hedefi ile mi olur dengeli en fazla doğrunu bulman lazım.GUNEY1903 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Mutsuz ve yanlış tercihler yapan işçiler, patronluğu doğru düşünebilir fakat mutsuz ve yanlış tercih yapan patronlarda aynı şekilde keşke "çalışan" olarak kalsaydım diye düşünüyor. Okul hayatımda da, 3 senelik iş hayatımda da şunu yaşadım. "Düşman" gördüğün şey asıl düşman değil. Sana onu düşman olarak düşündürüp seni tatmin eden şey asıl düşmanın veya belkide psikolojik - psikiyatrik hastalığın vardır o senin düşmanındır. İşten, okuldan, sevmediğin şehirden veya ülkeden veya kıtadan kurtulabilirsin fakat bu nefret etmek düşük maliyetli ve yüksek hazlı bir dürtü kontrolsüzlüğün olduysa bunu statünü, iş yerini değiştirerek değiştiremezsin.
Lisenin son 2 yılında mutsuz olmaya başladım. Çünkü okulda yaptıklarım ve sosyal ortam içerisindeki durumum, ilerleyişimin bana fayda değil aksine zarar verdiğini düşünmeye başlamıştım. 10. sınıfta teknik derslerin başlaması ile asosyal ergenlik geçmişinin verdiği Bilişim Ezberlerinin ders ve sınavlarda verdiği o haz ile resmen Atölye derslerinde deli gibi mutlu oluyordum başlarda. Programlama'da ilk 1 ay ürpermiş, korkmuştum fakat alışınca onda da aynı haz süper bir şeydi. Ortaokulu fiyasko geçmiş biri olarak teknik dersler 90-100 geliyordu sınavlar, temrinler, projeler. Hem de bu ya deli gibi haz ile uğraşarak - çalışarak yada hiç çalışmadan biliyom zaten bunları diyerek bu notları almak süper bir keyifti. Fakat uzun vadede aşırı sevginin tam tersi olmaya başladı nefret. Anlık başarı, mutluluk tek başına bir anlam ifade etmiyordu çünkü iyi bilgim tek başına güzel kız arkadaşlar edinmemi sağlamadı. Zaten meslek lisesindeki kız - erkek dengesi de ortadayken. Şunu yapacağım bunu edeceğim deyip bıraktım. 3 yıl bom boş vakit geçirdim evde.
Sonra 3 yıl bir fabrikada bilgisayar ve idare işinde çalıştım. Orada da başlangıçta mutluluk aman tanrım her şey ne güzel, farklı, rahat, para derken aynı süreç orada da oldu. İşin son zamanlarında borç batağı, iddaa, sürekli iş yerinde ne alsam, ne etsem, ne olacak böyle benim halim. Bu süreçte bir çok doktora gittim. Liseden itibaren benim yanlış beklentilerim, yanlış tespitlerim ile çevremin - ailemin yanlışlarının birleşimleri bende ciddi psikolojik yaralarda bıraktı gerekli profesyonel destek doğru bir şekilde önemsemediğimiz için. Bir şeye muhtaç olduğunu düşünme ne işe, ne çalışmaya, ne aileye ne sürekli mutlu olmaya. Mutluluğa veya iyi şartlara, iyilikler gelişim zincirini de muhtaç değiliz veya erişebileceğiz diye bir şey yok.
Bir yerde keşke şöyle yapsaydım, yapmasaydım düşünceleri ile "doğru" bir şeylere ulaşamıyorsun. Eğer şuan ki konumunda iş yerinde yapmak, isteyip, olmak istediğin bir tavır, beklentin varsa kimseye hakaret etmeden, fiili - maddi zarar vermeden ihtiyacın olan şeyi yapmazsan, istediğin kadar değişiklik yap aynı sorun yumağı zihninde senle her yere geliyor. Bunu kendimde de, çevremde tanıdığım insanlarda da görüyorum. Sevgili, iş yeri, okul değiştirip burada da mutlu değilim diye kendimizi kandırıyoruz. Sorunu genelde kendimizde taşıyoruz.
Bu arada en son gittiğim bir doktordan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite tanısı aldım. Hastalığı teşvik etmek için söylemiyorum fakat ben fiziksel olarak dünyanın en uyuşuk adamı olsamda gerçekleşen süreçte şıp sevdi huyum, kafamın içerisinde birbirinden alakasız binlerce farklı hayal, hedef, beklenti, yarım bırakılan şeyler ile "zihinsel olarak hiperaktivim" ve bunu Dehb tedavisi ile çözmeye çalışıyoruz şuanda.

Her sabah bu konuşma gerçekleşir.