• 10-08-2021, 10:03:34
    #1

    Bulgaristan'ın Silistre kentinin Tatar Atmaca köyünde (bugünkü adı:Sokol) doğar.


    Sekiz kardeşin en büyüğü olduğu için bütün yük omuzlarındadır.


    Aç karınlarını doyurmak için harman altında sapların arasında tek tek buğday tanelerini toplar.


    Evde herkes onun yolunu gözlemektedir.


    Bazen bir avuç, bazen bir tas buğdayla evine döner.


    Bir avuçla eve döndüğünde, sanki suç işlemiş gibi annesinin gözlerine utancından bakamaz, o gün bir bahane bulur, evden ayrılır.


    Annesi bir avuç buğdayla çorba yapıp, kardeşlerini doyurana kadar da eve dönmez, aç uyur.


    Yeter ki kardeşleri 'açım' demesin!..


    Baraka gibi bir evde yaşarlardı, evin üstünü bulabildiği tenekelerle kapatabildiği kadar kapatmıştı.


    Bir sabah kalktığında, yağan yağmur, küçük kardeşinin beşiğini doldurmuştu.


    O kardeşini kaybetti...


    1914'de öğrenimine devam etmek üzere tek başına İstanbul'a geldi.


    Maarif Nazırı Şükrü bey tarafından parasız yatılı öğrenci olarak Kastamonu Muaallim Mektebine gönderildi.


    Sabah olduğunda okulun kahvaltısına kalktı, 'karnımı ilk defa 21 yaşında doyurabildim' dedi.


    Birinci Dünya Savaşının zor yılları...


    Önce öğretmenlik yaptı, sonra 1935'de 'İlköğretim Genel Müdürü' oldu...


    Çatısı olmayan evde kardeşini kaybetmişti.


    Onu hiç unutmadı.


    Sık sık at'a biner, köy okullarını ziyaret ederdi.


    Bir gün yağmur yağarken bir köy okuluna gitti, içeri girdi.


    Kim olduğunu söylemedi.


    Öğretmen çocukları çatının akmayan yerine toplamış yumak olmuşlardı.


    'Eyvah' dedi, 'bu öğretmen, yürekli bir öğretmen ama belli ki köy enstitüsü mezunu değil.'


    'Çocuklar' dedi, 'bana bir merdiven bulabilirmisiniz?'


    Birisi, 'ben bulurum' dedi.


    Merdiven geldi, çatıyı bir yağmur damlası akmayacak hale getirdi.


    Oradan ayrılırken, öğretmenin cebine kartını bıraktı.


    Atına bindi, şiddetle yağan yağmura aldırmadan yoluna devam etti.


    Öğretmen elini cebine attı, kartı çıkardı, okudu.


    Şöyle yazıyordu:


    İsmail HakkıTonguç- İlk Öğretim Genel Müdürü


    Kartın arkasındaki yazı da şöyleydi:
    'Çatı yeniden yağmur akıtırsa, bana mektupla yazabilirsin.'


    İşte bir öğretmen, bir idealist, bir eğitimci...


    Köy Enstitülerinin mimarı...


    Çocuklarımızı akıl ve bilimin aydınlık ışığına yönlendiren, onların insana, doğaya, tüm öteki canlılara duyarlı, merhametli, sevgi dolu, özgüvenli, kişilikli, erdemli bireyler olmaları için emek veren, onları yüksek insanlık değerleri ile donatan tüm öğretmenlerimize Saygıyla
  • 10-08-2021, 11:02:22
    #2
    kapatılmasaydılar eminim çok farklı bir türkiye vardı şu an ancak amerika istemedi ve kapatıldılar
  • 10-08-2021, 11:40:39
    #3
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    Geçenlerde letoga birisi satıyordu. Antika kitaplar diye köy enstitüsü kitaplarını. Böyle ilerici bir müfredat olamaz...
  • 10-08-2021, 12:50:28
    #4
    ....
  • 10-08-2021, 13:55:37
    #5
    oxside adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Özünde güzel ancak sosyolojik anlamda kimsenin dile getirmediği bir gerçek var. Köy enstitüleri topluma statü atlatmıyor arkadaşlar. Yani mezun olunca yine köyde en az 20 yıl çalışmak zorundasın. Muhtemelen yine çocukların köyde doğacak. Senin ve çocuklarının dünyası ve vizyonu yine hep o köy kadar kalacak
    Toplumları geliştiren en büyük etken statü atlamalarıdır. Mesela İlber Ortaylı en az 3 neslin üniversite okuması gerekiyor derken Celal Şengör bunun için 4 diyor.
    .


    İlber Hocanın ve Celal hocanın dediklerine katılıyorum. Fakat bahsetmiş olduğunuz konuyla uzaktan yakından alakası yok. Köy Enstitülerinden mezun çok sayıda aydın vardır.


    Bahsetmiş olduğunuz o iki hoca şuanda Türkiye'de üniversite vasfı taşıyan tek bir üniversitenin olmadığını köy enstitülerinin içinin çok daha dolu olduğunu anlatırlar. Ayrıca bu endüstriler köye ve köylüye köylünün eğitimine çok fazla katkı sağlamışlardır. Şuandaki içi boş eğitim sisteminden çok daha kaliteli mezunlar vermişlerdir. Günlük hayatta da işlerine yarayacak birçok donanıma sahip olarak ayrılmışlardır bu okullardan.


    Bu köy enstitülerinin eksikleri illaki vardı. Mevcut eğitim sistemimizin olduğu gibi .... Geliştirilerek devam edilip köylüye daha fazla hizmet sağlanabilir. Şehirlere göç bu safhada olmaz üretim bitecek noktaya gelmemiş köylüler cahil kalmamış olurdu.