• 01-08-2020, 23:18:25
    #1
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    https://youtu.be/fWqzSJ_UfmI



    https://youtu.be/ikTQLbx5LWA


    Muzaffer Tayyip Uslu (1922, İstanbul - 3 Temmuz 1946, Zonguldak), Türk şair. Zonguldak'ta lise öğrenimi sırasında Behçet Necatigil'in öğrencisi oldu.
    İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ndeki yüksek öğrenimini yoksulluğu ve hastalığı nedeniyle sürdüremedi. Zonguldak'ta çalışmak zorunda kaldı.

    “Ben Üsküdarlı Şükriye Hanımın /
    ortanca oğlu /
    Ve yirminci yüzyılın/
    eli ayağı bağlı /
    zavallı şairi /
    Muzaffer Tayyip Uslu /
    Şiirler söylemek istiyorum sizlere /
    Siz sevgili insan kardeşlerime.”

    Muzaffer Tayyip Uslu, söyleyip diyecek sözü çok olsa da vakti olmayanlardan.
    24’ünde veremin kısa kestiği bir ömürden geriye 1945'de sanki devamı gelecekmiş gibi yayınladığı kitabı “Şimdilik” kaldı….
    Oysa sonrası hiç olmadı, yakın arkadaşı Rüştü Onur gibi bu kelebek ömürlü şair 1946'da henüz yirmi dört yaşındayken terk edecekti dünyayı…

    Ölümünden sonra Necati Cumalı 1956'da şiirlerini ve yazılarından seçmeleri Muzaffer Tayyip adlı bir kitapta topladı.
    Yapı Kredi Yayınları tarafından tekrar Şubat 2013'te yayınlanan kitap Muzaffer Tayyip Uslu’nun ilk basımda yer alan kimi şiirleri ile Kara Elmas Dergisi ve Ocak gazetesinde yayımlanan yazı ve şiirlerinden oluşuyor.

    Muzaffer Tayyip Uslu 1922 yılında Fatih’te doğdu. Zatürree hastalığı nedeniyle Mehmet Çelikel Lisesi’ni güçlükle ancak 21 yaşında bitirebildi.
    Ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdiyse de talihsizlik yakasını bırakmadı.
    Hastalığı vereme çevirince, buna bir de parasızlık eklenince öğrenimini sürdüremedi.
    Zonguldak’a döndü ve Ereğli Kömür İşletmeleri İş Mükellefiyeti Dairesi ’nde bir memurdu artık.

    Önce öksürüverdim
    Öksürüverdim hafiften
    Derken ağzıma kan geldi
    Bir ikindi üstü durup dururken

    Meseleyi o saat anladım
    Anladım ama, iş işten geçmiş ola
    Şöyle bir etrafıma bakındım
    Baktım ki yaşamak güzeldi hala

    Mesela gökyüzü
    Maviydi alabildiğine
    İnsanlar dalıp gitmişti
    Kendi alemine

    Kendisiyle aynı hastalığa yakalanan can dostu, şair arkadaşı Rüştü Onur’la birlikte direniyorlardı. Bir süre yanyana yatarak tedavi oldular.
    Birlikte şiir üzerine, edebiyat sohbetleri yapıyor, yine birlikte şiirlerinin Varlık’ta yayımlanmasını bekliyorlardı.

    Sonunda hayallleri gerçekleşti. MuzafferTayyip Uslu’nun Varlık’ta ilk şiiri yayımlandığında tarih 1 Haziran 1941’di…
    Tayyip Uslu’nun yaşı da 19………Ve o şiirde “İsterdim” diyordu… İhtimaldir ki ümitsizlikle…

    “Bir güzele /
    Güzelliğini söylemek isterdim /
    Aynalardan evvel /
    Bir güzelle /
    Yaşamak isterdim /
    Güzel güzel…

    “Siz bakmayın bana /
    Ben şairim /
    Denizin üzerinde yürüyebilirim…”

    “Sokakların ellerinden öperim /
    Bana yaşamasını öğretmişlerdi /
    Dost olsun, düşman olsun /
    İnsanlara iyi günler dilerim .…”

    Ve can dostu Rüştü Onur’u kaybettiğinde sığınağı yine kelimeler oldu… Onun ardından yaşadığı yalnızlığı anlattı: “Rüştü ölmüş...
    Demek ben artık, Rüştü gelirse; şöyle yaparız, böyle yaparız, diye hülyalara dalamıyacağım.
    Demek artık, bir zamanlar başbaşa tasarladığımız yarına ait o güzel projelerden hiçbiri tahakkuk etmiyecek. Demek artık,
    bu şehrin caddelerinde dolaştığımız ve yeni yazdığımız şiirleri birbiri¬mize okumak için deliler gibi sokaklara düştüğümüz günler,
    bulutu bulut, ağacı ağaç, denizi deniz olarak seyrettiğimiz saatler, sırf şiirden bahsederek sabahladığımız geceler birer hâtıra oldu.

    Rüştü ölmüş... Ve ben daha şimdiden insanları yorulmadan sokakları yorulan bu küçük şehirde yalnızlığımı hissetmeye başladım…”
    (Ocak gazetesi, 16.12.1942)

    Çok değil iki yıl sonra, henüz yirmi dört yaşındayken o da terk edecekti dünyayı…

    Muzaffer Tayyip Uslu dergilerde şiire dair yazdığı yazılarında da tıpkı dönem şairleri gibi temiz dili, gösterişsizliği ve dürüstlüğü savunurdu.
    Şiire ve Şiirde Primitif Anlayışa Dair başlıklı yazısında “ gerçek şair yaşadığının farkına varan insandır. Halis şiir, yaşamak sevincinin bir tezahürüdür...
    Niçin ağacı ağaç, bulutu bulut ve denizi deniz olarak seyretmiyelim? Niçin çiçek açmış canım erik ağacını ciğeri beş para etmez bir teşbih uğruna feda edelim?..
    Şair, harcıalem şeylere teşbih ve mecazlarla layık olmadığı bir değeri vermek için çabalayan bir ******** değil, bulanık düşünceleri berraklaştıran hakikat arayıcısıdır...” diyor.

    “Behçet Necatigil, 27.7.1946’da “Türkün Sesi” gazetesinde, bu üç şairle ilgili şunları yazıyor;
    “Zonguldak deyince, Rüştü Onur’dan, Kemal Uluser’den, Muzaffer Tayyip Uslu’dan daha kuvvetli neyi düşünebilirim?
    Çelikel Lisesi duvarları içinde o küçük edebiyat şubesinde, Tayyip’e hocalık yaptırmıştı bana tesadüf”

    “1940’ı 1941’e bağlayan yılbaşı gecesi, veremin pençesinde her geçen gün acı sona doğru yaklaşan bu gençler o yılbaşı akşamı gecenin ilerleyen saatlerinde şiirler okuyarak ölümle de yüzleştiler. “…
    ‘Öyle bir yalnızlık ki bu, ne yapsan ölüme değiyor.’ dedi Rüştü. O gece kura çektiler, kim önce ölecek diye…
    “Kura çekiminin belirlediği sırayla gerçekleşmedi üç ölüm; önce Rüştü Onur,
    1942; sonra Kemal Uluser, 1944; daha sonra da, Muzaffer Tayyip Uslu öldü, 1946”

    1942 Ağustos ayı başında, ikinci kez Heybeliada Sanatoryumuna yatmak için İstanbul’a doğru yola çıkıyordu Rüştü Onur.
    Limana uğurlamaya gelenler arasında, Rüştü’nün babası, kardeşi Saffet Onur, Muzaffer Tayyip Uslu ve Muzaffer Soysal vardı. Bir de resim çekildiler.
    “Muzaffer ölümünün yaklaştığı günlerde hep o resimlere baktı” dedi annesi. Muzaffer Soysal resmi aldı eline baktı. Arkasını çevirdi sonra…
    Mırıldanarak okudu. “İstanbul’a yolcu ettiğimiz gün Rüştü’yü… 5.8.1942” Altta büyük harflerle yazılı dört sözcük: HER YERDE İLKYAZ ÖLÜMLERİ.”

    “Ama bir cenaze töreni yapıldı ki sormayın. O zamanın valisi evine bile gitmeye üşenen bir zattı.
    O gelince, bütün hükümet erkânı da cenazeye taşındı.
    Kömür işletmesinin bandosu arkasında sayısı yirmiyi bulan çelenklerle muazzam bir kalabalığı gören Zonguldaklılar bir şairin ölümüne şaştılar durdular.
    Şair ölmesine ölürmüş, ama cenazesi de bir parti reisi gibi kaldırılır mı imiş?” .. ”

    Biz sevgili insan kardeşlerine /
    Şiirler söylemek istedi bizlere /
    sokaklar ona /
    yaşamasını öğretmişlerdi /
    o da dost olsun, düşman olsun hepimize /
    yaşadıklarını ve güzelliğini söylemek istedi /
    ölmeden önce..

    ARKADAŞLIK

    I

    Şiirler söylemek istiyorum size
    En tatlı ümitler içinde
    İstiyorum ki korkutmasın sizi mezarlık
    Göreceksiniz o kadar
    O kadar can sıkıcı değildir
    Benimle arkadaşlık
    Ben
    Rivayete göre
    Allahın talihsiz kulu
    Ben
    Üsküdarlı Şükriye hanımın
    Ortanca oğlu
    Ve yirminci yüzyılın
    Eli ayağı bağlı
    Zavallı şairi
    Muzaffer Tayyip Uslu
    Şiirler söylemek istiyorum size
    Siz sevgili insan kardeşlerime...

    II

    Sevgili insan kardeşlerim
    Size bütün kalbimle teşekkür ederim

    Ellerinizin yardımıyla
    Saçlarımı tarıyorum
    Her sabah

    Siz kitaplara yazmasaydınız
    Ben nereden bilecektim
    İki kere ikinin dört ettiğini

    Ve gökyüzünü yatağımdan
    Seyredebilir miydim böyle
    Aklınıza gelmeseydi
    Bu pencereyi açmak odama

    Ah biliyorum
    Biliyorum bir gün gelir de ölürsem
    Omuzlarınızda gidecek cenazem
    Size teşekkür ederim şimdiden.

    III

    Bilmelisiniz ki insan kardeşlerim
    Deniz denilen bir şey vardır gökyüzünde
    Ve gökyüzü mavidir ekseriya
    Ne olur ne olmaz
    Aklınızda bulunsun
    Yalnız yaşamak için geldik bu dünyaya
    Başka hiçbir şey için değil
    Mesut olabilmemiz içindir
    Ne varsa bu dünyada
    Gökyüzünden tutun da
    Ağaçların meyvesine
    Hattâ gölgesine varıncaya kadar
    Ne varsa bu dünyada
    Mesut olabilmemiz içindir
    Aklınızda bulunsun.

    Muzaffer Tayyip Uslu
    ( 1922 - 1946 )
    Şimdilik


    ÖLDÜKTEN SONRA

    Diyecekler ki arkamdan
    Ben öldükten sonra
    O, yalnız şiir yazardı
    Ve yağmurlu gecelerde
    Elleri cebinde gezerdi
    Yazık diyecek
    Hatıra defterimi okuyan
    Ne talihsiz adammış
    İmanı gevremiş parasızlıktan.

    (1945)
    Muzaffer Tayyip Uslu
    ( 1922 - 1946 )
  • 01-08-2020, 23:25:41
    #2
    Kelebeğin rüyası filmiyle tanımış olduğum şair. Gerçekten çok zorluklara rağmen bir şeyler yapmaya çalışmışlar. Ben öldükten sonra şiiri en çok sevdiğim şiiridir.
  • 01-08-2020, 23:38:19
    #3
    Kelebeğin rüyası filmiyle tanıdık kendilerini. Allah rahmet eylesin. Daha nice şairlerimiz var bizim, bu şekilde ismi duyulmayan..