https://youtu.be/fWqzSJ_UfmI https://youtu.be/ikTQLbx5LWA
Muzaffer Tayyip Uslu (1922, İstanbul - 3 Temmuz 1946, Zonguldak), Türk şair. Zonguldak'ta lise öğrenimi sırasında Behçet Necatigil'in öğrencisi oldu.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ndeki yüksek öğrenimini yoksulluğu ve hastalığı nedeniyle sürdüremedi. Zonguldak'ta çalışmak zorunda kaldı.
Ben Üsküdarlı Şükriye Hanımın /
ortanca oğlu /
Ve yirminci yüzyılın/
eli ayağı bağlı /
zavallı şairi /
Muzaffer Tayyip Uslu /
Şiirler söylemek istiyorum sizlere /
Siz sevgili insan kardeşlerime.
Muzaffer Tayyip Uslu, söyleyip diyecek sözü çok olsa da vakti olmayanlardan.
24ünde veremin kısa kestiği bir ömürden geriye 1945'de sanki devamı gelecekmiş gibi yayınladığı kitabı Şimdilik kaldı
.
Oysa sonrası hiç olmadı, yakın arkadaşı Rüştü Onur gibi bu kelebek ömürlü şair 1946'da henüz yirmi dört yaşındayken terk edecekti dünyayı
Ölümünden sonra Necati Cumalı 1956'da şiirlerini ve yazılarından seçmeleri Muzaffer Tayyip adlı bir kitapta topladı.
Yapı Kredi Yayınları tarafından tekrar Şubat 2013'te yayınlanan kitap Muzaffer Tayyip Uslunun ilk basımda yer alan kimi şiirleri ile Kara Elmas Dergisi ve Ocak gazetesinde yayımlanan yazı ve şiirlerinden oluşuyor.
Muzaffer Tayyip Uslu 1922 yılında Fatihte doğdu. Zatürree hastalığı nedeniyle Mehmet Çelikel Lisesini güçlükle ancak 21 yaşında bitirebildi.
Ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümüne girdiyse de talihsizlik yakasını bırakmadı.
Hastalığı vereme çevirince, buna bir de parasızlık eklenince öğrenimini sürdüremedi.
Zonguldaka döndü ve Ereğli Kömür İşletmeleri İş Mükellefiyeti Dairesi nde bir memurdu artık.
Önce öksürüverdim
Öksürüverdim hafiften
Derken ağzıma kan geldi
Bir ikindi üstü durup dururken
Meseleyi o saat anladım
Anladım ama, iş işten geçmiş ola
Şöyle bir etrafıma bakındım
Baktım ki yaşamak güzeldi hala
Mesela gökyüzü
Maviydi alabildiğine
İnsanlar dalıp gitmişti
Kendi alemine
Kendisiyle aynı hastalığa yakalanan can dostu, şair arkadaşı Rüştü Onurla birlikte direniyorlardı. Bir süre yanyana yatarak tedavi oldular.
Birlikte şiir üzerine, edebiyat sohbetleri yapıyor, yine birlikte şiirlerinin Varlıkta yayımlanmasını bekliyorlardı.
Sonunda hayallleri gerçekleşti. MuzafferTayyip Uslunun Varlıkta ilk şiiri yayımlandığında tarih 1 Haziran 1941di
Tayyip Uslunun yaşı da 19
Ve o şiirde İsterdim diyordu
İhtimaldir ki ümitsizlikle
Bir güzele /
Güzelliğini söylemek isterdim /
Aynalardan evvel /
Bir güzelle /
Yaşamak isterdim /
Güzel güzel
Siz bakmayın bana /
Ben şairim /
Denizin üzerinde yürüyebilirim
Sokakların ellerinden öperim /
Bana yaşamasını öğretmişlerdi /
Dost olsun, düşman olsun /
İnsanlara iyi günler dilerim .
Ve can dostu Rüştü Onuru kaybettiğinde sığınağı yine kelimeler oldu
Onun ardından yaşadığı yalnızlığı anlattı: Rüştü ölmüş...
Demek ben artık, Rüştü gelirse; şöyle yaparız, böyle yaparız, diye hülyalara dalamıyacağım.
Demek artık, bir zamanlar başbaşa tasarladığımız yarına ait o güzel projelerden hiçbiri tahakkuk etmiyecek. Demek artık,
bu şehrin caddelerinde dolaştığımız ve yeni yazdığımız şiirleri birbiri¬mize okumak için deliler gibi sokaklara düştüğümüz günler,
bulutu bulut, ağacı ağaç, denizi deniz olarak seyrettiğimiz saatler, sırf şiirden bahsederek sabahladığımız geceler birer hâtıra oldu.
Rüştü ölmüş... Ve ben daha şimdiden insanları yorulmadan sokakları yorulan bu küçük şehirde yalnızlığımı hissetmeye başladım
(Ocak gazetesi, 16.12.1942)
Çok değil iki yıl sonra, henüz yirmi dört yaşındayken o da terk edecekti dünyayı
Muzaffer Tayyip Uslu dergilerde şiire dair yazdığı yazılarında da tıpkı dönem şairleri gibi temiz dili, gösterişsizliği ve dürüstlüğü savunurdu.
Şiire ve Şiirde Primitif Anlayışa Dair başlıklı yazısında gerçek şair yaşadığının farkına varan insandır. Halis şiir, yaşamak sevincinin bir tezahürüdür...
Niçin ağacı ağaç, bulutu bulut ve denizi deniz olarak seyretmiyelim? Niçin çiçek açmış canım erik ağacını ciğeri beş para etmez bir teşbih uğruna feda edelim?..
Şair, harcıalem şeylere teşbih ve mecazlarla layık olmadığı bir değeri vermek için çabalayan bir ******** değil, bulanık düşünceleri berraklaştıran hakikat arayıcısıdır... diyor.
Behçet Necatigil, 27.7.1946da Türkün Sesi gazetesinde, bu üç şairle ilgili şunları yazıyor;
Zonguldak deyince, Rüştü Onurdan, Kemal Uluserden, Muzaffer Tayyip Usludan daha kuvvetli neyi düşünebilirim?
Çelikel Lisesi duvarları içinde o küçük edebiyat şubesinde, Tayyipe hocalık yaptırmıştı bana tesadüf
1940ı 1941e bağlayan yılbaşı gecesi, veremin pençesinde her geçen gün acı sona doğru yaklaşan bu gençler o yılbaşı akşamı gecenin ilerleyen saatlerinde şiirler okuyarak ölümle de yüzleştiler.
Öyle bir yalnızlık ki bu, ne yapsan ölüme değiyor. dedi Rüştü. O gece kura çektiler, kim önce ölecek diye
Kura çekiminin belirlediği sırayla gerçekleşmedi üç ölüm; önce Rüştü Onur,
1942; sonra Kemal Uluser, 1944; daha sonra da, Muzaffer Tayyip Uslu öldü, 1946
1942 Ağustos ayı başında, ikinci kez Heybeliada Sanatoryumuna yatmak için İstanbula doğru yola çıkıyordu Rüştü Onur.
Limana uğurlamaya gelenler arasında, Rüştünün babası, kardeşi Saffet Onur, Muzaffer Tayyip Uslu ve Muzaffer Soysal vardı. Bir de resim çekildiler.
Muzaffer ölümünün yaklaştığı günlerde hep o resimlere baktı dedi annesi. Muzaffer Soysal resmi aldı eline baktı. Arkasını çevirdi sonra
Mırıldanarak okudu. İstanbula yolcu ettiğimiz gün Rüştüyü
5.8.1942 Altta büyük harflerle yazılı dört sözcük: HER YERDE İLKYAZ ÖLÜMLERİ.
Ama bir cenaze töreni yapıldı ki sormayın. O zamanın valisi evine bile gitmeye üşenen bir zattı.
O gelince, bütün hükümet erkânı da cenazeye taşındı.
Kömür işletmesinin bandosu arkasında sayısı yirmiyi bulan çelenklerle muazzam bir kalabalığı gören Zonguldaklılar bir şairin ölümüne şaştılar durdular.
Şair ölmesine ölürmüş, ama cenazesi de bir parti reisi gibi kaldırılır mı imiş? ..
Biz sevgili insan kardeşlerine /
Şiirler söylemek istedi bizlere /
sokaklar ona /
yaşamasını öğretmişlerdi /
o da dost olsun, düşman olsun hepimize /
yaşadıklarını ve güzelliğini söylemek istedi /
ölmeden önce..
ARKADAŞLIK
I
Şiirler söylemek istiyorum size
En tatlı ümitler içinde
İstiyorum ki korkutmasın sizi mezarlık
Göreceksiniz o kadar
O kadar can sıkıcı değildir
Benimle arkadaşlık
Ben
Rivayete göre
Allahın talihsiz kulu
Ben
Üsküdarlı Şükriye hanımın
Ortanca oğlu
Ve yirminci yüzyılın
Eli ayağı bağlı
Zavallı şairi
Muzaffer Tayyip Uslu
Şiirler söylemek istiyorum size
Siz sevgili insan kardeşlerime...
II
Sevgili insan kardeşlerim
Size bütün kalbimle teşekkür ederim
Ellerinizin yardımıyla
Saçlarımı tarıyorum
Her sabah
Siz kitaplara yazmasaydınız
Ben nereden bilecektim
İki kere ikinin dört ettiğini
Ve gökyüzünü yatağımdan
Seyredebilir miydim böyle
Aklınıza gelmeseydi
Bu pencereyi açmak odama
Ah biliyorum
Biliyorum bir gün gelir de ölürsem
Omuzlarınızda gidecek cenazem
Size teşekkür ederim şimdiden.
III
Bilmelisiniz ki insan kardeşlerim
Deniz denilen bir şey vardır gökyüzünde
Ve gökyüzü mavidir ekseriya
Ne olur ne olmaz
Aklınızda bulunsun
Yalnız yaşamak için geldik bu dünyaya
Başka hiçbir şey için değil
Mesut olabilmemiz içindir
Ne varsa bu dünyada
Gökyüzünden tutun da
Ağaçların meyvesine
Hattâ gölgesine varıncaya kadar
Ne varsa bu dünyada
Mesut olabilmemiz içindir
Aklınızda bulunsun.
Muzaffer Tayyip Uslu
( 1922 - 1946 )
Şimdilik
ÖLDÜKTEN SONRA
Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan.
(1945)
Muzaffer Tayyip Uslu
( 1922 - 1946 )