• 17-06-2020, 03:01:16
    #19
    Delidadas25 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bir kere ihvan, ihvancılık dendiğinde ne anladığınızı bilmek lazım ?

    İhvancılık Mısır'dan doğan bir akım , Hilafet makamı ve Filistin üzerine odaklanmış bir fikir birlikteliği...
    Sizin için olmayabilir fakat, ben ve benim değer yargılarımla paralel yetişen nesiller için Filistin kırmızı bir çizgi olarak devam etmektedir. Her ne kadar şuan istediğimiz beklediğimiz adımlar tam anlamı ile atılmamış olsa da, orası bizim mabedimiz ve şartlar oluştuğunda tekrar bizim olacaktır.

    Hilafet konusuna gelirsek eğer, çok daha uzun ve derin olmasına rağmen ben size kısa bi özet geçeyim de öyle Atatürk Hilafeti kaldırdı, millet kurtuldu safsatasının arka planına bi göz atın bu sayede.. Lozan imzalandığında İngiltere harici tüm taraf ülkeler bu anlaşmayı imzalayıp meclislerinden geçirdiler, İngilizler için kırmızı çizgi Hilafetin kaldırılması idi, zira dünya üzerinde en çok Müslüman'ın yaşadığı topraklar,İngiliz sömürgesinde idi... Olası bir cihad çağrısında olabilecekleri bildikleri için bu konuda direttiler ve Lozandan 9 ay sonra falan hilafet kaldırıldı ve akabinde İngiliz meclisinde oylanıp Lozan kabul edildi..

    Tüm dinlerin bir merkezi var iken, ve bu merkezlerin söylediklerini ülkeler emir olarak benimserken, Müslümanların merkezini darmaduman edip,başsız bırakıp da sömürmeye hazır hale getirdiler. Mısırdan bir akım çıkıp bu makamın tekrar hak ettiği yeri alması için birliktelik oluşturmaya çalıştı ve bu hareketi Hilafet makamının gücünü istemeyen tüm devletler gibi içimizdeki sizler de terörist odaklı bir yapı olarak gördünüz..

    Yazdıklarınıza sırası ile cevaplar vermeye çok da uzatmamaya çalışıyorum ama konu derin..

    Gelelim milli değerler konusuna..

    Dış politikasının Türk Milletinin değerlerine katkı sağlaması için Avrupa ve Amerikan çıkarlarına ters düşmesi kaçınılmazdır. Eğer onlarla ortak değerlerde buluşuruz diyorsanız o zaman sizin Türk değer yargılarınız bizimkinden çok çok farklıdır.
    Zira Oğuz Kağan'ın, Mete Han'ın kızıl elması ile Alparslan'ın Fatih'in Abdulhamid'in kızıl elması aynı ülküdür.. Gök Tengri kuralları ile Allah'ın kuralları arasında bir fark yoktur neredeyse..
    Adı Hun da olsa, Karahanlı'da olsa, Selçuklu da ola, Osmanlı da olsa, Türkiye Cumhuriyeti de olsa, bizim misyonumuz zulüm edene düşmanlık, mazluma hamilik etmek oldu hep...
    Çinle savaştık, Moğolla savaştık, Bizansla savaştık, Haçlı ile savaştık, dikkat edersen hep küffar hep zulüm denince akla gelen ülkeler.. ve Hepsi de çok güçlü idiler.... Ne Mete Han ne Alparslan,ne Çağrı bey, ne Osmanlı,ne Keykubat, ne de Atatürk savaştan kaçmadılar..
    Şimdi iki ekonomik kriz gördük diye yuları bunların eline mi verecez?

    Siz daha düne kadar bbg evi diye tabir ettikleri, oysa bbg evinden sadece istedikleri kısımları kesip de bize veren israil heronları ile operasyon yapımaya çalışırken, bugün aynı anda iki farklı ülkede operasyon yaparken üstüne üçüncü bir ülkeye de operasyon yapar hale gelmişiz..

    Devamını evden yazarım.
    İhvancılık Libya'da "ülke çıkarlarını" savunuyorken; Sudan'da darbecilerden yana olmaktır, Mısır'da Türk Milleti ve Devletinin milli çıkarları hiçe saymaktır, İsrail ile vatan meselelerini ve pazarlıklarını konuşmadan yok saymadır, Suriye ile olan "malum durumu" savunmaktır. İhvancılık Türkiye'nin milli değerlerini bir yana bırakıp her konuda taraf olmaktır.
    Örnek nedir diyecek olursanız kör göze parmak sokarcasına alınan kararların ve ideolojik saiklerle gözünü kör etmiş kimselerin hayallerinin bedelini kafasının üstüne savaş uçaklarıyla bomba yiyerek en ağır biçimde canı pahasına ödeyen 35 mehmetçiğimiz ortadadır.
    Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Mehmetlerinin rus kucağına atılıp kıyıma uğratılmasının ardından hükümet yöneticilerinin rus bürokratlar önünde el pençe ve güle eğlene duruşlarını, hukuken Suriye Arap Cumhuriyetini tanıyışını hiçbirimiz unutmadık. Suriye politikası ideolojik takıntılar nedeniyle her dönemde baştan sona yanlıştı. Türk Devleti, Suriyede önce demografik yapısını bozdu ardından sosyolojik bütünlüğünü kaybetti sonra ekonomisini çökertti ardından vatan evlatlarını ruslara kıydırdı. Şimdi geldiğimiz nokta ortada.
    Beğenmediğiniz Lozan Barış Antlaşması'nda, Türkiye Cumhuriyeti ekonomik bağımsızlığını, bölünmez bütünlüğünü, iç işlerine karışılamaz hakkını garanti altına aldı. Anadolu; Türk, Ermeni, Kürt, Yahudi, Laz, Çerkes vb. gibi birçok etmenden oluşurken tek çatı altında iç işlerine karışılamaz olmasının tek teminatı Lozan'dır.
    Osmanlı Devleti tarihinde en çok toprak kaybı yaşamış II. Abdulhamit'in ümmetçi politikaların sonucu olan "cihat çağrısı"nın sonucunu bugün maalesef "Ayasofya'yı camiiye çevirelim" şeklinde yaşıyoruz. "Güç gösterisi yapalım", "batıya ders verelim" gibi zihniyetin Türkiye'ye cumhuriyet tarihi boyunca tek vatan toprağı kaybını yaşatması tesadüf değil... Süleyman Şah Türbesi.
    Türk Devleti'nin en parlak ekonomik dönemi 2002-2008 arasında yaşandı. Bu ekonomik zenginlikler ortaya çok övündüğümüz İHA konusunda ANKA-Baykar-Tusaş gibi savunma sanayiinde dev markalar çıkardı. Üzgünüm fakat ekonomi iyi değilse silah ve gereçlerini üretemeyiz. Ekonomimiz de ancak müttefiklerimizle güçlü alışverişlerimiz sayesinde iyi olur. 2008'den beri Cumhuriyetin 100 yıllık ekonomik birikimlerini harcayarak bugüne geldik. Şuanda Türk Ordusu'nun, NATO raporunda dile getirdiğimiz gibi kurmay kadroları ve lojistik desteği oldukça yetersiz durumda.
    Unutmadan, Türk Devleti bugün "lanet ettiğiniz" İsrail ile bir aylığına Adana/Yumurtalık şileplerinden petrol akışını kessin o zaman ne durumda oluyoruz; elbet tekrar konuşuruz. =))
  • 17-06-2020, 09:19:52
    #20
    Üyeliği durduruldu
    Delidadas25 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bir kere ihvan, ihvancılık dendiğinde ne anladığınızı bilmek lazım ?

    İhvancılık Mısır'dan doğan bir akım , Hilafet makamı ve Filistin üzerine odaklanmış bir fikir birlikteliği...
    Sizin için olmayabilir fakat, ben ve benim değer yargılarımla paralel yetişen nesiller için Filistin kırmızı bir çizgi olarak devam etmektedir. Her ne kadar şuan istediğimiz beklediğimiz adımlar tam anlamı ile atılmamış olsa da, orası bizim mabedimiz ve şartlar oluştuğunda tekrar bizim olacaktır.

    Hilafet konusuna gelirsek eğer, çok daha uzun ve derin olmasına rağmen ben size kısa bi özet geçeyim de öyle Atatürk Hilafeti kaldırdı, millet kurtuldu safsatasının arka planına bi göz atın bu sayede.. Lozan imzalandığında İngiltere harici tüm taraf ülkeler bu anlaşmayı imzalayıp meclislerinden geçirdiler, İngilizler için kırmızı çizgi Hilafetin kaldırılması idi, zira dünya üzerinde en çok Müslüman'ın yaşadığı topraklar,İngiliz sömürgesinde idi... Olası bir cihad çağrısında olabilecekleri bildikleri için bu konuda direttiler ve Lozandan 9 ay sonra falan hilafet kaldırıldı ve akabinde İngiliz meclisinde oylanıp Lozan kabul edildi..

    Tüm dinlerin bir merkezi var iken, ve bu merkezlerin söylediklerini ülkeler emir olarak benimserken, Müslümanların merkezini darmaduman edip,başsız bırakıp da sömürmeye hazır hale getirdiler. Mısırdan bir akım çıkıp bu makamın tekrar hak ettiği yeri alması için birliktelik oluşturmaya çalıştı ve bu hareketi Hilafet makamının gücünü istemeyen tüm devletler gibi içimizdeki sizler de terörist odaklı bir yapı olarak gördünüz..

    Yazdıklarınıza sırası ile cevaplar vermeye çok da uzatmamaya çalışıyorum ama konu derin..

    Gelelim milli değerler konusuna..

    Dış politikasının Türk Milletinin değerlerine katkı sağlaması için Avrupa ve Amerikan çıkarlarına ters düşmesi kaçınılmazdır. Eğer onlarla ortak değerlerde buluşuruz diyorsanız o zaman sizin Türk değer yargılarınız bizimkinden çok çok farklıdır.
    Zira Oğuz Kağan'ın, Mete Han'ın kızıl elması ile Alparslan'ın Fatih'in Abdulhamid'in kızıl elması aynı ülküdür.. Gök Tengri kuralları ile Allah'ın kuralları arasında bir fark yoktur neredeyse..
    Adı Hun da olsa, Karahanlı'da olsa, Selçuklu da ola, Osmanlı da olsa, Türkiye Cumhuriyeti de olsa, bizim misyonumuz zulüm edene düşmanlık, mazluma hamilik etmek oldu hep...
    Çinle savaştık, Moğolla savaştık, Bizansla savaştık, Haçlı ile savaştık, dikkat edersen hep küffar hep zulüm denince akla gelen ülkeler.. ve Hepsi de çok güçlü idiler.... Ne Mete Han ne Alparslan,ne Çağrı bey, ne Osmanlı,ne Keykubat, ne de Atatürk savaştan kaçmadılar..
    Şimdi iki ekonomik kriz gördük diye yuları bunların eline mi verecez?

    Siz daha düne kadar bbg evi diye tabir ettikleri, oysa bbg evinden sadece istedikleri kısımları kesip de bize veren israil heronları ile operasyon yapımaya çalışırken, bugün aynı anda iki farklı ülkede operasyon yaparken üstüne üçüncü bir ülkeye de operasyon yapar hale gelmişiz..

    Devamını evden yazarım.
    Müslümanlar ne sallıyordu ya hilafeti. Madem ki hilafet bu kadar mühim bir şeydi, Lawrence halifeden daha mı büyüktü ki MÜSLÜMAN araplar onun peşinden gitti? 4 büyük halifeden 3'ü öldürülmüş, sonrası babadan oğula geçmiş... Ne kadar mantıklı değil mi hilafet denilen şeyin babadan oğula geçmesi. Şarap içen de halife olmuş, ot çeken de. Kılıç zoru ile başka devletlere geçmesinden hiç bahsetmiyorum. Hele bir de Abdulhamid, kızıl ülkü falan denmiyor mu, çıldırıyorum. Hangi ülküyse artık kaç Türkiye kadar toprak kaybettik.
  • 17-06-2020, 10:10:58
    #21
    Birçok cevabı okudum; görüyorumda, tarihle övünerek hala hayaller dünyasında yaşayan arkadaşlarımız var...
    Güzel, anlı ve şanlı bir tarihimizin olduğunu inkar etmiyorum, edemem de.
    Ancak bir şeyi ayırt etmeyi bilmeliyiz. Ekonomi tarihte ki savaşlar gibi güçlenen ve kazanılan bir şey değildir.
    Akıl, bilim, eğitim, fen, teknoloji ile kazanılır. Ne yazık ki bizim ülkemiz de ne bilime ne ilime önem verildiği için, İmamhatip Okullarına giderek dua, hadis vb. şeylerle vakit öldürüyoruz. (Giden arkadaşlara kesinlikle saygım sonsuz, bu benim düşüncemdir.)
    Büyük olasılıkla ne kadar çok ilahiyat hocası ya da imamımız olursa o kadar çok "Kısa sürede para kazanma duası, Cüzdan Duası, Borç Ödeme Duası, Acil Para Bulma Duası" vb. saçmalıklarla beynimizi yıkayıp sizi daha çok borçlandırmayı planlıyorlar.
    Keşke mantıklı şeyler için borçlandırsalar... Burası da ayrı bir vahimlik. Mesela kitap almak için borçlansak ya da bir teleskop alıp yıldızları gözlemek ve keşifler yapmak için borçlansak, ne yazık ki borçlandığımız şeyler; koltuk takımı, mutfak dolabı, kartonpiyer...
    Uyanık olun, okuyun, okutun, bilin, öğrenin. Her söylenene de inanmamak gerekiyor. İyi forumlar.
  • 17-06-2020, 10:24:43
    #22
    Üyeliği durduruldu
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Durumun nasıl bir felakete gittiğini göremeyenler var.
    Kamu Bankalarının nasıl bir arpalık haline geldiğini göremeyenler var.
    Döviz Patlarsa kamu garantili köprü tünel otoyol ve hastanelerin fiyatlarının ne hale geleceğini göremeyenler var.
    Merkez Bankasının rezervlerinin ne halde olduğunu göremeyenler var.
    Ve dış borcun milli gelire oranının 2001 krizinden bile kötü olduğunu göremeyenler var.
    Üstelik bu sefer senelerdir borçlandırılarak büyütülen özel sektör ve vatandaş da borç batağı içinde.
    Ekonomi patlarsa bizim bankaları yabancılar üç kuruşa satın alırlar.
    Bu bankalara borcunu ödeyemeyenleri evleri arabaları şirketleri de üç kuruşa haczedilir yabancıların eline geçer.





    Düşüncene katılmıyorum hocam. Bize iyi bir devlet adamından ziyade iyi bir halk gerekiyor. Her halk hakettiği şekilde yönetiliyor.

    Dünyada ülkesini ve halkını düşünen bir parti ve siyaset adamı bulamazsın. Dünyada herkes ilk önce kendini, sonra çevresindekileri kalkındırır. Bu ülkeye gerekli olan insan tipi seçtiği adamın bilmem neresinde kıl olan değil, seçtiği adama hesap sorandır. Hata yapanı körü körüne savunmayan, hata yapandan hesap soran bir halka ihtiyacımız var. Sürdürülebilir bir kalkınma için ihtiyaç duyduğumuz ahlaklı, çalışkan bir devlet adamı değil. Ahlaklı çalışkan bir halk. Çünkü Ahlaklı adamları sistem içinde eleyen, oy vermeyen bu halkın ta kendisi maalesef. Devlet salgın döneminde ihtiyacı olanlar için ucuz kredi verdiğinde ihityacı olmadığı halde bu krediye başvurup alan yüzbinler var. Siyasetçiler de tam da bu halkın içinden çıkıyor. Yani halkımız ne kadar ahlaklı dürüst çalışkan ise maalesef siyasetçimiz de o kadar...
    Özellikle son paragrafı öyle güzel yazmışsınız ki, yaşamın özeti gibi olmuş. Ben farklı ülkelerdeki yaşamları, siyaseti ve kültürleri sürekli araştırırım bu alanlarda bilgi sahibi olmayı çok seven biri olarak, gördüğüm şudur; Geri kalmış ülkelerde halka yöneticilerinden memnun musunuz diye sorarsanız evet çok seviyorum ondan daha iyisi gelemez başkası gelirse daha kötü oluruz derler. Yaşam standardı yüksek, kalkınabilen ülkelerde ise kendi partisi iktidarda olsa bile insanlar memnuniyetsizlik bildirir, daha iyisi olmalı derler. İşler kötüye gittiği anda yöneticiler istifa ettirilir, hatta halkın isyanına gerek kalmadan kendileri istifa ederler. Ne zaman ki liderler ve halk arasında koltuğu kaybetmemek için bir mücadele başlar, o zaman ülkede çöküş başlar.
  • 17-06-2020, 11:36:45
    #23
    LordHaseky adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Öncelikle ülke ekonomisi berbat bu konuda hemfikiriz.Ama 2001 yılıyla da kıyaslama yapmak biraz haksızlık olur.
    Halk açısından düşünürsek, 2001 krizi muhabbetine göre illa kıyaslama olacaksa buyurun.

    2001 yılı altı sıfırlı yıllarımızdan, hesaplama kafa karıştırmasın diye sıfırları sildim.

    2001 yılı asgari ücret - 122 TL (122 milyon) - Ekmek 0,10 TL - 1220 adet ekmek alınabiliyor.
    2020 yılı asgari ücret - 2324 TL - Ekmek 1,25 TL - 1859 adet ekmek alınabiliyor.

    2001 yılı - Dana kıyma 4,5 TL - 27,1 kilo alınabiliyor.
    2020 yılı - Dana kıyma 50 TL - 46,48 kilo alınabiliyor.
    Sığ bir yorum. Sadece et ekmekle kıyaslama yapamazsınız ki. Kira, elektrik, su, telefon, internet, doğalgaz, benzin, meyve, sebze, ulaşım vs. Bunlar ne olacak? Bu düz mantıkla gidersek memleket bolluk bereket içinde. Bunun yerine 2001 yılında asgari ücretle 100 dolar alınıyorken bugün 339 dolar alınıyor. Yine o zamanın parasıyla 5 çeyrek altın alınırken bugün ancak 3 çeyrek altın alınıyor. Çay simit hesabı yapsanız bile o para yetmiyor. Ha keza alınan kredi kartı ve kredilerden görmek mümkün.