• 02-07-2015, 18:11:23
    #1
    Evliyâullahın sertâcı, mahbûb-u Sübhâni, Gavs-ı Samedâni, Pîr-i A'zam Cenâb-ı Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerine hizmet edenlerden biri, Hazreti Gavs'ın cemalli bir zamanında huzûr-u seniyyelerine çıkarak:


    "Efendim, Cenâb-ı Hak Zat'ınıza kudretinin tasarrufunu bahşetmiştir. Onun için istediğiniz kimselere ufak bir nazar-ı âlinizle birçok rütbeler verebiliyorsunuz. Bu kulunuz da size epey hizmet etti, ama bana hâla bir şey ihsân etmediniz, niyâz ediyorum" der.


    Koca Gavs:"Pekalâ, bugün bana bir helva pişir de, bakalım Kudret neler ihsân eder, senin de gönlün olsun" buyururlar.


    Adamcağız"Başüstüne" diye sevinerek, helvayı pişirmeye başlıyor. O esnâda da Hindistan'dan bir heyet gelerek Hazreti Abdülkadir-i Geylâni'ye arz-ı ubûdiyyet ettikten sonra:


    "Efendimiz, hükümdarımız öldü, bize bir hükümdar göstermenizi niyâza geldik" derler.

    Bunun üzerine Hazreti Pîr, helva pişiren adamını çağırarak:

    "Nasıl, Hind padişahlığını kabul eder misin?" diye ferman buyuruyorlar. Adamcağız pür-neşe:

    "Aman efendim, ihsan buyurdunuz" diye can atarak sevinirken, Hazreti Gavs:"Yalnız, seni şu şartla oraya padişah yapıyorum: Ne kazanırsan yarı yarıya paylaşacağız" buyururlar.

    Pek tabiî olarak tâlip, bu emri minnetle kabul ediyor.


    Nihâyet adamcağız hakikaten söylendiği gibi Hindistan'da büyük bir saltanata, muazzam saraylara, mutantan debdebelere, güzel eşlere sahip olduğu gibi bir de erkek evlâda sahip olur. Aradan onbir sene geçiyor ve bir gün Hazreti Abdülkadir-i Geylâni'nin teşrifleri haberi çıkıyor. Hükümdar, Gavs-ı Samedâni'yi karşılayarak sarayında bir kaç gün hizmetinde bulunduktan sonra Cenâb-ı Pîr artık döneceklerini haber veriyorlar.


    Pâdişah: "Efendim, biraz daha kalıp bizleri sevindirin" diye ricada bulunuyorsa da Hazret-i Gavs'ın muhakkak teşrif edeceklerini anlayınca: "Efendim, bari kusurlarımızı af buyurun" diyor. O vakit Sultan Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri, hükümdara:


    "Yalnız sizinle bir sözümüz vardı. Sizi biz buraya padişah olarak gönderirken ne kazanırsanız yarı yarıya olacak, diye bir söz vermiştiniz. İşte şimdi, buraya geldikten sonra ne kazanmış iseniz hesaplaşmak istiyorum" buyuruyorlar.

    Padişah bunun üzerine bütün servetini tesbit ederek yarı yarıya ayırıyor ve Hazreti Gavs'ın huzuruna arzediyor.


    Sultânü'l Evliyâ:İyi amma siz bir erkek evlad da kazandınız; onu da taksim etmeniz lazımdır" buyurunca, padişah:


    "O nasıl olacak?" diye soruyor. Cenâb-ı Gavs cevaben:

    "Çocuğu ikiye böleceğiz, size istediğiniz tarafı vereceğim" diye emrediyorlar.
    Çocuk ortaya getiriliyor. Gavs-ı A'zam Hazretleri keskin kılıçlarıyla: "Destûr" deyip çocuğu tam ikiye ayıracakları esnâda, padişah belindeki mücevher işlemeli hançerini çekerek:

    "Eeey sehhar herif! Senelerce bana hizmet ettirdiğin yetmiyormuş gibi şimdi de tesâdüfün bana verdiği nimeti elimden almak istiyorsun" diye tam Hazreti Gavs'ın göğsüne saplarken bir de bakıyor ki elindeki kaşık helva tenceresine saplanıyor. Ne saraydan eser var, ne saltanattan ve ne de çocuktan bir iz...


    Bu hal karşısında hayretler içinde kalan tâlibe, Cenâb-ı Pîr tebessüm ederek:
    "Oğlum karıştır helvayı... Biz cimri değiliz, veririz, amma zamanı gelmeden de olmaz..." buyuruyorlar.

    Ey tâlib-i Hakîkat! Şimdi sen buna ister rüya de, ister hayâl de, hulâsa ne dersen de. Bizim diyeceğimiz ise bu hal: Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan olmasıdır. Makam-ı Zat'a sahip olan evliyâullaha Cenâb-ı Hak îcad ve îdam kudreti ihsân ettiğinden bu gibi şeyler oyuncak gibidir.


    Bu olayda zavallı tâlip, eğer ihlâs ile tam teslim olmuş olsa idi ve Hazreti Pîr: "Çocuğu da taksim edeceğiz" diye emrettiklerinde: "Efendim, taksime ne hâcet, ben de sizin, çocuk da sizin" diye kalbiyle teslimiyetini ve bağlılığını göstermiş olsa idi, elbette o kaşık hançer olup Hazreti Pîr'in göğsüne saplanmazdı. Hazreti Gavs hakikatte çocuğu parçalayacak değildi ya. Onlar hayat almaz, Hayat verir, Ebedî Hayat...
  • 02-07-2015, 18:36:59
    #2
    Anlamadığım. Allah yetkisini Geylani'ye mi vermiş?
    Allah size akıl fikir versin.
  • 02-07-2015, 20:36:34
    #3
    metinciris adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Anlamadığım. Allah yetkisini Geylani'ye mi vermiş?
    Allah size akıl fikir versin.
    Hangi yetkiden bahsediyorsunuz? Yetkinin bir kalıbı mı var yoksa bir adetimi var. Rızkı veren Allah ise o halde nasıl çalıştığın iş yerinde maaşını başkası veriyor? Sen burada yazarken sana yetki verildi mi. Olayları kendine göre ölçekleme yapıyorsun hak veriyorum insan bilgi sahibi olmayınca anlaması da mümkün olmaz. O zaman şöyle izah edeyim; orada Geylani yoktur Allah'ın tecellisi vardır. İkilik yoktur birlik vardır. Yetkiyi veren kim alan kim bu soruları sormana sebep olanda ikilikten dolayıdır.
  • 02-07-2015, 20:53:52
    #4
    Geylani 20 sene çöllerde gezmiş sanırım bırakında o kadarolsun
  • 02-07-2015, 22:19:12
    #5
    " O zaman şöyle izah edeyim; orada Geylani yoktur Allah'ın tecellisi vardır. ..."

    Yetkisini almakla kalmamış, Allah onda vücut bulmuş demek. Allah sizi nasıl yola getirsin.
  • 03-07-2015, 00:07:44
    #6
    metinciris adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    " O zaman şöyle izah edeyim; orada Geylani yoktur Allah'ın tecellisi vardır. ..."

    Yetkisini almakla kalmamış, Allah onda vücut bulmuş demek. Allah sizi nasıl yola getirsin.
    Allah cc Eşyada / Adem'de vücut bulmaz. ancak. istediği yerden tecelli edebilir.
    Kasas Süresi Ayet 30 Musa Peygamber Bir Ağacın yanına geldi ve Ağaçtan Musa Peygambere şu Ses geldi. “Muhakkak ki, Ben Rabbülalemin olan Allah’ım.” Şimdi Allah cc Ağaçta mı vücut buldu mu diyeceğiz.? Burada Tecelli Kavramını Çay'daki Şekerin Çay'a Karışması gibi değerlendirmemek lazım. bu Kavramı iyi öğrenmek lazım değil'mi?
  • 03-07-2015, 01:04:46
    #7
    Know adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Allah cc Eşyada / Adem'de vücut bulmaz. ancak. istediği yerden tecelli edebilir.
    Kasas Süresi Ayet 30 Musa Peygamber Bir Ağacın yanına geldi ve Ağaçtan Musa Peygambere şu Ses geldi. “Muhakkak ki, Ben Rabbülalemin olan Allah’ım.” Şimdi Allah cc Ağaçta mı vücut buldu mu diyeceğiz.? Burada Tecelli Kavramını Çay'daki Şekerin Çay'a Karışması gibi değerlendirmemek lazım. bu Kavramı iyi öğrenmek lazım değil'mi?
    Allah ve yaratılan ayrıdır.
    Siz birleştiriyorsunuz. Bu Kur'ana açıkça aykırıdır.

    ağaçtan ses gelmesi şu ayete uygundur: ŞÛRÂ-51 Allah bir nsanla nasıl iletişim kuracağını bildirien ayettir. "yahut perde arkasından" kısmına uygundur. Yoksa Allah yaratılanın vücuduna girmez.

    edit: yazdıklarınıza artık cevap vermeyeceğim.
    Ancak sizi uyarmak isterim, bu sizin yolunuz zandan başka bir şey değil. yanlış yoldasınız.
  • 03-07-2015, 08:49:25
    #8
    metinciris adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Allah ve yaratılan ayrıdır.
    Siz birleştiriyorsunuz. Bu Kur'ana açıkça aykırıdır.

    ağaçtan ses gelmesi şu ayete uygundur: ŞÛRÂ-51 Allah bir nsanla nasıl iletişim kuracağını bildirien ayettir. "yahut perde arkasından" kısmına uygundur. Yoksa Allah yaratılanın vücuduna girmez.
    şayet meseleyi ilmi münazaradan çok kişisel tartışmalara veya karşınızdaki kişinin ilmi delillerine ilmi cevaplar vermek yerine kişisel doğrularınızı kabul ettirme gibi bir cehle düşerseniz zaten burada konuşmanın yersiz ve gereksiz olduğu gün gibi aşikar bir durum olur. bu durumdada " kellim kellim la yenfa " konuş konuş faydasız deyimi sizinle birebir örtüşür. burada " tecelli " Allah cc suyun süngere girmesi gibi bir ademe veya eşyaya girmesi olmadığını bir önceki mesajımda zaten söyledim. halen " siz birleştiriyorsunuz " gibi sözlerde bulunmanız gerçekten okuduğunuzu algılamama veya işinize geldiği gibi algılama olarak değerlendirmekten başka bir yol bırakmaz. bu münasebetle tecelli bazen ağaç ile bazen insan ile olabilir. yoksa Allah cc bir İNSANA muhtaçtır gibi noksan bir sıfatın ona isnadı söz konusu değildir. sizin gibi insanlar meseleleri neden okuyup anlamak yerine TARTIŞMAK ve HATA KUSUR aramak olarak giriş yaparlar? şahsi kanaatim meseleri okuyup anlamakla yetinmek TARTIŞMA'dan çok daha evladır.

    ilmi olmayan kişisel suçlamalarınızla bir daha mesajımı alıntılamaz ve vaktimi zayi etmezseniz sevinirim. ancak ilmi konuşacaksanız buyurun konuşalım.
    ayetin siyak ve sibakı öncesi ve sonrası önemlidir. cımbızlama bir ayet veya bir bölüm ile bu buna uygundur demeden önce. ayetin nuzül sebeplerini ve oradan çıkarılan USUL konularını (fıkıh ve akaid açısından) bilerek yazmanız sizin daha ilmi kişiliğe yakın olduğunuzu gösterir.