• 17-07-2023, 23:33:24
    #19
    Simülasyon kavramını ortaya çıkaran da biziz sonuçta. Hayata ve canlılığa dair her yorumu sadece kendi bilinç ve algı kapasitemizle oluşturuyoruz. Ortada illa dijital bir veri akışı olmak zorunda değil. Dijitali oluşturan biziz.

    Bu nedenle sorunun akla en yatkın cevabı için köklerimize inmek gerekiyor. Doğayı anladığınızda kendinizi de anlamaya başlarız. Olabilecek en bilgisiz ve en vahşi insansı canlıdan bu noktaya geldik. Ama onla bizi ayıran tek şey zaman içinde edindiğimiz ve nesilden nesile aktardığımız bilgi kazanımları. Yeni doğmuş bir insanı kurtlar yetiştirse, hayatı boyunca o insan kurt olduğunu zanneder ve öyle davranır. Bizse kendine insan deyip, doğaya hükmettiğini sanan canlıların yetiştirdiği canlılarız.

    Bir ağaçtan, bir kediden, kaplumbağadan veya milyon ışık yılı uzakta 100 derece ısıya sahip gezegende yaşayan bir bakteriden farkımız; hayatta kalmak için zorunlu olarak alet kullanmayı öğrenmiş olmamız ve bu sayede beynimizdeki sinaptik bağların artması bununla birlikte dil kullanımı ile düşünebilme, yorumlayabilme bunların peşi sıra felsefe yapabilme, hayvanlara göre daha komplike inanç sistemleri geliştirebilmemizdir.

    Bu arada zaman kavramını da biz bulduğumuz için aslında temel olarak koskoca evren (ve varsa ötesinde) insanlık tarihinin tamamı, bizim algıyabileceğimiz kadarı ile milisaniyeler içinde bile var olup silinmiş olabilir.
  • 17-07-2023, 23:35:53
    #20
    Misafir adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Hocam peki neden böyle bir deney yapıyorlar ve neden bu deney ihtiyaç duyuldu . Yani düşünebilme yeteneği neden verildi veya kendimizi neden yani insanlar kendilerini neden bu kadar önemli bir şey görüyor deney bir parçası mı? Veya biz insanlar deney sadece küçük bir dilimi kapsıyoruz ? farklı evren var ise orada insan olabilir veya farklı boyutlar yani bir sürü teori var öldükten sonra yaşam var deniliyor ama kimse kanıtlıyamaz sadece inanır buna çünkü ölen birisi geri gelmedi . Sistem tamamen inanç ve umut üzerine kurulu . Yani Böyle geniş bir alan varken biz insanlar küçük şeyler için kavga ediyoruz .
    Hocam sağlıklı düşünmek için içinde bulunduğumuz kafesin dışına çıkıp kafese dışarıdan bakmak gerekir. Ancak o zaman daha anlaşılır hale gelir içinde olduğumuz ortam.

    Evren gözüyle baktığınızda insanoğlunun yada her hangi bir canlının hiç bir değeri yoktur. Evrende büyük galaksiler bir biri içine girer, bütün güneş sistemleri gezegenler yok olur, yenileri oluşur.

    Eğer bu evren varsa, başka evrenler de vardır. o zaman o evrenleri de içine alan kafesin dışına çıkıp oradan bakmalıyız. 2 evreni aynı anda uzaktan görseniz içindekilerin hiç bir değeri olmadığını anlarsınız, hatta evrenlerin bile değeri yoktur, 1 evren oluşabiliyorsa, yok olunca yenisi de oluşabilir.

    Bunun bir sonu var mı? Bilimsel olarak bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var. " Hiç bir şey yoktan var olmaz ve vardan yok olmaz, sadece şekil değiştirir" Bu mutlak bir kanundur. Hiç kimse veya nesne bu kanunu çiğneyemez, çünkü var olma sebebi bu kanundur, yoksa zaten yoktur.

    Sistem yani inanç dediğimiz kavramlar sadece düşünebilen canlıların ürettiği soyut kavramlardır. gerçeklikleri yoktur. canlı olmak ya da düşünebilen bir canlı olmanın kimyasal yapısı budur diyebiliriz. Bir taş parçası, bir gezegen yada evrenin kendisi inanç besleyemez veya üretemez. Bizler hayal ederiz çoğunlukla, dağ bizden güçlüyse tanrı deriz, bulut dağı örterse gerçek tanrı bulut deriz, Tanrı dünyanın dışında deriz hepsinden üstün tutarız. Ölünce anılarımız, düşüncelerimiz kaybolmasın isteriz, dünyada acı çekince böyle bitsin istemeyiz. Hesap sorulsun isteriz.

    Bir inanca sahip olmak ya da olmamak insanın kendi seçimidir. Ancak gerçeği değiştiremez.

    Yerlilerin sözü ile, carpe diem "anı yaşa" sahip olduğun tek şey zamandır. Sana ait olan tek şeydir. Neye inanıyorsan, zamanını o inancında en iyi şekilde yaşa.

    iyi forumlar.