
komiksin...
böyle bir rivayet var,
hatta orjinalide şöyledir....
günün birinde peygamber efendimize yanındaki bir zat sorar, kim bu önümüzden geçen kavim diye....
peygamber efendimizde ilgili cevabı verir
ayrıca al sana bir link
Peygamber Efendimizin Türkler Hakkındaki Hadisleri!!! [Arşiv] - ForumTURKA.Net Forum Resimler Forumlar videolar diziler izle indir http://www.gencislam.com/forum/showthread.php?t=29347 http://www.forumsaati.net/peygamber-...r-t77122.html?
sadece "googlede peygamber efendimiz ve türk" diye arattım
bir sürü sonuç çıktı... gir bir oku derim...
belki acizsindir aratamazsın diye al bu da aratılmış hali
http://www.google.com/search?ie=UTF-...z+ve+t%C3%BCrk
şimdi bunlar yalandır diyeceksin...
bana eski kitaplarımı arattırma!
gecenin şu saatinde...
Kitap Kaynağıda gösterebilirim... ama uzun iş benim için, senin için mi uğraşacağım bir de burası var işin... Hiç sanmıyorum
fazla bıt bıt etme bilmeden adamın canını sıkma!

git kitap mı okuyorsun ne halt yiyorsan ye... "kalite"ni artır... başkasınınkine bıt bıt etmeden evvel...
iyi geceler.... Bay çok bilmişin, bilememiş hali
neyse al oku bari bir bilgi daha buldum genel kültürün belki biraz genişler; ha kültür demişken

-> yayinveiletisim.com -> belki faydası olur...
"İstanbul'un Fethini; Peygamberimiz (s.a.v.) müjdelemişlerdir. Hendek harbinde, hendekler kazılırken, kimsenin kaldıramayacağı bir büyük taşa rastlandı. Mü'minler dediler ki 'Ya Resulullah biz bu taşı kaldıramıyoruz' Bunun üzerine peygamberimiz (s.a.v.) besmele çekti ve kazmayla taşa vurunca, taş parçalandı ve 3 ayrı taş parçası 3 ayrı istikamete gitti. Bu sıçrayan taşlar, 3 fethi simgeliyordu. Bunlardan birisi İstanbul'un fethi, öbürü İran'ın fethi, bir diğeri de Mısır'ın fethini müjdeliyordu. O günden beri, asırlar boyu İstanbul'un fethi için sayısız seferler yapıldı. Fakat Cenab-ı Allah, fethi Sultan Fatih'e nasip etti. İşte Efendimiz (s.a.v.)'in mübarek hadisi şerifleri böylece gerçekleşmiş oldu. Bu hadisi şerifle ne büyük bir müjdeye mazhar olunmuştur. Hem Sultan Fatih, hem onun ordusu ve hem de evlatları olarak bizler bu hadisi şeriften elbette gurur ve şeref duyuyoruz. Bir başka Hadis-i Şerif'te ise Peygamberimiz; 'Letüftahannel Kostantiniyyete, Feleniğmel Emiru Emiru Ha, Feleniğmel Ceyşu Zalikel Ceyş. İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan; ne güzel kumandan, onu fetheden asker, ne güzel askerdir' buyurmuştur.
Ordusu ile İstanbul'un önünde bulunan Sultan II. Mehmed, Bizans İmparatoru'na elçi göndererek teslim olması çağrısında bulunmuş, ancak reddedilmişti. Bunun üzerine tarihteki 29. ve en son İstanbul kuşatması başladı.
Kuşatma, Türk topçusunun, surları top ateşine tutmasıyla başladı. Bizans ordusu ise, surlarda açılan gedikleri kapatmaya çalışıyordu. Osmanlı, donanması ile de Haliç'i zorluyor fakat zinciri aşamadıkları için gemiler Haliç'e giremiyordu. Günlerdir süren kuşatmanın henüz başarı getirememiş olması ve Ceneviz donanmasından gelen yardımın Boğaz'ı geçerek Haliç'e girmesi Sultan II. Mehmed'i sinirlendirmiş ve atını boğazın sularına sürerek donanmasına emirler yağdırmış, komutanlarına da, saldırı için orduyu hazırlamalarını emretmişti.. Kuşatmadan vazgeçilmesi teklifi üzerine Fatih, şu sözü söylemiştir: "Ya ben İstanbul'u alırım ya da İstanbul beni alır."
29 Mayıs sabahı saldırı başladı. Hücumun ilk dalgasını, mümkün olabildiği kadar çok Bizans askerini öldürmeye niyetli acemi askerler olan azaplar oluşturuyordu. Ayrıca Haliç'ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç'e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine kötü bir sürpriz olmuştu. Anadolululardan oluşan ikinci dalga, şehrin kuzeydoğusundaki, topla kısmen hasar almış Blachernae Surları'nın (okunuşu: blakernai ) bir bölümüne odaklanmıştı. Uzun süren bu çarpışmalar sonucunda Ulubatlı Hasan adındaki bir yeniçeri, aldığı kırk ok darbesine1 rağmen hayatta kalarak Osmanlı sancağını dikmiş, bununla ateşlenen Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453'te İstanbul'un surlarını aşmıştı.
Ancak savaş henüz bitmemişti. Hayatta kalan Bizans askerleri, Osmanlı askerleriyle sokak aralarında çarpışıyorlardı. Kısa süren bu çatışmalardan sonra Bizans ordusu yenilmiş ve Sultan II. Mehmed önderliğindeki Osmanlı ordusu İstanbul'a tamamen hâkim olmuştu.
İSTANBULUN FETHİ
Aştık geçilmez dağlar üstünden
Öyle vakur, öyle heybetli
Vardık ot bitmeyen vadilere
Ayağımız değdi yeşerdi!
Gönlümüzde büyüklüğü Asya'nın
Yıktı köhneliğini orta zamanın
Zamanın karanlığı ortasında
Şimşek örneği parlayan kılıcımız
Nur yağdırdı aydınlık yeni günlere
Eskilik, karanlık düşüverince yere,
Dağlar, denizler misali,
Yol verdi gemilere!
Sustu kulakları tırmalayan çan;
Burca bayrak dikince Ulubatlı Hasan!
İstanbul'un fethi, hem Türk tarihi için hem de dünya tarihi için önemli bir olaydır. Türk tarihi için önemi İstanbul'un fethiyle, Osmanlıların, Balkanlardaki ilerlemelerine engel olacak hiçbir gücün kalmamasıdır.
Avrupa'da ilerleyişini sürdüren Osmanlı Devleti, büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Dünya tarihi bakımından ise, İstanbul'un fethi, Orta Çağ'ın kapanıp Yeni Çağ'ın açılmasına sebep olmasındandır.
İstanbul, 29 Mayıs 1453 tarihinden 23 Nisan 1920 tarihine kadar Osmanlı Devleti 'nin başkenti olmuştur. Bu nedenle Türk ve Dünya tarihini etkileyen bu önemli fethi, her yılın 29 Mayıs günü, aynı coşku ve sevinçle kutluyoruz