• 08-12-2006, 00:04:32
    #19
    leet adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Nihayet, "yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış" atasözüne bir örnek daha
    yaşadık:

    "Tartışılmaz TV programları" yapımcısı Cevizoğlu, daha 4 ay önce Türkiye
    Polis Dergisi'nin ödülünü aldığı gecede, elinin altında Türkiye Polis
    Dergisi, Emekli Polis Derneği'nin Başkanı Mustafa Acar ve 2. Başkanı Anıl
    Aksoy'a dergi hakkındaki övgülerini aktarıyor...
    TV dünyamızın milliyetperver programcılarından *Hulki Cevizoğlu,* birkaç ay
    önce kendisine ödül veren ve bu kandırmacayı bu ay kapak haberi yapan
    Türkiye Polis Dergisi'ni programına davet etti. Katılmayı kabul eden dergi
    koordinatörü, iddiaların sahibi olan beni ve Çanakkaleli
    tarihçi/koleksiyoner Ahmet Uslu'yu telefon konuğu olarak yazdırmıştı.
    ADD adına gittiği Londra'daki bir konferanstan yeni dönmüş olan ve henüz
    memleket havasına alışmamış olduğu gözlenen Cevizoğlu, programına sık sık
    misafir ettiği emekli savcılardan kapma bir edayla, programa dikkat çekici
    bir afra-tafra ile başladı; Türkiye Polis Dergisi'nin, "böylesine topluma
    mal olmuş(!), milliyetçi hisleri yücelten(!), manevi değerleri gündeme
    getiren(!) bir fotoğraf hakkında yaptığı bu bölücü(!), yıpratıcı(!) ve
    aşağılayıcı(!) yayını ne hakla yaptığı"nı sorgulayarak başladı söze... Bir
    saat boyunca bu minvalde seyreden yayına bu nedenle ancak gece yarısı
    bağlanabildim.
    Hulki'nin niyeti belliydi; Türkiye Polis Dergisi'nin bu haberini, "bir
    gazetecilik olayı" olmaktan çıkarıp, "son günlerde dikkat çeken raporuyla
    Gen. Kur. Başkanı Büyükanıt'ın sert konuşmalarına neden olan TESEV
    araştırmasına takviye olsun diye yapılan kötü niyetli bir yayın" durumuna
    sokmaya çalışıyordu. Aklı sıra, Türkiye Polis Dergisi'nin, "askeri
    yıpratmaya çalışan polisler"in maşası olduğunu kanıtlayacaktı(!)... Böylece
    ne kadar vatanperver-milliyetperver olduğunu gösterecek; reytingi ve
    dolayısıyla program ücretlerini yükseltecekti...
    Sözün en başında olayın özünü açıkladım: Hiçbirimizin Türk askeri, polisi
    veya herhangi bir görevlisiyle derdi yoktu. Bizim derdimiz, dönemin Türk
    askerinin topluma böylesine yanlış ve kötü bir biçimde tanıtılmasının
    bilimsel ve tarihi gerçeklere uygun olmadığını anlatmaktı. Karşı
    olduklarımız; saf ve iyi niyetli Türk halkını şehit-şüheda edebiyatıyla
    kandırarak dünyalığını yapan kimselerdi... "Çanakkale'nin Kahraman
    Havacıları" sıfatıyla topluma sunulan sözkonusu resim de bu kandırmacaya
    somut bir örnekti... Öncelikle resim Çanakkale savaşına ait değildi;
    resimdeki tipler asker değildi; resmin çekilme yılı da 1915 olamazdı...
    Tam bu iddialarımın dayanaklarını tek tek sıralayacakken, Cevizoğlu sözümü
    kesip sözkonusu resmi yayınlayan Alman firması Mönch Yayıncılık'ın müdürüne
    söz verdi. Ama, ondan önce de kendisi ahkam kesmeye başladı; dergi yazısının
    içinden tek tek cümleleri cımbızla çekerek, yazının üslubunun çirkinliğinden
    dem vurmaya başladı.
    Öncelikle bir meslektaşım olmasından; ardından geçmişte yaşanmış bir
    hukukumuz olduğundan buna müdahale etmek istedim; dedim ki; "*Sevgili
    Cevizoğlu, yanlış yapıyorsun, bunların hepsi derginin ifadesi değil,
    derginin görüş aldığı uzmanların ifadesi... "*
    Kendi yazısına yapılsa kıyametleri koparacağını ve bu nedenle ekranda
    millete bir saat diskur çekeceğini iyi bildiğim gazeteci ve ünlü TV
    programcısı Hulki Cevizoğlu müthiş sinirlendi bu söze; önce klasik
    azarlamasıyla başladı: "*Programı siz mi yöneteceksiniz, ben mi? Biz yanlış
    yapmayız... Üslubunuzdan da belli zaten... İşte bu, bu, bu..."*
    Sahibi olduğu "Popüler Bilim" adlı birkaç yüz satan dergiyi 2000 yılında
    "eti senin kemiği benim" meseliyle "*Al götür, istediğin yerde çıkart, ama
    benden para isteme...*" diyerek bana yayınlatmaya çalışan Cevizoğlu, bunca
    yıldır dergi yapan, yöneten, yazı yazan, haber üreten 30 yıllık gazeteci
    olan benim üslubumu eleştirmeye başlamıştı. Eminim ki bunda teklif ettiği
    dergisiyle ilgilenmeyişimden kaynaklanan bir kuyruk acısı da vardı ama, o
    anda benim onun egosunu pışpışlayacak vaktim yoktu. "*Eh, güzel... O halde
    size iyi tartışmalar...*" diyerek ayrıldım programdan...
    İyi ki de ayrılmışım; benden sonra olanlar oldu. Önce, bu resmi Türk
    milletine "Çanakkale Kahramanları" diye kakalayan firmanın müdürünün abuk
    subuk açıklamalarını dinledik. Ardından, dünyadan bihaber bir eski, bir de
    yeni milletvekili konuştular; eskisi "merd-i kıpti" misali bir Avustralya
    gezisini anlatırken cehaletini ortaya döktü; yenisi vatan-millet-maneviyat
    derken toplu satın aldığı posterlere kaptırdığı para için yakındı...
    Derken bomba, Cevizoğlu'nun kendi elinde patladı: Büyük bir kendine güvenle
    huzuruna kadar getirttiği orijinal resmi yapışık olduğu kartondan söküp
    arkasını çevirince, resmin arkasına yazılmış tarih ortaya çıktı: 1918...
    (Bu noktada da iddialıyım; bu tarih ve altındaki Almanca birkaç kelime de
    sonradan yazılma… Ama, bütün bu ayrıntıyı da ancak grafologlar anlayabilir.
    Eğer kabul ederlerse, bunun incelenmesini de kriminoloji laboratuarında
    yaptırabilirim.)
    O anda, Cevizoğlu'nun yüz ifadesini görmeliydiniz... Tabii, "*Bu resmi 5
    yıldır elimde tutuyorum, kimse ilgilenmemişti. Var olsunlar, Mönch
    Yayıncılık bana büyük destek verdi*" diyen araştırmacı(!) B. Yılmazer'inkini
    de...
    Ekran başında çok güldüm... Gülmekten kasıklarım ağrıdı... Artık benim
    yapacağım bir şey kalmamıştı. Çanakkale'den İstanbul'a doğru yola çıktığımda
    sabahın üçüydü ve hala gülüyordum... Programın gerisini eş-dost izlemiş,
    sonradan aktardılar; araştırmacının babası emekli paşa çıkmış, oğlunun ne
    kadar vatanperver olduğundan söz edip bana saygı duymayacağını ifade etmiş.
    Bir sürü mail ve fax arasından tezimize destek veren bir tane bile çıkmamış,
    vs., vs...
    Takke düşmüş, kel görünmüştü...
    Umuyorum ki, Cevizoğlu, bu elinde patlayan resim üzerine 31. kitabını da
    yazacaktır.
    *********************************
    Şimdi gelelim gerçeklere…
    Özellikle savaşın ilk yılı olduğu için Çanakkale'de olabildiğince iyi
    donatılan ve iyi beslenen;
    -- hücuma kalkmadan önce, şehit düşme olasılığına karşı temiz çamaşırlarını
    giyip kirlilerini de çalı diplerine saklamayı düşünecek kadar titiz olan;
    -- cephe şartları nedeniyle yıpranmış giysilerle gezmekten utandığından,
    canını koruyacak kum torbası yapılması için İstanbul'dan gönderilen çuval
    bezlerinden kendine giysi yapan onca Mehmetçik, gerek şehit gerekse gazi
    olarak böyle bir resimle simgelenmeyi asla hak etmiyor…
    -- Osmanlı ordusunun hiçbir ferdi, bilinen onca yoksulluğa rağmen hiçbir
    zaman, böyle "mezar soyguncusu" gibi gezmedi, gezdirilmedi…
    -- Herhangi bir nedenle (terhis, hava değişimi, hastalık, vs.) evine-köyüne
    gönderilen Mehmetçik, nokta karakollarda kontrol edilirdi. Çünkü, askerin
    kötü, bakımsız ve pejmürde görünmesinin sivil ahali üzerinde kötü etki
    yapacağı, "savaştan yılgınlık ve bıkkınlık hissi" yaratacağı biliniyordu.
    -- Hatta, İstanbul, Balıkesir gibi büyük kentlerdeki hastanelere getirilen
    hasta ve yaralılar, gece vakti, sokaklardan el-ayak çekilince nakledilirdi…
    Yine, ahalinin korkuya kapılmaması için…
    Şimdi… Değerli Türk havacılık tarihi araştırmacımız ve ODTÜ Havacılık Tarihi
    öğretim görevlisi, paşa çocuğu, mühendis Bülent Yılmazer'den benim
    beklediğim, tıpkı onun Murat Bardakçı'dan beklediği gibi, "*sadece meslek
    etiklerini tanımlayan görev ve ilkeler gereği değil, aynı zamanda şahsi
    haysiyetinin de gereği*" olarak, çıkıp ortaya, aslında istemeden alet
    edildiğini sandığım bu maskaralığa bir açıklık getirmesidir…
    Çünkü, böyle ne idüğü belirsiz bir fotoğraf ve değil ceviz kabuğu, incir
    çekirdeğini bile doldurmayacak TV programlarıyla Türk askerini tahkir ve
    tezyif etmeye kimsenin hakkı olamaz… Emekli tuğgeneral İsmet Yılmazer'in
    bile...
    *******
    NOT: *Bu uydurma fotoğraf hakkındaki bulgu ve düşüncelerimi neden aylardır
    sitemde yazmadığım konusunda komplo teorileri üreten birtakım zevatın
    bilgisine... Bu işler, arkasını çevirip bakmadan ortaya bir fotoğraf atmaya
    veya karşına iki kişi alıp onların kamera yabancılığından faydalanmaya
    benzemiyor. Bilimselliği ve ayrıntıyı önemsemeseydim ben de her hafta bir TV
    programı, bir gazetede hergün köşe yazısı ve 30 tane kitap yazardım... Ciddi
    ve ayrıntılı araştırma zaman alıyor. Geciktiğim için kusura bakmayınız...*
    *Yetkin İŞCEN*
    *18.10.2006*
    NOT: *Sitemde binlerce örneği var ama, ben, yine de bilgilenmeniz ve
    kıyaslamanız için "Seferberlik ve Çanakkale Savaşı dönemine ait asker
    resimlerinden bir seçme yaptım. Bakın bakalım, bu araştırmacıların ortaya
    attığı ve Genelkurmay'ın da onayladığını söyledikleri tiplere benzeyen bir
    asker figürü var mı bu resimlerde... Hepsi, cephe yolunda, siperde, cephede
    ve birkaçı da düşmana esir olmuş, yani en kötü durumda olması mümkün Türk
    askeri resimleri... Karar sizin...*

    Doğu cephesinde görev yapan kayak birliği eratı, yıl 1916...

    Çanakkale cephesinde siper savaşı başladıktan sonra... Yıl; 1915'in
    ortaları...

    Çanakkale cephesine gönderilen birliklerden... Yıl; 1915'in ortaları...

    Yine Çanakkale ve yine siper savaşı... Yıl; 1915 ortaları...

    Çanakkale cephesinde horon tepen Karadeniz uşakları... Yıl; 1915'in
    başları...

    Seferberlik sonrası; Filistin (solda) ve Doğu cephesine (sağda) yollanan
    Türk askeri... Yıl; 1914'ün son ayları...

    Seferberlik ilanın sonrası askere alma sıraları... Yıl; 1914'ün son
    ayları... Görüldüğü gibi, mahalli kıyafetiyle askere yazılan Türk genci,
    cepheye de aynı kıyafetle gidiyor... Çoğu, asker elbisesini orada
    giyecektir...

    1917'de Romanya'da (solda) ve Batı cephesinde (sağda) görev yapan Türk
    askeri... Yıl; 1914'ün sonları...

    Ve Çanakkale'de, en kötü durumda olduğunu tahmin edeceğimiz Türk askeri:
    İngiliz ve Avustralyalılar'a esir düşenler... Yıl; 1915'in ikinci yarısı...
    Üstteki fotoğraflar, İngilizler'in elindeki Türk askeri... Alttaki ise,
    Avustralyalılar'ın Arıburnu'nda yol inşaatında çalıştırdıkları Türk
    esirleri... Hepsi farklı giysiler içinde ama, hiçbirinin giysisi paramparça
    değil...
    mükemmel olmuş leet ellerine sağlık resimler arşivlik bizlerede inş. vatan uğrunda ölmek nasip olur
  • 08-12-2006, 00:26:55
    #20
    leet aslansın ne dıyebılırımki
    doğru bıldıgımız yanlışı görmemeizi sağladın ALLAH razı olsun
  • 08-12-2006, 00:31:04
    #21
    İmkanınız varsa Çanakkale gelibolu yarım adasının tamamını gezin.
    ne kadar uzak olursanız olun gidin görün. tarihi yaşayın.
  • 08-12-2006, 00:35:05
    #22
    ben çanakkaleye gittim gezdim
    askerlerimiz o resımdekılerden cok daha cefakar ve vatanını sevıyor o kesın ama o resmı oyle yapmaları bı yonden kötü olmuş
    üzüldüm
  • 08-12-2006, 14:55:06
    #23
    Leet ellerine sağlık üstad. Baştan sona okudum inan ne kadar mutlu oldum. Mönch yayınlarının Sivil Havacılık dergisini bende takip ediyorum. Hatta o resmin ilk çıktığı sayı İzmir'de kitaplığımda duruyor. Ne diyim yazık oldu kandırıldık.

    +rep
  • 08-12-2006, 15:00:55
    #24
    Üzerlerindeki elbiseler paçavra olmuş. Gerçekten atalarımıza çok şey borçluyuz. Ne zaman tarihimizi anlatan bir film, belgesel seyretsem tüylerim diken diken oluyor, ağlayacak gibi oluyorum. Hatta ağlıyorum da.. Bunların sayesinde yaşıyoruz gerçekten. Ve Allah'a şükür ki müslümanız. Ya gavur olarak doğsaydık? Halimiz nice olurdu. Konuyu açan arkadaşa +rep.
  • 08-12-2006, 15:16:31
    #25
    Üyeliği durduruldu
    MonteCristo adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Üzerlerindeki elbiseler paçavra olmuş. Gerçekten atalarımıza çok şey borçluyuz. Ne zaman tarihimizi anlatan bir film, belgesel seyretsem tüylerim diken diken oluyor, ağlayacak gibi oluyorum. Hatta ağlıyorum da.. Bunların sayesinde yaşıyoruz gerçekten. Ve Allah'a şükür ki müslümanız. Ya gavur olarak doğsaydık? Halimiz nice olurdu. Konuyu açan arkadaşa +rep.
    Benim mesajlarımı okumadığın belli..
  • 08-12-2006, 16:55:00
    #26
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    evet arkadaş sadece resimlere bakmış galiba saolsun böle okumayan bi milletiz

    ne denirse ona inanırız bidahada açiklama filan dinlemeyiz MonteCristo sen leet in yazdığı yazıyı okusana bi kardeş sonra mesaj at
  • 08-12-2006, 19:35:01
    #27
    arkadaş galiba 200 e tamamlamaya çalışıyor