Kanal24 Yayınlanan Canlı Yayın Özet Halini Yayınlarıyorum Halkımız Herşeyi Görsün
28 Şubat yeni Türkiyeyi engellemek için yapıldı
Prof. Çaha: 28 Şubat sanılanın aksine Refah Partisine değil topluma karşı yapıldı. Amaç 80 sonrasında ortaya çıkan nesli tasfiye edip yeni bir nesil yaratarak topluma kalıcı bir darbe vurmaktı.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, ordu ve bürokrasi merkezli bir darbe olan, sivil müttefikleri bulunan 28 Şubat süreci için "bin yıl sürecek" demişti. Hedefe yapıştırılan öcü irtica idi. Sonrasında neler oldu? Hızlı bir özetle;
Sürecin 5. yılında, darbecilerin ezmek, itmek, bastırmak istediği değerler dünyasından çıkan bir siyasi parti, çağın ruhuyla tazelenmiş ve yüzde 35 oyla desteklenmiş olarak iktidar oldu. 10 yıldır iktidarda.
MGK kararıyla, uyduruk yönetmeliklerle zorla, zorbalıkla okullarından edilen, ikna odalarında psikolojik işkenceye maruz bırakılan, kazanılmış hakları gasp edilen, puanları kesilen öğrencilerin büyükçe bir kısmı dünyanın sayılı üniversitelerinden başarıyla mezun oldu, birkaç dil öğrendi.
Yeşil sermaye denilerek fişlenen, ambargo uygulanan holdingler, işletmelerini işletmeye, vergi vermeye, işçi çalıştırmaya, üretim ve ihracat yapmaya devam etti.
Ve sürecin 15. yılında 28 Şubatın sorumlularının yargılanmasına da başlandı.
Post-modern darbe denilen, iktidardaki partinin düşürüldüğü, meşru hükümetin kuşatılarak işlevsiz kılındığı, o partinin sonradan, içinde vampirler gibi sıfatların, gazete kupürlerinden suçlamaların bulunduğu bir iddianame yardımıyla kapatıldığı, 6 milyondan fazla insanın fişlendiği, vahşi bir cadı avının yaşandığı, seçilmiş bir milletvekilinin Meclise kabul edilmediği, İHLlerin orta kısımlarını ortadan kaldırmak için tüm eğitim sisteminin allak bullak edildiği, üniversitelere gayri hukuki bir giyim-kuşam yasağının getirildiği
28 Şubatın üzerinden 15 yıl geçti. Bu sürede ve o süreçte ne olduğunu, olanların ne anlama geldiğini Türkiye siyasetini en iyi okuyan siyaset bilimcilerden Prof. Dr. Ömer Çaha ile konuştuk ve ortaya bir z raporu çıkardık. Halen Fatih Üniversitesi öğretim üyesi olan Çahanın yayınlanmış çok sayıda kitabı bulunuyor.
28 Şubatın 15. sene-i devriyesinde bir z raporu çıkaralım istiyorum. Şuradan başlayalım: 28 Şubat, asker yönetime fiilen el koymadı diye evvelki darbelerden daha hafif bulunur ve buna post-modern darbe denir. Sizce de böyle midir? Evvelkilerden farkı nedir?
28 Şubatı diğer darbelerden ayıran temel özellik, kişisel kanaatime göre bu darbenin topluma karşı yapılmasıdır. 27 Mayıs doğrudan doğruya bir partiye, Demokrat Partiye karşı yapılmıştı. 12 Eylül hem partilere karşı ama hem de partilerin arka planındaki örgütlü topluluklara, sosyal hareketlere karşı yapılan bir darbeydi. Oysa 28 Şubat doğrudan doğruya topluma, toplumun yöneldiği değerlere karşı yapıldı.
DARBE REFAHA KARŞI YAPILMADI
28 Şubat da Refah partisine karşı yapılmış değil miydi?
Sahnede o olduğu için öyle görünüyor ama 28 Şubat tam anlamıyla topluma karşı yapılan bir darbedir. Adımları Refah Partisinden çok öncelere gider. 28 Şubatın mermisi Bahriye Üçokun öldürülmesiyle atılmıştır. Ardından işlenen aydın cinayetleriyle ve Sivas katliamıyla süreç pişirildi. Özalın tasfiyesi ile de yönetime yumuşak bir geçişle el konuldu. Refah Partisi, darbe rüzgârının estiği bir dönemde iktidara geldi. Onun için darbenin rüzgârları ona denk gelmiş oldu.
Refah Partisi iktidarda olmasaydı bu müdahale yine olur muydu yani?
Şöyle söyleyeyim: Özalla yeni bir Türkiye doğdu. Dünyaya ve topluma daha fazla açılan, toplumsal inisiyatifi ön palana çıkaran, hak ve özgürlükleri temel değerler haline getiren muazzam bir liberal rüzgâr esti. Bu özgürlük rüzgârına karşı askeri ve sivil bürokrasi çok şiddetli bir kin besliyordu. Özalın ölümü zaten büyük ölçüde bununla bağlantılıdır. Bu sürecin intikamı sürecin mimarından alındı diye düşünüyorum.
DEMİREL ÇANKAYAYA ÇIKTI VE
Turgut Özala suikast şüpheniz var, o halde?
Bir bilim adamı olarak somut veriler olmadan suikastla ilgili bir şey söyleyemem. Ancak Özalın ölümünün ardından Demirelin Çankaya Köşküne çıkmasıyla operasyon tamamlandı. 28 Şubat, Demirelin Çankayanın merdivenlerinden çıktığı gün başladı. Bu süreci dikkate aldığımızda Özalın ölümünün neyi ifade ettiğini daha iyi anlarız. Dolayısıyla 28 Şubat süreci, tümüyle Refah Partisine karşı yapılmış bir süreç olarak görmüyorum. Bu, Özal sonrası gelişen Türkiyeye karşı yapılan bir süreçtir. 28 Şubat özgür topluma karşı yapıldı. Başka bir deyişle yeni Türkiyeye karşı yapıldı. Refah Partisi ve onun temsil ettiği değerler yeni Türkiyenin sonuçlarından biriydi. 28 Şubatın hedefi, 80 sonrasında ortaya çıkan nesli tasfiye edip yeni bir nesil yaratarak topluma kalıcı bir darbe vurmaktı. 28 Şubatçılar sosyolojik etkileri uzun sürecek bir yapıyı hedefliyorlardı. 28 Şubatı diğerlerinden ayıran budur. Refah Hükümeti olmasaydı da asker, yeni bir nesil yaratmak için muhtemelen başka mekanizmaları devreye sokarak yine inisiyatifi eline alacaktı.
27 MAYIS SOL CUMHURİYETİ
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında da yeni bir toplum yaratılmak istenmişti. Var olan toplumda istenmeyen özellikler bastırılmış, istenen özelliklerin eğitim yoluyla topluma aşılanması amaçlanmıştı. 28 Şubatla bu anlamda bir paralellik kurulabilir mi?
Bazı yönleriyle evet. Cumhuriyet netice itibariyle devlete bağlı olan, yükümlükleri haklarının önünde olan, yekvücut organik bir toplum yaratmak istiyordu. Böyle bir topluma uyum sağlayabilecek standart bireyler oluşturmak istiyordu. Fakat darbelerin bir kısmı, organik toplumu devam ettirmek istediyse de ona kendi rengini kattı. 27 Mayıs böyle bir darbedir mesela. 27 Mayıs, Cumhuriyetin değerlerini büyük ölçüde sola kaydırdı. Cumhuriyetin değerlerine baktığınızda 1920lerde 1930larda sağ unsurlar da var, sol unsurlar da. Cumhuriyetin değerleri daha merkezde bir yerlerde. Ama 27 Mayıs o merkezi alıp sola kaydırdı. Devlet hem bürokratik yapısıyla sola kaydı, hem de eğitim ve ekonomi politikalarıyla. Aslında 27 Mayısçılar bir bakıma kendi Cumhuriyetlerini kurmak istediler. Cumhuriyeti kendi değerleriyle yoğurdular. Ne yazık ki biz bugün hala 27 Mayısın Cumhuriyete kattığı değerlerle cedelleşiyoruz.
12 Eylülde ibre aksi yönde değişti ama
12 Eylül sola kaymış olan o merkezi biraz sağa çekmeye başladı. Bunun için 27 Mayısa alkış tutan sol 12 Eylülü yerden yere vuruyor. Fakat 28 Şubat Cumhuriyetin değerlerine damgasını basmakta başarılı olamadı. Başarılı olmuş olsaydı Cumhuriyet bugün elitist, jokaben, merkezden kumandalı sola daha fazla yaslanıyor olacaktı. 28 Şubatçılar 1970lerin başındaki Devrim Gazetesinin, 1960ların Yön hareketinin oluşturduğu kültürel aura ile endoktrine olmuş bir kadroydu. Dolayısıyla 28 Şubatta başarılı olsalardı, Türkiye yeniden 1960lar, 70ler Türkiyesine geri dönecekti. Türkiye bu anlamda gerçekten büyük bir kaza atlatmıştır.
DARBECİLER ÇAĞI ANLAMADI, RÜZGARA TOKAT ATTI
Neden başarılı olmadı 28 Şubat?
28 Şubatçıların yaptığı şey rüzgâra tokat savurmak gibi bir şeydi. 28 Şubatçılar 1980 sonrasında yeni bir dünyanın doğduğunu anlayamadılar. Yeni Türkiyenin aslında dünyadaki değişimin bir sonucu olduğunu kavrayamadılar. 1980 sonrasında dünyada insan hakları, özgürlükler, daha çok katılım, çoğulculuk, bilgi toplumu, bilgi teknolojisi, beyin gücü yükselişe geçti. Kısaca dünya, bilim adamlarının, kâşiflerin, düşünce üretenlerin, aydınların dünyası, onların çağı oldu. Türkiye de Özal sayesinde bu çağın Türkiyesi oldu, o paradigmayı benimsedi. Ama asker bu kadar benimsenen bir paradigmayı anlayamadı, rüzgârı algılayamadı ve o rüzgârı yumruklamak istedi. Ama o yumruk döndü ve kendisine çarptı. Hem de çok sert biçimde. Bu yumruk AK Partinin, Cemaatin, şunun bunun yumruğu değil. Tamamen çağın yumruğudur. AK Parti olmasaydı bugün yaşadığımız süreci yine yaşardık. Birinci ve ikinci uyum paketlerinin Milliyetçi-Sol bir hükümet döneminde çıktığını unutmayalım. İçinde MHP gibi milliyetçi, DSP gibi ulusalcı, Yılmaz başkanlığındaki ANAP gibi statükocu partilerin yer aldığı koalisyon hükümeti ana dil öğrenimini, ana dilde yayını öngören ve Abdullah Öcalanın idamını kaldıran ikinci uyum paketine imza attı. AK Parti bu süreci cesur adımlarla hızlandırdı. Toplum da ona karşılığını vererek AK Partiyi üç kez üst üste iktidar yapmıştır. Bugün seçim olsa yüzde 55lerde bir oyla yine iktidara taşıyacak.
DARBECİLER 28 ŞUBATA ÇOK EMEK VERDİ
Askerin, 28 Şubatta sermaye grupları, sendikalar, meslek örgütleri, üniversiteler, medya gibi normal bir toplumda sivil toplum sayılabilecek örgütlü yapılarla işbirliğine gitmiş olması, fiilen yönetime el koymak yerine sıtmaya razı etmesi, çağı az buçuk okuduğu anlamına gelmez mi peki?
28 Şubat sürecinde askerler televizyonlara çıktığında ne kadar sığ olduklarını, tarihten, toplumdan, yaşanan hayattan ne kadar kopuk olduklarını net biçimde gördük. Ve zaten bir iki defa çıkanlar da bir daha çıkamayacak şekilde elimine olup gittiler. Ama şu bir gerçek: 27 Mayıs bir filin zücaciye dükkânına girmesi gibiydi. O dönemin ruhu da buna uygundu. Zaten darbeler çağı olduğu için çok sofistike olmaya gerek yoktu. Yönetime el koymanın mekanizmaları kolaydı, TRTyi ele geçirdiğinizde darbe yapmış oluyordunuz. 12 Eylül, 27 Mayısa göre daha girift oldu. Darbeye meşruiyet kazandırmak için ülkeyi iç savaş eşiğine getirmek gerekti. 28 Şubat ise daha ince hesapların yapıldığı, daha sofistike bir darbe girişimiydi. Askerin bu defa daha fazla çalıştığını düşünüyorum. Zaten kurulan istihbarat ağına baktığınızda bunu görüyoruz. Toplumda hemen herkes bir şekilde fişlenmiş. Dolayısıyla 28 Şubatın büyük bir emeğin, çabanın neticesinde ortaya çıktığı anlaşılıyor. Bir de şu var: Çağ darbe çağı değil. Bu bakımdan öyle filin zücaciye dükkanına girişi gibi ben geldim darbe yaptım demeniz kolay değil. Bu bakımdan 28 Şubatçılar daha geniş bir müttefik grubuyla hareket etme ihtiyacı hissetmiştir.
27 MAYIS, 12 MART VE 28 ŞUBATIN SOL YANI
27 Mayısta merkeze tahkim edilmek istenen sol siyasetin sistemle ilişkisi 12 Eylülde fiilen bitmişti. Hâlbuki 28 Şubatta sol ya da sonradan ulusalcı denilen ulu-solun sistemle işbirliğine gittiğini görüyoruz. Bu seviyeli yakınlaşmayı nasıl yorumlamalı?
Bu çok şaşılacak bir şey değil aslında. Türkiyedeki sol, dünyadaki hümaniter soldan ziyade faşist sola her zaman daha yakın oldu. Faşist sol, radikal devrimci bir kültürden beslenmiştir. Türkiyedeki sol da büyük ölçüde öyle. Bu bakımdan genel olarak darbelerin yanında yer almıştır. 27 Mayıs, 12 Mart ve 28 Şubatta sol gruplar darbecilerin en yakın müttefikidir. Son iki darbe sonuçları itibariyle kendilerini ihya etmemiş olsa bile böyledir. 28 Şubatçılara yol gösteren onlardır. Gazetelerinde, köşelerinde, televizyon ekranlarında onlar askeri kışkırttı. İmam Hatipler üzerine programlar yapan, bu okulların ne denli tehlikeli bir nesil yetiştirdiğini bağıran, askeri bu anlamda kışkırtanlar hep onlardı. 28 Şubatçılar bu gazeteleri mesken tuttular. Bugün merkez medya olarak bilinen gazetelerin Ankara büroları 28 Şubatçıların bir karargâhı haline geldi. Bunu bazı gazeteciler itiraf ettiler biliyorsunuz. AK Parti dönemindeki darbelerde yine bunlar öncü rol oynadılar. Bu kez de Cemaat üzerinden askeri kışkırtmaya kalkıştılar. Şunu da söyleyeyim ki sol, 27 Mayıs hariç tutulursa, darbelerden umduğunu bulamamıştır. Sol gruplar da diğerleri gibi mağdur olmuştur. Sol bunu bile bile 28 Şubat ve sonrasındaki darbe girişimlerinde darbecilerin yanında yer almaya devam etmiştir. Bunun da anlaşılır nedeni var.
SOLUN STATÜKOCU OLMA NEDENİ
Nedir?
28 Şubat sürecinden önce sol, 70lerdeki doğal oy havzasındaki seçmeni büyük ölçüde kaybetti. Bıraktığı boşluğun bir kısmını Özallı ANAP, bir kısmını da Refah Partisi doldurunca emekçi sınıfın oluşturduğu alandan dışlandı. Dolayısıyla tutunacak yer bulamadı. O bakımdan 80 sonrasında sol partiler, halkı kaybettikçe giderek daha devletçi, statükocu, düzenci olmaya başladı. Darbeleri bu bakımdan bir kurtuluş gibi algıladılar. Askerden, halkı alıp tekrar kendilerine vermesini beklediler. Bu da solun, çağın ruhunu algılamaktan ne denli uzak olduğunu gösteriyor.
KILIÇDAROĞLU SİYASİ RÜŞVETİ DENEDİ
Bugün için de olan bu mudur?
Aynı şey devam ediyor. Kılıçdaroğlu, halkın ağzına bir parmak bal sürerek onu kazanacağını düşündü. Bunun için de tüm seçim kampanyasını, söylemini siyasi rüşvet üzerine bina etti. Halkın ruhunda, zihninde, iç dünyasında esen yeni dünyanın rüzgârlarını, halkta bu anlamda meydana gelen derinliği, rasyonaliteyi kavrayamadı. Bu dünyaya yaklaşmakta zorlandıkça da eriyor, küçülüyor.
Statükoyla bağları koparsa CHP güçlenebilir mi ya da yeni bir sol çıkabilir mi oradan?
Doğrusunu söylemek gerekirse CHP üzerinden çıkacağını sanmıyorum. Hep söylüyorum: CHP 1920lerin, 30ların partisidir. O çağın değerlerine göre oluşmuş bir parti. Ama bugün o çağ yaşıyor mu? Hayır. O çağdan bugün eser kalmamıştır. Dünya bugün için apayrı bir çağı yaşıyor. 1920ler liderlerin, askerlerin, devletlerin, aşkın otoritelerin, merkeziyetçi yapıların çağıydı. Bugünkü çağ ise insanın ve beyninin çağıdır. Bir çağın ruhuyla kurulmuş bir partinin, bambaşka bir çağın partisi haline gelmesi o kadar kolay değil diye düşünüyorum.
TÜRKİYE SOLUNUN ÇOK ACIKLI HİKAYESİ
Türkiyede solun hikayesi de giderek daha acıklı bir hikayeye dönüşüyor?
Doğrusu öyle. Sol partiler Türkiyede toplumla buluşmakta zorlanıyor. Zorlandığı şey de şu: Türkiye toplumunun kültürel yapısının bir takım değerleri var. Sol, bu damarlardan önemli bir kısmıyla problemli. Onu hazmedemiyor. Gelenek, kültürel değerler, din bunun temelinde. Türkiyedeki solun beslendiği devrimci gelenek, kendisinin bu değerlerle barışmasını güçleştiriyor. Türkiyede sol kendisini onlarla mücadele üzerine kuruyor. İçine devrimci sosyalist unsurlar da alarak kendisini Türk toplumunun ana damarlarından biri olan geleneksel ve dini değerler karşısında konumlandırmış. Bu bakımdan Türkiyede mevcut solun omurgasından bir sosyal demokrat yapı çıkmaz.
O halde nerden çıkacak sosyal demokrasi? Hangi değerlerden?
Bakın Avrupadaki sosyal demokrasiyi var eden iki ana damar var: Bunlardan biri demokrasi ve kapitalizmdir. Sosyal demokrat partiler demokrasi ve kapitalizm içinde kalarak eşitlikçi, hümaniter bir toplum geliştirmeye çalıştılar. İkincisi de Hıristiyan sosyalizmidir. Hıristiyanlığın özündeki sadelik, kardeşlik ve dayanışma solun hamurundaki önemli unsurlardan biridir. Türkiyede sosyal demokratik bir hareket olsa olsa İslami değerler üzerinden neşet edebilir. Bu, İslamın mesela Alevilik gibi bir yorumu üzerinden gelişebilir veya ana gövdedeki dayanışma, kardeşlik, eşitlik, hakkaniyet, insanın üstünlüğü gibi değerler üzerinden.
Bu değerler İslamda da var.
Tabi ki var. Türkiyedeki solun, sosyal demokrat hareketin İslamdan beslenmesi lazım. Stratejik olarak değil, inanarak, İslamda bu özlemlere karşılık veren değerleri sahiplenerek, onu savunarak. Sol ancak İslami değerler üzerinden, geleneksel dayanışma değerleri üzerinden, Mevlana, Hacı Bektaşi, Pir Sultan, Yunus Emre gibi şahsiyetler üzerinden bir zihniyet, bir söylem ve siyaset geliştirirse başarılı olabilir. Türkiyede kardeşliği, insanın üstünlüğünü, barışı, sevgiyi vazeden tasavvuf gibi muazzam bir kaynak var. Ve bu kaynak aynı zamanda halkın içine, kültürüne de yansımış. Bunlarla şu ya da bu biçimde yoğrulan bir halk var. Avrupai anlamda bir sosyal demokrat hareket ancak bu değerler üzerinden gelişebilir diye düşünüyorum. Yoksa kafanızın bir kısmını Castrolar, Che Guaveralar, Leninler, Maolar, İskandinavlar meşgul ettiği süreci bu topraklara hitap eden bir sosyal demokrasi geliştiremezsiniz.
Şimdi merkez sağdan sormak istiyorum. Bütün bir 90lar merkez sağın iktidar yıllarıydı ve 90lar, Türkiye tarihinin en fazla utanç yüklü on yılı olabilecek denli de kirliliğe sahipti. Yolsuzluklar, yoksulluklar, yakılan köyler, faili meçhuller, işkenceler, travmalar
Ve sonra bu partiler bir daha asla belini doğrultamadı. Olan neydi?
Bir kısmı merkez sağın bölünmüşlüğü ve başarısızlığıyla ilgili ama bir kısmı da yine darbeyle bağlantılı. Darbeciler, Demireli palazlayıp Özalın karşısına çıkararak merkez sağı böldüler. 28 Şubata giden süreçte de siyasetin altını oyarak gücünü iyice yok ettiler. Böylece merkezi yeni aktörlere açık hale getirdiler. Bu, tüm darbelerde tekrarlanan bir şeydir. Asker darbelerden sonra ilk iş olarak politik alanı boşaltıyor. Mevcut siyasi aktörlerden temizliyor. Böyle olunca darbeden sonra kim daha donanımlı, hazırlıklı ise orayı o dolduruyor. 12 Eylülde asker kamusal alanı ideolojilerden, 60ların 70lerin birikiminden temizleyince orada mikro düzeyde gruplar ortaya çıktı. Sivil toplum 80 sonrasında bu şekilde zemin buldu. 28 Şubatta merkezi zayıflatınca bu kez oraya Milli Görüş geleneğinden gelen partiler oturdu.
DARBECİLERİN ELEDİĞİ LİDERLER
Her darbeden sonra, darbecilerle işbirliği yapan inişe geçiyor
Aynen öyle. 27 Mayıstan bu yana asker kiminle işbirliği yapmışsa o mutlaka erimiştir. Kocaman bir cüssenin omzunuza ayak basıp yükseldiğini düşünün. Sizi eziyor, yok ediyor
CHPnin kaderi budur. 27 Mayısta askerle işbirliği yaptı, bir daha da belini doğrultamadı. Ne zaman ki askere karşı diklenen bir Ecevit geldi CHP o zaman kıpırdamaya başladı. CHPnin 80 sonrasında askerle olan flörtü onu yeniden aşağı çekti. Merkez sağın kaderi de böyle oldu. 28 Şubat sürecinde darbecilerle girişilen flört merkez sağ partilerin ve liderlerin sonunu getirdi. Bunun çarpıcı iki örneğini Mehmet Ağarla Erkan Mumcu oluşturdu. 27 Nisancılarla giriştikleri dans onları tamamen siyasetin dışına çıkardı.
ON YILLIK PERİYODLARIN ANLAMI
1950de DP tek partiden iktidarı aldı, 1960da darbe oldu. Sonra 1971de darbe oldu, sonra da 1980de. Türkiye 1990 riskini Özalla atlattı ama bu da fazla uzun sürmedi. 1997de tanklar bir şekilde yürüdü, maksat hâsıl oldu. Sonra bir on yıl daha. Ve 2007de yine bir e-muhtıra. Yine siyasi suikastlar, yine sokakta milyonlar
Bu on yıllık periyotların siyaset sosyolojisi açısından bir anlamı var mıdır?
Enteresan. Demek asker ancak on sene dayanabiliyor
Galiba sonuçlarına bakmak lazım. Her darbeden sonra yeni bir lider çıkıyor ortaya. Biraz önce söylediğim şeyle bağlantılı. Asker mevcut partilerle beraber liderlerini de oyunun dışına çıkarıyor. Bu kez yeni oyuncular geliyor. Demirel, Özal, Ecevit ve Erdoğan hep darbe sonrasında ortaya çıkan liderler. Kimisi zamanla askerin hazırladığı oyunu oynuyor, kimisi isi kendi oyununu. Ne yazık ki Demirel ile Ecevit askerin oyununu oynamıştır. Onların da akıbeti Ağar ve Mumcudan farklı olmamıştır.
BAHÇELİ FIRSATI KAÇIRDI
28 Şubat ile Erdoğan arasında da bir boşluk var?
28 Şubat süreci bazı liderler için deneme süreciydi. Toplum Bahçeliye önemli bir fırsat verdi. Toplumun beklentisini karşılamış olsaydı Tayyip Erdoğanın yerinde bugün Bahçeli olabilirdi. Ama büyük hayal kırıklığı yarattı. Böylece yeni bir lider olarak Erdoğanın önü açıldı.
Bütün geçmiş darbelerde çok fazla kan ve gözyaşı var. 28 Şubatı hafife alanların, ciddiye almayanların temel argümanlarından biri de budur; 12 Eylülde solcular sağcılar zindanlarda çürüdü ama 28 Şubatta bu olmadı denir. 28 Şubat aslında topluma ne yaptı?
Başarılı olsaydı toplumda büyük tahribat yaratacaktı. Bir kere 80 sonrası gelişen yeni Türkiyeyi kenara bırakacaktı. İkincisi, yeni bir kültür yaratmaya çalışacaktı. Üçüncüsü de, yeni bir yasal zemin oluşturacaktı. Bunun temelini de anayasa ile atacaktı.
28 ŞUBATÇILAR ANAYASA HAZIRLIYORDU
Ne? Bunu bilmiyoruz!
Ben yakinen biliyorum. El altından sipariş verilen bir anayasa için ciddi ciddi çalışan meslektaşlarım vardı. Sağda solda tafra atarlardı. Anayasa Komisyonu kurulacak, biz orda görev alacağız diye gelip bize hava atarlardı. Hatta komisyonun başına geçeceğini söyleyen bir meslektaşım vardı. Asker otuz yıldan önce, yeni bir kuşak yaratmadan gitmeyecek; ona göre pozisyon almalısınız diyen bir meslektaşım vardı.
Kim? Merak ettik
İsim vermeyeyim. Ama böyle insanlar vardı. 28 Şubat aynı zamanda bir sürü insanın döküldüğü bir dönem oldu. İnsanların hassı zor zamanlarda ortaya çıkar. Zaafları olan, zayıf kişilikli, korkak insanlar dökülüp gidiyor zor zamanlarda. 28 Şubat bu anlamda hakikaten bir turnusol işlevi gördü. Ben yaşım uygun olmadığı için diğer darbelere bu kadar yakından tanık olmadım. Ama 28 Şubatta dökülen çok sayıda insan gördüm. 28 Şubat asıp kesmedi, ama marazların ruhunu fethetti.
28 ŞUBAT ASKERİN ELİNDE PATLADI
Peki, sorumuza dönelim o halde
Sonuç itibariyle 28 Şubat başarılı olsaydı Türkiye bambaşka bir yere götürülebilirdi. Ama 28 Şubat bombası askerin elinde patladı. Ama o bomba süreçte rol oynayan herkesi savurdu. ANAPı, DYPyi, CHPyi, sivil bürokrasiyi, yargıyı etkiledi, medyayı. Hepsi bir şekilde nasibini aldı.
AK PARTİ ATATÜRKÜN İDEALİNİ GERÇEKLEŞTİRDİ
Ama sonra o dönemde bastırılan, itilen değerler dünyasından bir siyasi parti, ötelenen çevreyi de mobilize ederek geldi merkeze oturdu. Hem de yüzde 50 gibi bir oyla. Peki bu defa önceki siyasi liderler dönemlerinde olmayan bir şey mi oluyor? AK Parti eski düzenin devamı için verimli bir malzeme olan Kürt sorunu, asker-yargı konusunda belli adımlar atarak aslında ne yapıyor?
Ben AK Partinin, Cumhuriyeti, kendi ideali olan demokrasiye tahvil ettiğini, dönüştürdüğünü düşünüyorum. Cumhuriyetin ideali demokratik bir cumhuriyettir. Türkiyede Cumhuriyet 1860lardan beri gelişen bir idealin soncunda kurulmuştur. Namık Kemallerin, Ziya Paşaların o tarihlerde cumhuriyetle idealize ettikleri şey aslında demokratik bir cumhuriyettir. Atatürk cumhuriyetten söz ederken demokratik Türkiye Cumhuriyeti ifadesini kullanır. CHPnin ilkeleri arasındaki halkçılık bu özlemin bir ifadesidir. Ama o zamanlar dünyadaki şartlardan dolayı idealize edilen şey pratiğine kavuşamadı. Cumhuriyeti demokrasi idealine evirmeye çalışanlar Demokrat Partililer oldu. Ancak 27 Mayısçılar Cumhuriyete bu anlamda büyük bir çelme taktı. Onu alıp apayrı bir yere götürmek istediler. O bakımdan Cumhuriyet 1960lardan sonra halktan uzaklaştı. Özaldan sonra ilk kez AK Parti Cumhuriyeti halkla, halkı da Cumhuriyetle buluşturuyor. Ben AK Parti ile birlikte Cumhuriyetin kendi ideal formuna dönüştüğünü düşünüyorum. AK Parti bunu sisteme, rejime, Cumhuriyete bulaşmış olan virüsleri temizleyerek yapıyor. Cumhuriyeti kendi kötü emellerine alet edenleri tasfiye ederek
DARBELER DEMOKRATİK CUMHURİYETE ÇELMEDİR
Arada olan onca şey, bütün o darbeler, askeri müdahaleler, daimi vesayet hali neydi peki?
Onların tümü Cumhuriyete çelmeydi. Bir kısmı Cumhuriyeti kendi ideolojilerine alet ettiler, bir kısmı da çıkarlarına. Cumhuriyet, bunlardan temizlendikçe ideal formunu bulup halka mal olacaktır. AK Parti bu konuda önemli rol oynayabilir. Cumhuriyeti bir zümreden alıp halka verebilir.
SİSTEMİ REVİZE ETMEK LAZIM
Türkiyede hep yaşanagelen, son olarak yakında tazelenen bir atanmışlarla seçilmişler mücadelesi ve haliyle süren bir bürokrasi krizi var. MİT krizi de bu minvaldeydi. Bunlara yönelik müdahaleler de demokratik cumhuriyete gidişin zaruri aşamaları mı?
Hiç kuşkusuz. 1950den beri Zinde Kuvvetler denen bir şeyle tanıştı Türkiye. Bunlar sivil iradeyi hep boğmak, gölgede bırakmak istiyor. Bunun için nerede boşluk bulursa oradan giriyor. Doğrudan yapabildiğinde doğrudan yapıyor, değilse bir yolunu bulup sisteme öyle müdahale ediyor. AK Parti iktidara geldiği 2002den bu yana, her defasında sisteme hücum eden bu güçleri yasal bir takım önlemlerle durdurmaya çalışıyor. Son MİT olayı da böyle oldu. AK Parti bir açıktan girmeye çalışan bir güce karşı yasal önlemle barajın kapağını kapattı. Anlaşılan zinde güçler hiçbir zaman hayatımızdan çıkmayacak. Ne zaman, nerede bir boşluk bulursa oradan yeniden sisteme saldıracak. Bu bakımdan sistemi köklü biçimde yerli yerine oturtmak lazım. AK Partinin bu anlamda sorumluluğu var. Halk kendisine bu yönde sorumluluk yüklemiştir. Gelişmelere reaksiyon olarak kendisini koruyan önlemler değil; herkesi tatmin eden, kalıcı, Türkiyenin yüzyılını hazırlayan yasal bir zemin oluşturması lazım. AK Parti şu anda sistemi domine etmiş durumda. Bunu değiştirmek yerine, ondan yararlanma yoluna gidip korumaya çalışırsa onun da ANAPtan farkı kalmaz.
Yeni Anayasanın aciliyeti var diyorsunuz?
Evet, kalıcı bir düzenleme elzemdir. Şimdiye kadar AK Partiye çelmeler takıldı, o da reaksiyon olarak bir takım adımlar attı. Hâlbuki böyle yapmamak, sistemi köklü biçimde revize etmek lazım. Türkiyeye yapılacak en büyük hizmet budur. Bu bir fırsattır. Toplum bunu bekliyor. Seçimlerde yüzde 50 oy vererek de güçlü şekilde o mesajı verdi. Gereğinin yapılması lazım. Bakın. Demokrasilerin üç tane temel direği vardır. Birincisi haklar ve hürriyetler, ikincisi sivil irade, üçüncüsü de milli irade. Türkiyede sistemin bu üç ayak üzerine bina edilmesini sağlayan bir yasal ve kurumsal zemin oluşturmak şarttır. Bu tek başına anayasayla olmaz. Anayasa, ama ardından da onunla uyumlu çok sayıda yasal ve kurumsal düzenleme.
KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİNE DARBE
28 Şubat döneminde üniversitelerde yürütülen operasyonun tanıklarından birisiniz. Kırıkkale Üniversitesinde görevliydiniz. Bugün Başbakan Yardımcısı olan Prof. Beşir Atalay üniversitenin rektörüydü ve YÖK tarafından görevinden uzaklaştırılmıştı. Öğretim görevlisi Alev Erkiletin kabul edilmiş tezi kitaplaştırılınca aynı kader onu da bulmuş, YÖK başkanı Kemal Gürüz, Erkilet için işten attık bile demişti! Sizin tanıklığınız neydi, o dönemde ne yaşandı?
28 Şubat, biraz önce dediğim gibi topluma karşı yapılmış bir darbeydi ve amacı da eğitim üzerinden yeni bir nesil yaratmaktı. Pürüzlü gördükleri üniversitelerin üzerine gittiler. Biri de Kırıkkale Üniversitesiydi. Ama Üniversite gerçekten idealist insanların görev yaptığı, her renkten hocanın bulunduğu bir üniversiteydi. Hakkaniyete, liyakat ölçülerine son derece önem verilirdi. Jürilere girerdim. Beşir Atalay bize her defasında şunu söylerdi; sakın ha, yakınlığa şuna buna bakmayacaksınız, liyakate önem vereceksiniz, ben burada bir ODTÜ oluşturmak istiyorum. Beşir Atalay, gerçekten adalet duygusu çok gelişmiş, hakkaniyet ve liyakate son derece önem veren idealist bir rektördü. Ama son derece haksız biçimde görevden alınıp, hakkında kovuşturma açıldı. Sadece kendisi değil, kendisiyle birlikte başka insanlar da haksız biçimde mağdur edildi. Kendisinden sonra yönetime gelenler üniversiteyi tam anlamıyla ganimet elde eden bir ordu gibi yönettiler. Sanki bir düşman memleketini ele geçirmiş, neyi var neyi yok ele geçirmeye çalıştılar. Yapılan yolsuzluklar, haksızlıklar o kadar aleni, o kadar pervasızca yapıldı ki..
Kanal24 Yigit Bulut Teşekkürler
6
●993
- 23-12-2012, 23:04:46Üyeliği durduruldu
- 01-01-2013, 18:18:56Aferin Yiğit Bulut'a dersine iyi çalışmış, 1-2 seneye basın danışmanı olarak görürüz Recep Tayyip Erdoğan'ın yanında. Bu ülkede belli bir kesimi pohpohlayıp yıkama yağlama yaptığında sırtınız yere gelmez.
Rahmi abi* de sağolsun Başbakan çok karizmatik açıklamasını, köprü ihalesinden önce yapmıştı, bayram seyran değil eniştem beni niye öptü derler
* Rahmi KOÇ - 01-01-2013, 19:01:00bu adam daha düne kadar akp ye muhalifte, esip gürlüyordu köşesinden.. sonra işsiz kalınca iktidar yönünde rüzgar estirdi. 2007 yılındaki yazılarını okuyun, nasıl 560 derece dönülür görün.. bu söyledikleri de beş para etmez..
- 01-01-2013, 20:41:08unregisteredboy adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüleYiğit Bulut Zaten 1 Yıldır Başbakanın Basın DanışmanıElazığlı168 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle

http://gundem.milliyet.com.tr/yigit-...52/default.htm
............... - 01-01-2013, 21:00:16Şaşırmadım o zaman, 2010 daki 180 derecelik dönüşünden sonra 2011 e kadar yaptığı methiyeler işe yaramış.MyKaBuS adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 05-01-2013, 00:08:26Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.http://ramazan.haber7.com/ic-politik...sle-darbeydi/3
Buradaki yazıyı kopyalayıp yapıştırarak HARİKA BİR TEŞEKKÜR yazısı yazmışsınız. Size baya faydası olmuş bir ürünmüş, hemen biz de alalım...
Bu teşekkür yazısını umarım firma yetkilileri görür...
ARKADAŞIM BURASI TEŞEKKÜR BÖLÜMÜ - Kişisel blogunda paylaş bu tür siyasi - karalama içerikli yazıları.
2 cümle dahi kuramıyoruz toplum olarak... Yazık... Siz şimdi burda teşekkür yazısı mı yazdınız ? Kaynak gösterseydiniz bari...
