Kardeş! Evrende her şey zıttıyla vardır. Son günlerde kafamın içinde otorite kurmuş üç zıtlık dolanıp durdu. Bakalım onlar neymiş.

"Ve beklenen oldu", kaç Fenerbahçe muhabiri takip ettiği sarı-lacivert dünya için böyle bir tanımlama yapma hayali kuruyordur acaba? Muhabirler kadar medyanın da bu kapıları kapalı dünya adına duaları bolca mevcut biliyoruz. Yakın geçmişte son örneği Semih Şentürk olayında yaşandı. Taraflar konuştu, tarafların temsilcileri konuştu. Büyük puntolar hazırlandı, hareket öncesi siren yine çalındı, peki sonuç? Fenerbahçe yönetiminin sakin duruşuyla insanları içine ittiği bol sufleli bir ti-yat-ro. Troller birbirine replikler üflüyor.

Semih konusunda nihai sonucu sezon sonucu göreceğiz. Sindirilemeyen bir şey var ki her şeyin özeti bu takım -herkesin istediği- gibi yönetilmiyor. Yazı sahiplerinin direktifleriyle değişmiyor. Oluşan gündemde yanan ateş belki her yeri kavuruyor ama yönetim binasına ulaşamıyor. Soğukkanlılık korunabiliyor. Fakat ne hikmetse bu soğukkanlılık yöneticilik olarak görülmüyor. Eleştiri bazı şeylerin daha iyi olması içindir, bazı şeylerin kemiğidir, kabul. Şu alışkanlık tiksindirici; Fenerbahçe'yi -sadece- eleştir, doğru olan budur. Tabi bu kulüpte hiçbir şey doğru yapılmıyor(!) Çok zor değil yahu, ilkokul sıralarındakilerde bu gurur yok, iyiye iyi, kötüye kötü ve nedenleri bu kadar basit her şey oysa.

Kazım Kazım'ın kazası, Önder Turacı'nın gizemli damar operasyonu. Bunlar da yakın geçmişten örnekler. Paralel evrende dolaşmaya gerek yok o günkü tablolar ve ertesi günleri hatırlayın. Fenerbahçe 'resmi' olarak geçmiş olsun mesajı vermeyerek oba altından değil direk sopayı göstererek biraz ayıp etmişti. Barbar kafalar anında tezi yok bu iki isim ve fazlaları silinsin istedi. Psikolojik şırıngayı bastılar yine taraftarın da her köşesine. Her kötü sonuçtan sonra yapıldığı gibi. Fenerbahçe -irdeleyerek- karar aldı ama saklamasını bildi.

Mesela kelepçe skandalında olduğu gibi. Kimsenin ne futbolcu(ları), ne de olayları savunduğu var. Sadece şunu düşünün Fenerbahçe'de yıllardır ani ve hızlı gelişmelerin yansıtılışını. Bunu birkaç kesim hariç kimse kasıtlı yapmıyor. Herkes haberinin peşinde, hepsinde emek var. Bazıları da böyle para kazanıyor(!) GDO'lu beyinler bugün hayalgücü ile haber yazıp kışkırtma politikasında. Taraftar üzerindeki himayeyi düşünün. Çoğu zaman bunu düşünüp hareket eden zaten Fenerbahçe yönetimi artık daha fazla düşünmesi gerekiyor. Kelepçe skandalı sonrası ne oldu? Fenerbahçe iki günde asıp/kesti mi? 'Vur, vur, vur, vur, linç et' diyen taraftarı da yanına alan kitleye karşı ne yaptı? Ne mi yaptılar? Yöneticilik yaptılar.

Tekrar dönelim Semih Şentürk olayına. Semih Şentürk'ün opsiyonun uzatılmasına komplolar kurup, senaryolar uğraştırıp, diyaloglar yazdırdığı için Fenerbahçe yönetimi başarılıdır. Mehmet Aurelio olayında da aynısı yaşanmadı mı? Bugün Fenerbahçe yönetimi onca kilo dolu baskılara rağmen kendini yönetebildiği için başarılıdır. Kazım ve Önder Turacı ve bu tip şeylerde kararın geçen hafta mı alındığını zannediyorsunuz? Semih Şentürk için opsiyon konusunda kararın daha yeni mi alındığını sanıyorsunuz? Kelepçe skandalından sonra Fenerbahçe yönetiminin 'Bu isimlerle devam' dediğini mi düşünüyorsunuz? Bu kararlar çok çok önce alındı, sadece zamanlama yapıldı.

Ateşe ateşle gitmeyeceksin, milyonlar senin üzerinde. Sen bir markasın, amatör topçu davranmayacaksın, duygularına yenik düşmeyeceksin, yönettiğin şeyin piyasa değerini göze alarak baskı yediğinde yine düşündüğün doğruyu yapabileceksin. Fenerbahçe'nin önünde koca bir ikinci yarı var. Şimdi mesele Fenerbahçe'nin kadrosu, zaman zaman tavan yapan sevgisizlik değil. Şimdi mesele Fenerbahçe'nin baskı ile mücadele eylem planı hazırlamasında, taraftarıyla bütünleşmesinde.

Fenerbahçe taraftarı hem çok saf, hem çok zeki, kuvvetli, puntolar da bir o kadar kuvvetli. Kendi aralarında nasıl bir bilinç havuzu oluştururlar, bildiriler mi yayınlarlar, sağ duyuyu yeniden nasıl sağlarlar bilemiyorum. 'Hep destek tam destek' tarihini yazanlar da onlar. Şimdi F.Bahçe yönetimin uğraştığı o kadar iş içinde taraftarıyla ilgilenmesi gerekiyor mesele budur. Taraftarın da önündeki ikinci yarının hayati değer taşıdığını bilmesi ve şartsız, koşulsuz destek için bağırması birlik olması gerekiyor, sakin olması gerekiyor mesele budur da. Bunlar emin olun transferden, sağ kanattan, sol kanattan çok daha önemli şeyler.

Bu soğukkanlı yönetimin eleştirilecek çok şeyi de var elbet, zamanı geldiğinde yazıyoruz. Fakat zamanı geldiğinde doğruyu da yazabiliyoruz, düşündüğümüzü yazabiliyoruz. Düşündüğümüz üstüne çıkar tozu koyup 4-4-2 gibi taktik yapıp ortaya fırlatmıyoruz. Onların doğrularına saygım sonsuz, o da bir görüş, tutuştur, bu da benim tutuşumdur böyle biline...

Bu arada son not biraz konu içi biraz konu dışı Fenerbahçe'den ayrılan bazı futbolcular neden sonradan açılıyor? Acı bir tabir olarak görmeyin, profesyonel bir tabir olarak nitelendirin. Futbolcular profesyonel, kulüpler birer iş yeri, belli kademelerde belli patronlar var. Kovulmak da bu işin mecazi ama trajik yani. Sen okuyucu, patronun seni kovarsa ne düşünürsün?

RÜYA DEĞİL GERÇEK; CLIJSTERS - HENIN

2010'un en ilham verici girişi 1 Ocak'ta Fatih Akın'ın süper yemeği Soul Kitchen'ı tatmaktı fakat kim bilebilirdi ki teniste tek bayanlarda Kim Clijsters - Justine Henin (All Belgian Final) görüp zevkten dört köşe olacağımızı. (Çok dua ettik turnuva boyunca, bilen bilir o ayrı, aka: twitter) Çok özeldi çünkü, iki Belçikalı birbirine ezeli rakip, ikisi de kortlara veda etti. Barcelona ile M.United'ın futboldan çekildiğini düşünün. Clijsters geçen yıl, Henin 20 ay sonra geri döndü. İkisi de her tenisseverin duygusal bir şeyler hissettiği -yetenekte- raketler.

Haftanın en parlayan gelişmelerinden biriydi. Avustralya'da Brisbane International'da 2 saat 24 dakikalık rüya bir final, galip Jada adında lokum gibi bir kızın annesi Clijsters. Ertesi gün Pazar. Çok binler satan gazetelerin (sport+aktüel) çoğunda bu haberin olmaması üzücü, komik, sarsıcı. Sorsak şu an herkes bu sporun Orhan Pamuğu ama değil mi? Mesela Şubat ayında 21. Kış Olimpiyatları (Vancouver, Kanada) var. Sporda her alanda -akıllı- insanlarımız olsun istiyorsak kültürü Federasyonlar kadar medya da aşılamak zorunda, ama az ama çok, yapmak zorunda...

NEDEN ŞİMDİ?

'Etrafınız sarıldı? Teslim olsun' UEFA'nın önceki ay Bochum savcısıyla birlikte açtığı kutunun içinden biliyorsunuz biz de çıktık. Bu konu hakkında yazmak o kadar zor ki. Korku filminin sondan bir önceki sahnesinde yaşanan aksiyonlu bir görüntü vardır ya günlerdir bunları yaşıyoruz. Hakkında iddia atılan insanların açıklamasına, suratına baktıkça daha da korkuyor insan. Spordan sorumlu Devlet Bakanlığı ile TFF şimdi ortaklaşa bir yeni yasa değişikliği için çalışıyor. Şu an şikenin yasada pek bir karşılığı yok. Planlanan şike yapana 12 yıl hapis cezası vermek. Teşvik primine de 5-8 yıl hüküm verilmesi yasa taslağının ana hatlarından biri olacağı söyleniyor.

Hiç kimse düşünmüyor mu neden şimdi diye? Neden UEFA ve ulaşamadığınız bir kanalın tokmağı kafanıza kafanıza vurduğu zaman? Neden 10 sene önce değil? Neden 20 sene önce değil? Bu ülkede son 30 yılda şike-teşvik konulu kaç skandal patlak verdi, kaç iddia ortaya atıldı, kaç gerçek ortaya çıktı, üstelik kanıtlananlar da vardı! Yasayı çıkarın çıkarmasına da oturup yine düşünen adam moduna girmek gerek. İnsanlar ölünce tribün yasası çıkar, stat çökünce standartlar için talimatlar yayınlanır, kulüpler batınca ekonomik kurallar hatırlatılır, bekleyin bekleyin UEFA iki sene daha geçsin bakın şamarı nasıl indirecek.