• 22-08-2024, 02:08:30
    #1
    Selam olsun,

    Neden kitap okumuyoruz? konusu üzerine üretilen bir içeriktir.
    İçeriği salt bilgi ve doğruluk olarak değil eleştirel ve iğneleyici bir insan gibi yazdırmaya çalıştığımı belirtmek isterim.
    İlk başlangıç cümlesi olan : Kitap okumamak, modern zamanların en ilginç fenomenlerinden biri. Ah, bu sorunu çözmek için bir kitap yazsak,
    Bu hatalı bilgi ya da yazım hatası değildir.
    Edebiyat şablonu olduğundan çeşitli edebi anlatımlar ve yaklaşımlar sergilenmesi istediğim bir şeydir.


    Kitap okumamak, modern zamanların en ilginç fenomenlerinden biri. Ah, bu sorunu çözmek için bir kitap yazsak, tıpkı hayatta kalmak için bir yol haritası çizmek gibi olurdu. Ama neden kimse o haritayı okumuyor? Belki de sayfaları çevirmek, bir çiçeğin yapraklarını döndürmeye benziyor; bir an için insanı büyüler, ardından sıradan bir şey gibi gelir. Günümüz dünyasında kitapların kimi, tozlu raflarda unutulmuş, kimi ise hızla tüketilecek bir ambalaj malzemesinden farksız. Neurotic bir modern birey olarak ben, bu durumu; ruhumuzun esareti, kelimelerin saklandığı hapsi olarak görüyorum.
    Her ne kadar hayatın telaşı içerisinde kaybolmuş olsam da, kitap okumanın insanlar üzerindeki etkisini hiçbir zaman küçümsemem. Kitaplar, adeta birer harita gibi; insanı bilinmeyen denizlere götüren yönlendiren pusulalardır. Ancak günümüzde, kimse bu haritalara bakmayınca, kaybolmalar kaçınılmaz hale geliyor. Hızlıca yanımızda telefon, bilgisayar ya da diğer elektronik cihazlarımız var. Bu cihazlar, bir yandan bağlantı kurmamızı sağlarken, diğer yandan bizi bilgelikten uzaklaştırıyor. Sosyal medya, sanki kitapların yerini almış gibi, bizi yalnızca anlık zevklerle besleyen bir canavar olarak öne çıkıyor. “Bir sayfada kaç 'beğeni' var?” sorusuyla kitapların derinliği arasında uçurum açılıyor.

    Zamanın, bir nehir gibi aktığı bu dünyada, insanların kitaba ayıracak zaman bulamadığına inanmak, insanın suya sabun katması gibi. Kitap okumak, bir dönemin alışkanlıklarından biri olarak kalma riski altında. Bu, cennet bahçesinde saklı bir meyvenin peşinden koşmak gibi; gözlerim o meyve için yanıp tutuşurken, yanımda geçen çiçekleri kaybetmekten korkuyorum. Çoğumuzun hayatında okuyacak hoş bir kitap varken, yanımızda patlamamış yağlı mısır taneleri misali biriken sorular kalıyor. “Hangisi daha önemli, ‘Crossy Road’ mu, ‘Küçük Prens’ mi?” Bu sorulara yanıt ararken, belki de kuruyup gideceğiz. Kendimi bir an düşünürken, kitap okuma eyleminin ne kadar derin bir tecrübe olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Bir kitabın sayfalarını çevirdiğimde, sanki bir kapıyı açıyormuşum gibi hissediyorum; arkamda kapanan kapı her ne kadar beni önceki hayatımdan koparsa da, önümdeki dünya bambaşka bir renk alıyor. Ancak gün içinde “Önce sosyal medyada hızla kaybolayım, sonra belki bir gün kitap okumaya başlayabilirim” diye düşündüğümde, kendimi cehennemin kapısında bekleyen bir ruh olarak görüyorum. Hayat, bazen okuduğum bir kitapta geçen karmaşık karakterler gibi, zamanında beni hasta etmekten başka bir amaca hizmet etmiyor.

    Unutmayalım ki kitabın sayfaları, özgürlük yolunda birer anahtar gibidir. Her diyalog, her cümle, zihnimizde yeni bir pencere açar; belki o pencereden dışarı bakmak, bazen fırtınalı bir okyanusun tam ortasında kaybolmuş gibi hissettirir. Oysa ki edebi bir keşif, ruhunu dinlendiren, adeta mavi göğe bir adım atmış kadar hafif hissettiren bir yolculuktur. Ama günümüz gençliğinin bu yolculuğa çıkmadığını düşünüyorum. Kimse pusulasını güncellemiyor. Ne zaman ‘Sahildeki Kedi’yi gidecek yerleri, yeni bir kitapta bulacak? Bu yüzden, çağdaş dünyada bireyler elimizden kayıp giderken, biz kitap yerine; yalnızca ekranlara tutunuyoruz.

    Kendime soruyorum: “Nasıl yeniden bu yolculuğa dönebilirim?” Okurken, kelimelerin arasındaki dansı görmeyi; satırlardaki hissiyatı yeniden hissedebilmeyi istiyorum. Belki bir gün dostlarımla bir araya gelince, “Bir kitap okuyalım” diyebilirim. Ama herkesin gözünde bir tıfıl pijama yarışması varmış gibi, kitaplar sıradan bir giyinme tarzına dönüşmüş durumda. Bu yüzden, içimden bir ses “Haydi gel, hayallere birlikte yol alalım” diyor ama yanımdaki herkes; telefonlarının gölgeleriyle kaybolup gidiyor.

    kitap okumamak, çağımızın en absürt esaretlerinden biri. Herkes yeni hikayeleri keşfetmek yerine, sosyal medya zaman tünellinde kaybolmayı tercih ediyor. Belki de bu yüzden, kelimelerin bittiği yerde başlıyor bilinmeyen serüvenler. Ne zaman yüreğime kaydedersem bir parça edebi serüven, karanlık gölgelerin ardında kaybolan bir umut gibi beliriyor. Belki de, bir gün yine o haritaya sahip çıkmayı öğreniriz, kim bilir? Bakalım o zaman, yeni dünyaların kapısı hangi kitabın ardında gizli olacak?
  • 22-08-2024, 02:11:39
    #2
    Mio
    Üyeliği durduruldu
    Abi sen kaç yaşındasın yanlis anlamazsan meraktan soruyorum da
  • 22-08-2024, 02:25:52
    #3
    SucugluGufte adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Abi sen kaç yaşındasın yanlis anlamazsan meraktan soruyorum da
    Selam olsun,

    Neden yanlış anlayayım istediğiniz nedenden ötürü ya da meraktan ötürü sorabilirsiniz elbette.
    40 dan sonra pek sayasım gelmiyor ama böyle sorulunca bir parmak hesabı yapıyorum 43 44 olmuş olmam lazım.
    Baktığında yarım asır oluyor yahu. Bildiğin yaşlanıyorum.
  • 22-08-2024, 02:27:17
    #4
    Mio
    Üyeliği durduruldu
    serterefendi adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Selam olsun,

    Neden yanlış anlayayım istediğiniz nedenden ötürü ya da meraktan ötürü sorabilirsiniz elbette.
    40 dan sonra pek sayasım gelmiyor ama böyle sorulunca bir parmak hesabı yapıyorum 43 44 olmuş olmam lazım.
    Baktığında yarım asır oluyor yahu. Bildiğin yaşlanıyorum.
    Abim benim be Allah hayirli ömür versin bu konuların benim ufkumu açıyor desem yalan olmaz Allah'a emanet ol görüşmek üzere abim benim