• 02-04-2024, 18:58:43
    #1
    Notaların Senfonisi

    1.Bölüm Sıkışmışlık Hissi
    Gökyüzünün maviliğinin güneşin doğuşuyla birlikte kızıla dönüşünü gözlerini kırpmadan saatlerce izleyerek sabahladı. Zaman kavramı sanki onun için işlemiyor gibiydi. Sağ kolunun dirseğini camın köşesine dayayıp elinde tuttuğu sıcak kahveyi yudumladı, bir yandan da diğer elinde tuttuğu sigarayı içerken yoldan geçen insanların dertlerinin kendi derdi kadar büyük olmadığını düşündü. Kendi derdi sanki büyüyüp bir çığ olup omuzlarına yük olarak biniyordu. Dertlerinden kurtulmaya çalıştıkça onunla bütünleşip içini körükleyen bir yangına dönüşüyordu. Genç adamın üzerinde olan bu yükler onu adeta yaşayan bir ölüye çevirmişti. Gözlerinin feri gitmiş, dudakları kurumuş, yüzü solmuş ve yaşadıklarını kaldıramayacak bir boyuta getirmişti. Yaşadığı hayat genç adamın özgür ruhunu parçalara ayırıp, yok ederek bir kafesin içine tıktı. O kafesten kurtulabilmesi için zincirlerini kırıp kendi özüne dönebilmeliydi.
    Herkesin kalbinin derinliklerinde sakladığı bir yaşanmışlığı, kendi karakterini bulamadığı kişiliği, her acıyı sineye çekebildiği ya da öyle görünmesini istediği ve kimseye gösteremediği mahzende saklı yaralar vardır. Arşınında kalbinde saklı olan, açamadığı, gösteremediği acıları, sırtında taşıdığı tonlarca yük ve kabuk bağlamış yaraları vardı. Kalbindeki yaraları bir gösterse her şey çözüme kavuşurdu fakat gösterecek kimse yoktu. Odanın içerisinde tek yapabildiği şey bomboş, küf tutan, rutubet tutan duvarları izlemekti. Ya da odanın içerisinde bulunan boydan boya olan camdan insanların ruh hallerini tahmin etmeye çalışıyordu. Kendini bu dört duvar arasında sıkışmış ve çaresiz hissediyordu. Çoğu insanın yaşama tutunma çabaları, umutları vardı ama genç adamın yaşama tutunacak umudu da ümidi de tükenmişti artık. Her şey onun üzerine gidiyor köşeye sıkıştırıyordu sanki. Gözleri uzaklara doğru dalmıştı ve düşünceleri birbiri ardına zihnine akın etmişti. Ani bir şekilde yerinde sıçradığında fark etmişti dalgınlığını. Elinde yarısını içtiği sigarayı söndürdü, küllüğe bastırdı. Tekerlekli sandalyesinden büyük bir mücadele vererek kalkmaya çalıştı fakat dengesini kaybederek tekrar yatağa düştü. Bir kez daha denemeye cesareti ve çaba sarf etmeye gücü de takati de kalmamıştı. Simsiyah gür saçları esen rüzgârla birlikte dalgalanıyordu. Yemyeşil ormanı andıran gözleri ise ağlayan bir bulut gibi sürekli dolmaya hazır bir şekilde bekliyorlardı. Yatağından destek alarak tekerlekli sandalyesine oturan Arşın yönünü balkona doğru çevirdi, beyaz uzun perdeyi sola doğru çekti ve kendini balkona doğru attı. Arşın’ın huzuru bulabildiği ve kendini gizleyebildiği belki de tek yer burasıydı. Yoldan gelen geçen insanlara bakarken bir şey dikkatini çekti. Annesi yaşlarında bir kadın kızının saçlarını sevgiyle okşuyor, kulağına ise büyük ihtimalle onu ne kadar çok sevdiğini fısıldıyordu. Genç adam bu görüntü karşısında ne yapacağını bilemedi ve daha sonrasında ise sadece izlemeyi tercih etti.
    “İnsanoğlu bir sevgi kırıntısına bile ne muhtaçmış meğerse.” diye içinden bu sözleri geçirirken gözlerinden geçen ifade de ise aslında kendisinin de en ufacık bir sevgi kırıntısına bile muhtaç olduğu anlaşılıyordu. Genç adamın gözleri dalmıştı ve aradan geçen belirli sürede dalgınlıktan kısmen de olsa kurtulabildiğinde kadının da kendisine baktığını sonunda fark edebilmişti. Sanırım gözleri çok fazla kadında takılı kalmıştı ve bu da sanırım kadını rahatsız etmişti. Tam açıklama yapacakken kadın söze girdi:
    “ Sevgi acıtır, sevgisizlik büyütür. “
    Kadının bu sözü kendisine mi dediğini anlamamıştı. Ve niçin böyle dediğini de? Bu sebeple de teyit etmek amacıyla:
    “Efendim “ dedi.
    “ Diyorum ki; Sevgi acıtır, sevgisizlik de büyütür evlat. Anladığım kadarıyla sen çok çabuk büyümüşsün ya da büyümek zorunda bırakılmışsın. Ama bu büyümek sevgisizlik anlamında değil de tam tersine sevgi gördüğün bir ortamda büyümene rağmen sana verilen bu sevgi senin canını hep yakmış, acıtmış, hiç güldürmemiş yüzünü. Yoldan geçerken senin bana ve kızıma dikkatli bir şekilde baktığını gördüm. İlk başta neden baktığını anlayamadım. Fakat daha sonrasında gözlerine baktığımda ise gözlerinde gördüğüm ifade beni dehşete sürükledi. Sanki ufacık bir sevgi kırıntısına bile muhtaçmış gibi baktın bana. Sevgi bile bazen insanın omuzlarına yük gibi biner evlat biliyorum. Belki bu sevgiyi ailenden bekledin belki de âşık olduğun kızdan. Bunu asla bilemem ama sana şunu söyleyebilirim ki; İnsan en çok sevdiğinden yara alır, darbe alır, bu sebeple de erken olgunlaşmışsın. Sevgi seni büyütmek zorunda da kalsa asla güçlü olmak zorunda hissetme ve kendin olmayı tercih et evlat, o zaman daha mutlu olursun. “
    Genç adam kadının söyledikleriyle bir yerlere tutunma ihtiyacı hissetti yoksa en ufacık bir şeyde bile dağılacağını biliyordu. Bu kadın sanki daha önce yaşadıklarını biliyor gibi konuşuyordu. Fakat bir insan omuzlarındaki yükü ya da dertleri anlatmadığı sürece nasıl bilebilirdi ki? Kadının da daha önce yaşadıklarını yaşamış olma ihtimali olduğunu düşünüyordu ya da bu konularda tecrübeli olduğunu. Aksi mümkün olamazdı. Kadının bu sözlerine karşı bir şeyler söylemek istedi ama genç adamın diline sanki mühür vurulmuş gibi konuşmuyordu. Ağzından çıkan tek söz ise;
    “ Sen benim yaşadıklarımı nereden biliyorsun ki? “ oldu. Bunu sorma ihtiyacı duydu belki de kendince.
    “ Ben senin yaşadıklarını bilmiyorum, sen bu omuzlarındaki yükü, derdi anlatmadan da bilemem. Sadece tecrübelerimden yola çıkarak konuşuyorum. Anladığım kadarıyla uzun zamandır o tekerlekli sandalyede yaşıyorsun. Senle bütünleşmiş, senin bir parçan olmuş gibi dimi? Ama bunu tercih eden, bununla yüzleşmek yerine, kendini belki de engelin yüzünden odaya kapatıyorsun. Hiç engelinden kurtulmak için mücadele verdin mi? Sana diyebileceğim tek şey şu evlat hayatındaki en büyük engel sensin, kendinsin. Ne zaman kendi içinde bulunan motivasyonu, gücü fark edersin işte o zaman ancak bir şeyler yapar ve başarabilirsin. “
    Kadın bu sözleri söyleyerek genç adamın yanıt vermesini beklemeden kızıyla uzaklaşmaya başladı. Genç adam başını uçsuz bucaksız olan mavi gökyüzüne çevirdi, hava diğer günlerin aksine bugün yağmurluydu ve tüm şehirde kasvetli bir hava mevcuttu. Kasvetli havada genç adamın yüzüne gerçekler birer birer çarpmıştı. Kadının söylediklerini göz ardı etmeyi ve olduğu gibi hayatına sıradan bir şekilde devam etmeyi düşünüyordu. Artık bir bataklığa batmıştı ve çıkışı yoktu. Bu yolda gördüğü sevgi, onun canını yakmakla kalmamış aynı zamanda da canından çok sevdiği insanları da kaybetmesine yol açmıştı. Düşündükçe işin içinden çıkamayacağını bildiği için tekerlekli sandalyesinin yönünü çevirerek balkondan çıktı. Az önce balkonda yaşamış olduğu olay ve sözlerin uyku ile uyanıklık arasında birer sanrı yoksa rüya mı ya da gerçek mi olduğuna tam anlamıyla karar veremedi. Yatağından destek alarak yatağına yattığında gözleri yorgunluğa daha fazla dayanamayarak kapandı.
    Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
    Birkaç bölüm daha var ancak ben sadece bu
    ilk kısmı koydum. Okuyup bana geri dönüş yapar mısınız? Bu kitap geçen sene yazın yazmaya başlayıp köşeye attığım bir kitap. En buyük hayalim yazar olmak ve senaryo yazarlığı yapmaktı. O yüzden düşüncelerinizi merak ediyorum.
  • 02-04-2024, 19:00:00
    #2
    Bir şeyler yapmışsan ve kendi içine sindiyse yeteneğin var demek ki hocam
  • 02-04-2024, 19:02:21
    #3
    Krom1 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bir şeyler yapmışsan ve kendi içine sindiyse yeteneğin var demek ki hocam
    ya ama keşke okusaydın
  • 02-04-2024, 19:05:12
    #4
    1. Cümleden sonrasını okumadım. Çok mantıksız bir cümle olmuş.
  • 02-04-2024, 19:09:52
    #5
    yunnux adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    1. Cümleden sonrasını okumadım. Çok mantıksız bir cümle olmuş.
    bu yorumu gördükten sonra ilk cümleyi okudum kendimce ilk cümle içim şöyle bir şey söyleyebilirim; güzel bir şeyler yazmış olabilmek için zorlanmış bir cümle betimleme gibi geldi cümle ben de o yüzden pek beğenmedim
  • 02-04-2024, 19:12:20
    #6
    Gereksiz betimlemeler, metnin akışını bozan anlamsız cümleler ve söz öbekleri görüyorum. Betimleme yapmak, metni süslemek yazarlık değildir hocam. Okurken yoruyorsunuz okuyucuyu. Ayrıca kullanılan Türkçe de bazı yerlerde bozuk.
  • 02-04-2024, 19:17:06
    #7
    Çok zorlama olmuş. Aslında daha net ve kısa cümleler ile anlatsanız daha iyi olacakmış. Uzun ve ağdalı cümleler yazıyı daha sanatsal yapmıyor. Noktalama işaretleri de yanlış. Gece gökyüzü mavi değildir. Bu cümleden sonra ben de okumayı bıraktım ama yoruma cevabınızdan sonra biraz daha devam ettim.
    Anlatmak istediklerinizi kısa ve net anlatın. Sündürerek duygu katamazsınız yazıya.
  • 02-04-2024, 19:29:48
    #8
    broqee adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Gereksiz betimlemeler, metnin akışını bozan anlamsız cümleler ve söz öbekleri görüyorum. Betimleme yapmak, metni süslemek yazarlık değildir hocam. Okurken yoruyorsunuz okuyucuyu. Ayrıca kullanılan Türkçe de bazı yerlerde bozuk.
    düşünceleriniz için teşekkür ederim. Amacım zaten eleştirilmek. Ama sanırım yazar olmak için yeterli birikime ve deneyime sahip değilim.

    O halde sende yazarlık yeteneği denilen vasıf yok diyebilir miyiz hocam kısaca benim için?
  • 02-04-2024, 19:56:36
    #9
    Güneşin doğuşuyla birlikte kızıla dönen gökyüzünün maviliğini gözlerini kırpmadan saatlerce izleyerek sabahladı.
    Düşünce güzel, aylık günde 1 kitap okuma sonrası baya gelişme olur