
Önsöz: Sevili duygusuz.com üyeleri. Öncelikle bilmenizi isterim ki ben yazar değilim. Edebiyatçı da değilim. Bu işin eğitimini falan da almadım. Sadece yazmayı seviyorum. Bu zincir hikayede birtakım kopukluklar, kelime ve anlam hataları olacaktır. Öncelikle bunlardan dolayı sizden özür diliyorum. Ayrıca bu hikayeyi okumaya karar verdiğiniz için size teşekkür ediyorum.
Hikayeyi bitirmeden buraya yazıyorum. Fırsat buldukça ve ilham geldikçe tamamlayacağım inşallah. Yapılan yorumlara göre de hikayenin gidişatı değişebilir. Kafamda bir ana tema var fakat gidişat hakkında bir fikrim yok. Bakalım nereye gidecek artık
BEN SENİ TANIMADAN SEVDİM
Ayşe henüz 17 yaşındaydı. Hayatının aşkının o olacağının farkına bile varamazdı ki o yaşlarda. Okulunun evine uzak olması sebebi ile servisle gidip geliyordu okula. Ayşe uzun kahverengi deniz gibi dalgalı saçları olan, kahve rengi gözlü dünya güzeli bir kızdı. Ayşe servisle eve gelirken, servisten en son iniyordu. Ondan bir önce inen Zeliha ile servis aracının en ön koltuğuna Musanın yanına oturuyorlardı. Giderken güle eğlene gidiyorlardı. Musa temiz yüzlü, renkli gözlü hafif göbekli ve uzun boylu biriydi. Servisle okula gidip dönerken servisteki öğrenciler ile birlikte yüksek müzik açarak güle oynaya yolculuk yapıyorlardı. Servis aracı beyaz, çelik jantlı ve içinde JVC müzik sistemi olan Wolswagen bir münübüstü. Servisteki çoğu kız Musa ya platonik olarak aşıktılar. Bunların arasına Ayşe ve Zeliha da dâhildi.
Saat çalıyor ve Ayşe gözlerini açıyor. Saat 06:30 u gösteriyor. Ayşe hiçbir zaman yatakta tembellik yapmayı sevmezdi. Saat çalar çakmaz saati susturdu ve banyoya gitti. İlk önce elini yüzünü yıkadı ve sarı renkli yeni aldığı diş fırçasına biraz diş macunu sürdükten sonra gri çerçeveli aynanın karşısında dişlerini fırçalamaya başladı. Dişlerini fırçalarken dün Musa nın dediklerini düşünüyordu. Ayşe yapı itibari ile sessiz ve içine kapanık birisiydi ama Musa dan da çok hoşlanmıştı. Bunu yapmalımıydı. Aslında yapmalıydı tabi. Musa bütün kızların hoşlandığı çok yakışıklı bir adamdı. Gerçi yaşı Ayşe den 11 yaş büyüktü ama kime neydi bundan. Hoşlanıyordu ondan. Hazırlanmalıydı Ayşe. Bugün okuldan kaçıp Musa ile beraber vakit geçireceklerdi. Ayşe ilk defa bir erkekle baş başa vakit geçirecekti. Akşamda aynı saatinde eve gelecekti. Ogün Ayşe hiçbir zaman bakmadığı gibi bakıyordu aynaya. Güzel miyim diye inceden inceye inceliyordu kendini. Musa daha güzel birçok kız varken neden beni seçti ki diye kendine soramadan edemedi. Yoksa Musa herkesle mi beraber geziyor. Yo hayır dedi Ayşe. Böyle değildir. Musa benden hoşlandı diyordu kendi kendine. Saçlarını düzeltti. Elbisesini giydi. Bir önceki gün servisten eve gelmeden inmişti. Evlerine yakın olan “She” adlı Bijuteri den aldığı Allure isimli parfümü sıktı. Ayşe son kontrollerini de yaptıktan sonra evden çıkmaya hazırdı. Saat neredeyse 07:35 a geliyordu. Servis neredeyse gelmek üzereydi. Musa servisi bekleten öğrencileri hiç sevmezdi. Musa yı bekletmemek için 10 dakika erken çıktı evden. Mevsimlerden ilk bahardı. Ayşe dışarı çıktı bahçeli evinden. Zehra hanımın kendi elleri ile yaptığı çiçek bahçesinin ortasındaki parke yoldan ilerlerken Ayşe nin yüzüne meltem esintisi gibi ılık bir rüzgar esiyordu. O Deniz dalgalaı saçları adeta rüzgarla dans ediyorlardı. O gün Ayşe nin gözlerinin içi gülüyordu. Çok mutluydu. Ayşe bahçenin dış kapısını da kapatıp alt caddeye doğru yürüdü.
Musa çok gecikmeden Ayşe yi fark etti ve önüne yanaştı. Ayşe deki değişikliğin o da farkındaydı. Gülümsedi Ayşe ye. Merhaba dedi Musa sıcak bir gülümseme ile. Bugün beraberiz değil mi diye ekledi arkasından. Ayşe utandı. Musa nın yüzüne bile bakamadı. Cevap vermedi. Musa Ayşe nin çenesinden tuttu ve yüzünü kendisine doğru çevirdi. Gözlerinin içine bakıyordu Ayşe nin. Ayşe hala bakamıyordu Musa nın yüzüne. Utancından kıp kırımızı kesilmişti. Gözlerini kaçırıyordu Ayşe. Kalbi sanki iki kat daha hızlı atmaya başlamıştı. Musa biraz daha gözlerine bakarsa kalbi fırlayıp çıkacaktı sanki. Musa sezen aksunun klasiklerinden birini açtı ve diğer öğrencileri alarak okula doğru yöneldiler. Okulun önüne geldiklerinde herkes gibi Ayşe de servisten inmişti. Fakat Ayşe inmeden hemen önce Musa Ayşe nin kulağına fısıldamıştı buluşacakları yeri. Ayşe servisten iner inmez buluşacakları yere yöneldi ve Musa yı beklemeye başlamıştı. Aradan yarım saatten fazla geçmesine rağmen Musa gelmemişti hala. Ayşe neden gelmiyor diye düşünürken Musa nın beyaz renkli münübüsü beliri verdi köşeden. Musa da Ayşe yi fark eder etmez hemen yanına yanaştı ve Ayşe münübüse bindi.
--*--
Zehra hanımın eşi Tuncay Bey kapıyı çaldı. Kapıyı açan elifti. Tuncay Bey dünyalar tatlısı ve zeki mi zeki elifi kapıda görünce dayanamadı. Kaptığı gibi kucağına aldı. Hanimiş benim torunum! Zehra hanımda Tuncay beyin arkasından eve girdi ve kapıyı kapattı. Kapıdaki gürültüye uyanan elifin annesi de hoş geldiğiniz diye karşıladı annesi ve babasını ve sarıldı. Arından annesine sarıldı Ayşe. Salona buyur etti Ayşe annesi ve babasını. Ayşe mutfağa çay demlemeye gittiğinde Zehra hanım kızına;
-Kızım kahvaltı yapmadan çıktık evden. Bir şeyler hazırla da kahvaltı yapalım. Sende yeni uyanmışın diye seslendi.
Seslenmesine seslendi ya ne ikram edecekti Ayşe! Evde bir şey yoktu ki. Eşi olacak o adam eve hiçbir şey getirmiyordu ki. Zaten çalışmıyordu da. Üçbeş kuruş biryerlerden buluyordu ama onuda içkiye yatırıyordu. Bayat bir ekmek, ezik bir domates ve azıcık zeytin vardı dolapta. Ayşe buruk bir eda ile koydu bir tepsiye olanları. Getirdi koydu kahverengi ayakları olan cam sehbanın üzrüne. Oturdu babasının yanına. Gözleri doldu. Ağladı. Ayşeyi gören babası da dayanamadı. Gözleri dolu dolu oldu. Ama o erkekti. Erkek adam ağlarmıydı hiç ? Seven baba ağlardı. Ağladı da zaten.
Bunları gören Zehra hanımında iştahı kalmamıştı zaten. Yiyemedi hiçbirşey. Baktı kızına öylece. Bakakaldı.
--*--
Akşam olduğunda Musa yine içkili gelmişti eve. Kapıyı kendi anahtarı ile açıp içeri girdi. Elif ders çalışıyordu Ayşe ise çocukluk arkadaşı Zelihadan aldığı kitabı oluyordu. Musa salona girdiğinde çekyatta kitap okuyan Ayşenin göz ucuyla Musa ya bakıp kitaba devam ettiğini gördü.
“ne o kadın hoş geldin demek yok mu” diye sordu Ayşeye. Ayşe oralı bile olmadı. Kitabına devam etti.
“Eeehh Allahsız karı. Zaten ne zaman bi sıcaklık gördüm ki senden diyip mutfaktaki buzdolabından dünden kalan rakısını almaya gitti. Dolabı açtığında buzdolabında bir kuş sütünün eksik olmadığını gördü ve Ayşenin yanına geldi.
“*** Allahsız karı, parayı nerden buldun da bu kadar çok şey aldın” diye sordu Ayşeye. Ayşe hiç tepki vermeden kitabını okumaya devam etti. Musa Ayşenin yanına gelerek elindeki kitabı aldığı gibi yırtıp attı ve, “ Sana soruyorum *** Allahsız diyip suratına bir tokat patlattı. O an Ayşenin dünyası kararmıştı. Gerçi bu yediği tek tokat değildi ama bu seferki çok sert gelmişti. Tokatın etkisiyle Ayşe yere düştü. Musa durmayıp Ayşeyi tekmelemeye başladı. Bunları gören elif hemen babasının yanına koştu ve ağlayarak “Yapma baba, Anneme vurma. Onları bize dedem aldı. Annemin bir suçu yok. Ne olur vurma anneme diye yalvardı gözyaşları dökülürken gözünden. “Bi tokatta küçük Elife vuran Musa “Ben sizi açmı bırakıyorum ulan, soğan ekmek olsa da benim getirdiklerimi yiyeceksiniz. Ben dilencimiyim başkasının getirdikleriyle ailemi besleyecem” diyerek doğru mutfağa girdi. O hışımla dolabı açan Musa, dolapta ne var ne yok çöpe atarak çıktı gitti evden. Bunun ardından Ayşe, korkmuş ve canı yanan kızı Elife sarılarak ağladı. Teselli vermeye çalıştı kendi çapında. “Korkma kızım. Ağlama. O bizim babamız. Bizi döverde severde. Bişeye kızmıştır. O bizi seviyor” diyerek teselli etmeye başladı. Halbuki böyle olmadığını biliyordu Ayşe. Kızı Elifte biliyordu ama bişey diyemiyordu o küçücük aklı ile annesi üzülmesin diye.
Oysa eskiden her şey ne güzelde başlamıştı. Her ne kadar çevresi , Annesi, Babası bu evliliği yapmamasını söylesede o dinlememişti. Bu kendi kararıydı ve kendisini cezalandırıyordu. Her koyun kendi bacağından asılır misali sesini çıkartmıyordu tüm acılarına rağmen. Musayı sevmeyi 10 yıl önce bırakmıştı Ayşe. Yani evliliklerinin yedinci ayından sonraki zamanda. Çünkü musa ona, “ Senden daha safını bulamazdım evlenmek için. Onun için seninle evlendim” demişti. Yani sevdiği için evlenmemişti Musa. Ayrılmak içinde artık çok geçti. Çünkü Elife hamileydi Ayşe.
--*--
Yine kavgalı gürültülü bir günün ardından kızını okula bırakıp eve dönerken sahilden gelmeyi tercih etti Ayşe. Oturdu bulduğu ilk boş banka. Boğazı seyretmeye başladı serin mart ayında. Geceden yağmur yağmıştı ve banklar ıslaktı. Bunu umursamadı ama Ayşe. İçinden sigara yakmak geldi nedense Ayşenin. Ama sigara hiç içmemişti ki. İçmiyordu da zaten. Kafasını kaldırıp sağına soluna baktı sigara alabilecek var mı diye. Yoktu. İyikide yoktu. Yoksa sigaraya başlayacaktı. Çok geçmeden vazgeçti zaten bu fikrinden. Önüne baktı tekrar. Boğazı ve yeşil beyaz deniz fenerini görüyordu karşısında. Boğazın hırçın dalgaları gemileri yutacak gibiydi adeta. Ama o gemiler ayakta kalıyordu. Yenilmiyordu boğazın hırçın dalgalarına. Batıramıyordu deli dalgalar. Ayşe ayağa kalktı aniden. Kafası dik ve kararlı bakıyordu. Ben de yenilmeyecem, ayakta kalacam dedi. Kızım için yapacam bunu dedi ve evine doğru gitti. Ayşe kararını vermişti artık. Yapacaktı!

BÖLÜM 2 ( ANILAR )
Yolda yürürken Zeliha çıktı karşısına. Evleri birbirine yakın olmasına rağmen çok sık görüştükleri sayılamazdı iki eski dostun. Birbirlerini görür görmez sarıldılar birbirlerine. Ayşenin soğuk bedenini hemen farketti zeliha. Üşümüştü ayşe soğuk bankta otururken. "Gel kız gel donmuşsun, şurada birer çay içelim. Hemde laflarız" dedi Zeliha. Oturdular eskiden de geldikleri "Kaktüs" Cafe'ye.
Müşterileri farkeden garson yanaştı masaya. "Ne alırsınız efendim ?" diye sordu. Çay dedi iki adet Zeliha. "Hemen efendim" diye cevap verdi nazik garson.
"Eee anlat kız neler yapıyorsun. Neden bukadar çok üşüdün ? Bir sıkıntın, derdin mi var ?" diye sordu dostuna.
Ayşe sadece baktı zelihanın gözlerine. Sanki bilmiyordu olanları da dalga geçmek ister gibi soruyor gibi geldi ona. O sırada garson getirdi ince belli bardaklarla çayları. Şekerler atılıp çaylar karıştırılerken daldı Ayşe uzaklara. O kadar uzağa dalmıştı ki, sanki gözleri açık uykuya dalmıştı. Bir yandan çayını karıştırıp bir yandan da düşünüyordu eski güzel günleri.
Kız zeliha dedi, Ne güzeldi dimi ilk zamanlar. Hatırlıyormusun bir keresinde ....
Bir keresinde sizde bizimle beraberdiniz. Bizim evliliğimizin ilk aylarındaydı. Herşeyimizi alıp pikniğe gitmiştik. Senin sertaçta okey takımı bile getirmişti ya yanında. Çok gülmüştüm ona. Kahveyemi gidiyoruz pikniğemi demiştim içimden. Ama akşama kadar da okey oynamıştık. İyiki getirmiş
Musanın münübüsüne atlayıp kilyos tarafına gittiğimiz günden bahsediyorum. Yıllar öncesi. Bana saçma bir fikir gibi gelmişti piknik. Ne öyle ormanda ağaçlar arasında börtü böcekle beraber oturcaz. Ne gerek varki demiştim. Ama çok eğlenmiştik. Danslar etmiştik hep beraber. Ben Musayla, Sen Sertaçla. Sertaçta iyi çocuktu. Kız sahi o seninle beraber iken evliymiş dimi. Hiç mi anlamamıştın onu. Sonra karısıda boşamış diye duydum ben. Gerçi senden ayrıldıktan çok sonraki olaydı. Neyse bu konulara girmeye gerek yok aslında... Özür dilerim seninde yaranı deştim azim dostum. Kusuruma bakma. Ama çok sıkıntılıyım, çok dertliyim. Bakma ayakta durduğuma, sırtımda taşıyamayacağım bir yük var. Nasıl yürüyorum birde sen sor bana.--*--
Evliliğin ilk yılları. Yıllar öncesi .........
Musa geri dönüş yolunda arabayı kır çiçeklerinin olduğu yerde durdurur. Kır çiçeklerinin olduğu arazi karanlık olduğu için arabanın ön tarafını ışıklar aydınlık yapsın diye araziye çevirir. Arabadan atladığı gibi kır çiçekleri ile kucaklaşır Musa. Bir o tarafa bir bu tarafa koşuşturur. Bir otaraftan bir bu taraftan kır çiçeklerini kuparmaya başlar. Ayşe, Zeliha ve Sertaç şaşkınlıkla izler olup bitenleri. Ne yapıyor ki Musa derler. Aklını kaçırmış olamaz. Daha 15 saniye önce gayet aklı başındaydı. 5 dakika sonra Musa elinde bir demet kır çiçeği ile gelir ve Ayşeye uzatır. Bunlar sana hayatımın baharı der. Ayşe ne diyeceğini şaşırmıştır. Şaşkınlıkla alır mis gibi kokan kır çiçeklerini. Seni seviyorum der ve sarılır öperler birbirlerini. O an duygu yoğunluğu hakimdir Musanın aracına. Zeliha ve Sertaçı da evlerine bıraktıktan sonra kendi evlerine gider Musa ve Ayşe. Çok güzel bir günün ardından yatak odalarına çekilmişlerdir. Sarılır birbirine iki aşık. Musa Ayşenin kiraz dudaklarına bir buse kondurur narin ve hafifçe. Ayşe de aynı narinlikte karşılık verir musaya. Işıkları kapatır ayşe ve gece lambasını yakar. Geceliğini giyer ayşe ve yatağa uzanır. Musanın üzerini değiştirmesini bekler. O an Ayşe çok alımlı ve isteklidir. Musa da üzerini değiştirdikten sonra Ayşe yorganı çeker üzerlerine ve öpmeye başlar Musayı küçük dokunuşlarla birlikte. Musa ise üzerlerindeki yorganı hırçın bir kaplan gibi atar yataktan aşağıya. Başlar o da Ayşenin kiraz dudaklarını öpmeye.
--*--
Ertesi günün sabahı ilk uyanan ve duşa giren ayşedir. Ayşe bilemyordu daha o günlerden, o gece elife hamile kalacağını.
Ayşe duştan çıkar çıkmaz kocası için muazzam bir kahvaltı hazırlar. çayı demler ve kocasının yanına, yatağa giderek onu öperek uyandırır. "Uyan hayuatımın anlamı, uyan gönlümün sultanı, uyan sevgilim. Kahvaltın hazır." Bu sözlere uyanan musa sarılır eşi ve sevgilisi ayşeye. hemen yataktan kalkar ve duşa girer. Duştan çıktığında hazır olan kahvaltıyı görür ve otururlar birlikte masaya. Kahvaltılarını yaparken bir yandan da bugün ne yapacaklarını planlarlar. Sinema, Tiyatro, Gezi veya tüm gün evde tembellik. Sonuçta tüm günü beraber geçireceklerdir. Planlar yapılır ve kahvaltı bitirilir. Kahvaltı bittikten sonra Musa apar topar evden dışarı çıkar ve gider. Ayşe bu duruma çok bozulur. Hani tüm günü beraber geçireceklerdi ? Öyle konuşup anlamışlardı ya. Olmadı ama. Kahvaltı sırasında çalan telefon bütün planlarını alt üst etmişti. İş için gitmesi gerekiyordu musanın. Öyle demişti Ayşeye. Ama Ayşenin kadınlık iç güdüsü öyle demiyordu. Birşeye huzursuz olmuştu. Cevabını oda bilemiyordu ama içi içini yiyotdu. Neden gitti ki ?
--*--
Birden garsonun sesi ile irkildi Ayşe.
- "Bir çay daha alırmısınız efendim ?"
Alırız anlamına gelen bir eda ile kafasını salladı ayakta duran garsona. Bu sırada eskiyi hatırlayan Zelihanın gözleri boncuk boncuk dolmuştu. Bunu fark eden Ayşe daha fazla geçmişe gitmenin bir anlamı olmayacağını düşünerek konuyu değiştirmek istedi.
- Eee dedi, sen neler yapıyorsun, Yeni işinden bahsetsene biraz.
- Ne yapayım Ayşecim ya iş işte. Bizim yaptığımız modern kölelik. Başka birşey değil. Üç kuruş maaş veriyorlar ama onu da inasnın burnundan fitil fitil getiriyorlar. Bide kendilerince enteresan birşey bulmuşlar. Adı Engellilere yardım. Fakat sadece adı bu. İş olduğu zaman akşam 2 saat geç göndermeyi biliyorlar, fakat sabah 5 dk geç gittiğin zaman 30 TL kesiyorlar senden. Bu parayı da Engellilere yardım vakfına bağışlıyorlar. Ama Şirket hesabından bağışlıyorlar, onların reklamı oluyor. Bilmiyorlar ki bu parayı personelin cebinden zorla alıyorlar. İşten ayrılmayı düşünüyorum fakat yeni bir iş bulmadan bunu yapamam. Biliyorsun ayrıldıktan sonra ailemin yanına yerleştim. Babam da öldükten sonra annem ve kız kardeşimin bakımı benim omuzlarımda. Şuanda çalışmaya ihtiyacım var. Eğer işten ayrılırsam çok zor duruma düşeriz.
Hak verir gözlerle bakarken Ayşe birden telefonunun çalması ile irkildi. Telefondaki ses kuzu napıyorsun diye seslenmişti.
- Saol kuzu, Zelihayla oturuyoruz. Sen ne yapıyorsun nerelerdesin ?

Ayşenin kuzusu aslında onun kuzeni Tan'dı. Tan küçüklükten beri müziğe olan ilgisini eğitimle desteklemiş ve konservatuar'dan iyi bir dereceyle mezun olmuştu. Hayalinde hep bir albüm yapma isteği vardı ve şu sıralar onu gerçekleştirmenin mutluluğu içersindeydi. Albümünün adını uzaklaş olarak belirlemişti. Tabi albüme kadar birçok yok kat etmişti Tan. Önceleri evde saatlerce çalışmalar, daha sonra ortaköyün seçkin gece club'lerinde sahne almalar ve daha nice dikenli yol. Ama sonuçta başarmıştı ya, gerisinin çok önemi yoktu. Aslında kuzusunu aramasının sebebi de bu sevincini paylaşmaktı. Çünkü o sıra evinin yakınlarından geçiyordu Tan, Ayşenin. Ayşe Zeliha ile Kaktüs cafe'de olduklarını söyledi kuzusu Tan'a. Tan'da oraya yakın olduğunu söyleyerek geleceğini bildirdi. Bu sırada ayşenin gözü dışarıda sarmaş dolaş gezen iki kişiye takılmıştı. Soğuk son baharda yeni başlayan yağmur ve soğuktan korunmak için koşar adımlarla ilerlemeye çalışırken, birbirine şevkat ve sevgiyle sarılmış iki kişi. Cafe'nin buğulu camından net olarak göremesede onları eski günleri geldi yine aklına. Sevgiye okadar muhtaçtıki Ayşe, küçücük bir gülümseme, küçücük bir dokunuş bile çok mutlu ediyordu bazen onu. Uzun zaman olmuştu Musa'dan sevgi sözcükleri duymayalı. Hep horlanmaktan, itilip kakılmaktan bıkmıştı. Bu duygu yoğunluğu arasında daha fazla tutamadı kendini Ayşe ve göz bebeklerinde biriken damlacıkları salı verdi gül yanaklarından kiraz dudaklarına doğru. O sırada Tan Cafe'den içeri girmişti. Kuzu'sunu bu şekilde gören Tan hemen yanına gitti ve sarıldı ona.
- "Ne oldu sana kuzu, neden ağlıyorsun" diye sordu. Cevap alamayınca Zelihaya döndü Tan.
-"Hayırdır Zeliha, Ayşenin nesi var, neden ağlıyor ?"
Zeliha durumu anlattı kısa bir özet şeklinde. Aslında yeni olan bir olay yoktu. Yılların verdiği acıydı o gözlerinden dökülenler. Yılların omuzlarına yüklediği sıkıntıları atmaya çalışıyordu Ayşe. Ağlamaktan başka birşey gelse elinden onu da yapacaktı belki ama, başka birşey gelmezdi elinden. Sadece ağlayabiliyordu ve ağladı da. Dakikalar ca hiç durmadan ağladı. Tan ve Zeliha ne kadar tesselli etmeye çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Yaş çıkmıştı bir kere gözlerden. Durdurmanın mümkünatı yoktu.
Göz pınarları kuruduktan sonra durabildi Ayşe. Zelihanın yardımıyla lavobaya giderek elini yüzünü yıkadı Ayşe. Bu sırada Tan'da hesabı istemişti garsondan. Çünkü etraftaki meraklı bakışlardan iyiden iyiye rahatsızlık duymaya başlamıştı. Kızlar lavobadan gelmeden Tan çoktan hesabı ödemiş ve onları bekliyordu. Kızlar gelir gelmez onlara yemeğe gideceklerini ve itiraz istemediğini söylemişti. Zeliha o kadar vakti olmadığını, eve gitmesini gerektiğini söyledi Tan'a.
Tan Zelihayı evine bıraktıktan sonra kuzusu ile birlikte bakırköydeki Gelik Restaurant'a geldiler. Siparişler verildi, yemekler söyledi ve beklemeye başlanırken Ayşenin telefonu çaldı. o arıyordu ...
Arayan arkadaşı şirindi. Şirin, Ayşenin 25 yılı aşkın bir dostuydu. Aile dostu demek yetemezdi dostluklarını tarif etmek için. Adeta kardeş, hatta kardeşten ötelerdi. Şirin ayşeyi akşam yemeğe davet ediyordu.Musanın iş için şehir dışına çıkacağını ve üç gün dönmeyeceğini Ayşe söylemişti ona. Fırsat bu fırsat diyen şirin de Ayşeyi akşam davet ediyordu. Keyifsiz oluşu ses tonundan belli olan Ayşe, Şirin'in daha fazla ısrar etmesine dayanamayıp daveti kabul etmek zorunda kaldı. Akşam 6 gibi randevulaşıp telefonları kapattılar. Bu arada yemekler geldi ve yemeğe başladılar. Hem yemeklerini yiyorlardı kuzular hemde sohbet ediyorlardı. Havadan, sudan Albümden konuşup zamanın nasıl geçtiğini anlayamadılar bile. Akşamki yemeğe daha iki saat vardı fakat Ayşenin de evde yapması gereken işleri vardı. Tan Ayşeyi eve bıraktıktan sonra evdeki küçük işlerini de hallettikten sonra Elifi de alarak Şirinlere doğru yola çıktı.
Bu sırada şirinlerdeki hazırlıklarda nerese bitmek üzereydi. Ayşenin tüm arkadaşları, hatta annesi ve babası da o akşam oradaydı.
Ayşe şirinlerin kapısının önüne geldi ve zile bastı. Kapıyı açan Tuncay beydi. Ayşe, babasının orada olmasının şaşkınlığını üzerinden atmadan Zehra hanım arkasında belirdi. Ayşe şaşkınlığını gizleyemiyordu. Neler oluyor burada diye geçiriyor içinden fakat hiçbirşey anlayamıyordu. Bir an yanlışlıkla Şirinler yerine Annesinin evine gittiğini düşündü. O sırada Şirin beliri verdi kapıda. Hiç konuşmadan Ayşeyi içeri çekti ve içerideki sesi duydu.
"Sürprizzzzz"
Ayşenin ilk farkettiği kuzusu Tan'dı. Birçok arkadaşı da pastanın etrafına dizilmiş Ayşeyi alkışlıyorlardı. Tabi ya. Nasılda unutur. Bugün Ayşenin doğum günüydü. O kadar üzüntü ve sıkıntı arasında kendi doğum gününün olduğu bile hatırlayamamıştı. Alkışlar kesilip sıra pastayı kesme faslına gelmişti. Ayşe, şirinden aldığı bıçak ile kızı Elifle birlikte kestiler pastayı. Herkesin coşkusuna daha fazla tepkisiz kalamayan Ayşenin de keyfi yerine gelmişti. Ayşe için hazırlanan muazzam gece Tan'ın mini konseri ile son bulmuştu. Yavaş yavaş davetliler evlerine dağılırken Şirin Ayşeye burada kalmasını teklif etti. Aslında Ayşe de o kasvetli eve gitmek istemiyordu fakat başkasını da rahatsız etmek istemiyordu. Baktı ki şirin çok ısrarcı kalmayı kabul etmişti. Tüm misafirler gittikten sonra balkona geçti Ayşe. Şirin de mutfağa çay koymaya gitmişti. O gece Tan'da eşlik edecekti onlara. Ama dışardaki küçük işlerini halletmek için kısa bir süreliğine ayrılması gerekiyordu evden. Şirin çayı koyar koymaz Ayşenin yanına geldi ve gecenin organizasyonunu yapmaya başladılar. Okey oynayacakları, monopoly oynayacaklardı hatta ve hatta yastık savaşı bile yapacaklardı. Tan'ın gelmesi ile çaylar içildi, oyunlar oynandı ve saat gece 11:00 i geçiyordu.
Ayşe telefonunun titreme sesini duyarak telefona uzandı. Telefonun ekranında;
"Arayan: MUSA"
yazıyordu. Ayşenin efendim demesi ile gelen ses ayşeyin tüm keyfini kaçırmaya yetmişti.
"Nerdesin *** Allahsız karı, Zile basıyorum basıyorum açmıyorsun. Nerdesin ?"
- Ayşe: Şirinlerdeyim Musa, bana süpriz doğum günü partisi hazırlamışlar.
- Musa: Sen gel eve de ben sana gösterecem süprizi. Asıl süpriz burada seni bekliyor.
dedi ve telefonu ayşenin suratına kapattı musa. Ne yapacağını bilemeyen Ayşe oracıkta ağlamaya başladı. Ayşenin ağladığını gören Tan, her ne kadar Ayşeyi yanlız göndermek istemesede, Ayşe bunun aile içi sorunları olduğunu söyleyip bir taksi çağırmasını istedi Tan'dan.
--*--
Küçük Elif annesine sesleniyordu. Kalk anne, sana kahvaltı hazırladım. Annesi o kadar ağır uykudaydı ki Elifin sesini sanki kilometrelerce uzaklardan geliyormuş gibi duyabiliyordu ancak. Duymasına duyuyordu fakat bide kalkabilse. Aldığı anti depresan ilaçlar bu hale getirmişti Ayşeyi. Aylar önce yediği dayaktan sonra psikolojisi bozulan Ayşeye doktoru vermişti bu ilaçları. Zaten o günden bu güne toparlayamadı kendisini.
--*--
2,5 Yıl sonra_________:
Aylardan ilk bahar. Saat sabah 07:00'ı gösterdiği andan itibaren başlıyor saat çalmaya. Ayşe saati duyar duymaz üstündeki küçük siyah düğmeye dokunuyor ve susturuyor saati. Hemen kalkıyor ve banyoya gidiyor. Elini yüzünü yıkıyor, dişlerini fırçalıyor, yattığı çekyatı toparlıyor ve üzerini giyiniyor. Ayşenin tüm bunları yapması yaklaşık 25 dakikasını almıştı. Evin dış kapısını açıyor ve çiçekli bahçeden bahçe kapısına doğru yürümeye başlıyor. Yüzüne esen rüzgar deniz gibi dalgalı saçlarında adeta dans ediyordu. Bahçe kapısını da kapattıktan sonra evinin az aşağısındaki caddeden geçen münübüs durağına doğru ilerledi. Yolda gördüğü birkaç çocukluk arkaşı ile de merhabalaştıktan sonra münübüse bindi. İşyerine vardığında masasını toparlar toparlamaz telefon çaldı. Telefondaki ses Ayşe hanım günaydın diyordu. Ayşe sesinden hemen tanıdı o nemrut adamı. Ayşenin baş belasıydı. Hep ödemelerini geciktirdiği için Ayşe Ozan yüzünden hep fırça yiyordu patronundan. Ayşenin patronu hep baskı yap diyordu Ozan'ın firmasına ama ne kadar baskı yaparsa yapsın bir işe yaramıyordu. Ozan hep Geçiştiriyordu Ayşeyi. Bu yüzden de sık sık telefonda tartışıyorlardı Ozanla.
çünkü çook uzun yazmayı düşünüyorum ) pdf formatında yapabilirim.
ama yapıcı eleştirin için teşekkür ederim. Dikkat edeceğim