• 13-04-2021, 00:27:25
    #1
    Merhabalar arkadaşlar

    Böyle bir başlık oluşturarak, bizlere şarkıları hikayeleri ile dinlemenin gerçekten başka boyuta taşıdığını şahit olacaksınız.

    Bildiğiniz şarkılar veyahut türküler var ise hikayesi ile beraber paylaşırsanız bizlerde dinleriz

    ben başlıyorum

    Önce büyük usta ölümsüz sanatçı Neşet Ertaş ile başlayayım ben. Bir sürü türküsü ve hemen hepsinin hikayesi var ama en çok etkilendiğim bestesi “ Vay Vay Dünya” adlı eseri. Küçükken aşık olduğu ama bir türlü açılamadığı sevdiği kızın öldüğünü duyunca bestelemiş bu türküyü.
    Birde böyle dinleyin.


    https://youtu.be/_h6RsHXFYSg



    https://youtu.be/vFdrTjzcnzA


    2. Si ve yine çok etkilendiğim
    Murat Göğebakanın yaralı ve vurgunum şarkıları
    Kanser olduğunu öğrenip onu terk eden eşine yazılmış olması çok etkileyici birde öyle yorumlamış ki, Gerçekten yaşamış adam şarkıyı.


    https://youtu.be/nV3phJFoghM



    https://youtu.be/3z0IT3bXm_E


    haydi arkadaşlar güzel bir konu olsun. Herkes bildiğini paylaşsın ki hikayesi ile dinleyelim şarkıları
  • 13-04-2021, 00:30:08
    #2
    Barış Manço’nun şarkısına konu olan Sarı Çizmeli Mehmet Ağa ise yine 1800’lü yıllarda yaşamış bir köyün ağasıdır. Mehmet Ağa yardımseverliği ve bol gönüllü biri olarak bilinirmiş. Öyle ki şehre indiğinde tüm esnaf onu tanır, ihtiyaç sahiplerinin yaptıkları veresiye alışverişlerin hesabını ödermiş. Zamanla ihtiyaç sahibi insanlar hesabını Mehmet Ağa’ya yazdırır olmuş. Her ayın belli gününde şehre inen Mehmet Ağa tüm esnafa tek tek uğrar borçlarını ödermiş. Hatta evlenen gençlere hediye olarak toprak verdiği bile söylenir. Hayatını hayır işleri ile geçiren köy ağası Mehmet, hayatı boyunca yardımlar yapmış zengin bir toprak ağası olarak bilinirmiş. Ancak beş parasız bir şekilde vefat emiştir.

    Barış Manço 1971 yılında bu adamın hikayesini Kıbrıs gezisinde duyar ve sonra Mehmet Ağa’yı araştırmaya başlar. Araştırmalarının sonucunda Mehmet Ağa’nın mezarını bularak mezar taşı yaptırır. Ardından böylesi gönlü bol bir adamın unutulmaz olması için ona Yaz Dostum isimli unutulmaz şarkıyı armağan eder. Göçeri köyü muhtarı Mustafa Göçeri, Barış Manço’nun 1971 yılında Kıbrıs’a geldiğini ve Göçeri köyünü gezdiğini ifade ederek, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’nın hikayesini dinleyip şarkıyı yazdığını 1982 yılında da mezarını yaptırdığını kaydetti. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’nın fakire yardım eden bir kişi olduğunu kaydeden Mustafa Göçeri, ömrünün son günlerine kadar bu şekilde yaşadığı kaydetti.




    https://www.youtube.com/watch?v=4yXJBAhn0Q4
  • 13-04-2021, 00:40:24
    #3
    Üyeliği durduruldu
    https://www.youtube.com/watch?v=NUXbWSsMLSI


    Kaan Tangöze, 1995 yılında Türkiye güzeli seçilen Ahu Pakaşay ile aşk yaşamaktadır.
    Çift, birbirlerini çok sevse de maalesef ara ara kavgalar yaşamaktadırlar. Bu sırada Kaan Tangöze solistliğini yaptığı Duman grubu kurulmuş ve albüm çalışmaları yapılmaya başlanmıştır. 2002 yılına gelindiğinde Duman grubu 2. albümü olan ”Belki Alışman Lazım” albümünün tanıtımı için Kemancı Bar’da sahne alır.


    Bu konsere Kaan Tangöze’nin sevgilisi Ahu Pakaşay’da gelecektir, fakat yaşadıkları bir tartışma nedeniyle Ahu Pakaşay bu konsere gelmek istemez. Kaan Tangöze ise tartışmalarına rağmen Ahu Pakaşay’ın konsere geleceğini düşünür, gözleri konser sırasında devamlı Ahu Pakaşay’ı aramaktadır. Ahu Pakaşay ise, konserin gerçekleştiği esnada evinde intihar etmiştir. Kaan Tangöze bu acı haberi sahneden inince alır ve bu acı olaydan sonra kendini uzun bir süre eve hapseder.

  • 13-04-2021, 00:41:05
    #4
    https://youtu.be/u2kBNb79bN8

    Heralde favorimdir, bu versiyon...
    Balıkesir’e bağlı Edremit ilçesinin, Güre köyünün halkından Kahveci Mehmet Şevket efendinin karısı Şöhret hanım tarafından oğluna yazılmış bir türküdür. Şöhret hanım, zamanın zenginlerinden olduğu için zeytin toplamaya giderken cam topuklu ve rugan ayakkabılar giyermiş, elbiseleri de oldukça güzel ve diğer köylülerden farklıymış, oğulları Zekeriya Sarıkamış’a Enver Paşa komutasında askerliğini yapmaya gitmiştir. Bu sırada ortam karlı olduğu için yol almak amaçlı karları teperlermiş. Zekeriya, kar teperlerken kar kuyusuna düşüp şehit olmuştur. Şöhret hanımda ovada kekliklerle söyleşirken bu kötü haberi almıştır. Keklikler öterken Şöhret hanımda oğlunun acısı ile bu türküyü yazmıştır.
  • 13-04-2021, 00:41:16
    #5
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    ben yorumları okumaya geldim
  • 13-04-2021, 00:46:34
    #6
    Osman Efe de, Osman Efe ha!.. Halkın gönlünde umut, yüreğinde sevgi. Zalimler, halk düşmanları derseniz, köşe bucak peşinde Osman Efe’nin. Yüreklerinde bir korku ki, uykuları bölünüyor geceleri. Derebeyi’nin dilinde Osman Efe’nin adı “Şu Sepetçioğlu denen eşkiyayı yakalayanı altınlara boğarım. Ölüsünü, ya da dirisini getirene bağlar, bahçeler vereceğim” diyor. Neden ki derseniz, diyelim. Sepetçioğlu Osman Efe mert. Bileğine güçlü, yüreğine sağlam.

    Kastamonu’nun Araç ilçesinin Yukarı Avşar köyünden. Babasının bir karış toprağı yok. Köylük yerde topraksızlık kötü. El eline muhtaç eder topraksızlık. Muhtaç eder ki, gündelik işler karın doyurmaz. Eli görür, cebi görmez insanın. Osman’ın babası da öyle. N’apsın? Ek bir gelir gerek. Sepet yapıp satıyor. Hani çok bir şey kazanmıyor ama, geçinip gidiyorlar. Babasının ölümünden sonra Osman güç durumlara düşüyor. Geçim sıkıntısı çekiyor. Köyü terketmek zorunda kalıyor sonunda. Varıp Kastamonu’ya yerleşiyor. Baba mesleği sepetçiliği de iş ediniyor kendisine. Zaten bir anası, bir kendi. Geçinip gidiyorlar. Kollu sepet, ekmek selesi, küfe, çeşit çeşit. Küçüklü büyüklü. Günde birkaç tane yapıp satıyor. Bir de şu var ki, devir çok eski. Anadolu beylerin elinde. Her beylik kendi bölgesinde yaşayanlardan sorumlu. Yani ki, onların kazancını beylikler vergiliyor. Beyin emrinde sipahiler. Köy köy; kent kent dolaşıp kazançlarının bir kısmını topluyor. Ama öyle bir toplayış ki, düşman başına. Sipahilerin dediği dedik, çaldığı düdük. Varıyorlar harmanın başına “Bu harmandan elli gülek buğday ayırın aşar olarak” diyorlar. O kadar. çiftçinin eli kolu bağlı. Harmandan elli gülek buğday çıkar mı, çıkmaz mı. Belli değil. Çıkarsa geriye ne kalır. Kışın çoluk çocuk ne yer. Soran yok. Ya gelecek yılın tohumluğu? Sipahiler zalim! Gaddar! Şundan ki, sırtları kalın sipahilerin. İlk güvenceleri “Bey” sipahilerin. Sonra “Beylerbeyi”. Sonra da “Padişah”. Padişah açıyor ağzını “Şunca buğday, şunca arpa. Şunca deve gerekli bana” diyor. O kadar! Emri beylerbeyi alıyor, bey’e iletiyor. Bey de sipahilere. Ha, bir de “mültezim” denilen gelir toplayıcılar var. Filan köyün tüm gelirini kabala alıyor. Yani, bey istediği öşrü bildiriyor. Diyelim ki bey köyden yüz çuval pirinç istiyor. Bunu mültezim köylüden topluyor. Ayrıca kendisi için de ek yapıyor buna. Artık insafına kalmış. Ne kadar pay isterse onu da ekleyip varıp köylüye bildiriyor. “Ürününüzden şuncasını öşür olarak istiyorum. Filan yere getirip teslim edeceksiniz.” O kadar! Kim ki istenileni vermedi, ferman padişahtan. İnsaf sipahiden.
    İşte Sepetçioğlu’nun yaşadığı devir, bu devir. Sepetçioğlu’nun yaşadığı beylik de İsfendiyaroğulları Beyliği. İsfendiyaroğlu Hamza Bey’de din-iman kıt! İnsaf vicdan hak getire! Öşrü artırdıkça artırıyor. Köylü bir deri bir kemik. Umurunda değil beyin. Durmadan daha çok vergi alınması için emir yağdırıyor. Sepetçioğlu o zamanlar daha “efe” değil. Osman diyor herkes! “Sepetçioğlu Osman”.

    Günlerden bir gün, dükkanında sepet örüyor Osman. Kapı tekmeyle açılıyor. “Hamza Bey’in emridir. Hafta sonuna kadar yüz tane sepet vereceksin öşür olarak. Ellisi sele, ellisi kulplu olsun”. Tak kapı sipahiler dışarda. Sepetçioğlu almış başını ellerinin arasına. Başlamış hesaplamaya. Günde iki sepet örse, hafta sonuna kadar oniki sepet yapar. Eldekileri de eklese, elli sepeti geçmez. Bunların tümünü verirse neyle geçinecek. Üstelik düğün hazırlığı var. Üçbeş kuruş bir kenara atmak gerek. Varıp anasına açmış durumu. Anası tasalı. “Oğlum sana kötülük yaparlar. Ne yapıp yap, istediklerini yerine getir. Baban rahmetli de çok çektiydi. Sepetleri yetiremeyince yollarda çalıştırdılar. Ev yapımında iş verdiler. Sen sen ol, çekin Osmanlı’dan. İstediklerini yetir. Yoksa iyi olmaz”. Olmazı belli. Ya çaresi? Ne yapsın Osman. Varıp komşu sepetçilerden ödünç sepet istese kim verir. Hepsi aynı durumda. Çaresiz Osman. Gözlerinde uykular kaçık. Hafta sonunu iple çekiyor. “Gelsinler. Durumu anlatırım. Nişanlıyım. Yakında düğünüm olacak. Biraz anlayış gösterin bana derim. Bunlar da insan. Canımı alacak değiller ya! Olanı alır giderler” diyor. İyi. Hoş! Ama evdeki Pazar çarşıya uymuyor. Hafta sonu gelip de sipahiler kapıya dayanınca işler karışıyor. “Vay efendim vay! Nişanlıymış da para gerekliymiş. Öküzün yamacına koşul da aklın başına gelsin. Gör bakalım, yol yapmak mı kolay yoksa sepet mi?” Osman’ın cevap vermesine kalmadan iki kişi yakalamış kollarından. Sürüye sürüye atın terkisine bağlamışlar. Sürmüşler atları doğru Bey’in huzuruna. Daha bir dolu adam bekliyor kapıda. Kiminin üstü başı lime lime, kiminin gözü yaşlı. Osman da girmiş aralarına. Girmiş ya, alıp veriyor, alıp veriyor. Çok geçmeden Bey görünmüş. Elinde nar çubuğu. Sıradan girmiş. “Demek emirlere karşı durursunuz. Canınız ucuz sizin. Keyfiniz bilir. Alın bunları yol yapımına koşun.” O kadar! Bey buyurur, beycik vurur. Adamlar sıra sıra dizilir yollara. Osman’ın içi içine sığmıyor. Osman tetikte. Osman yolun kuytusunu kolluyor. Sonra süzülüveriyor karanlıklara. Ver elini Kastamonu. İlkin anasına varıyor. Durumu sergiliyor. “Böyleyken böyle. Canımı zor kurtardım. Bu işin oluru yok. Sizi size bırakıyorum. Ben bu işi Bey’in yanına koymayacağım. Onca zavallı adamın ahını alacağım Bey’den”. Anası ürkek, “Oğul beyle yarışa çıkılmaz. Kolu uzundur Bey’in. Sağ komaz seni. Kapısında kulu çok. Baş edemezsin” diyorsa da Osman kararlı. “Görsünler el mi yaman Bey mi! Dinsizin hakkından imansız gelir. Yanına koymam bunu. Sen benim baba yadigarı tüfeğimi ver. Nişanlıma da gözkulak ol” deyip atlamış atına. Doğruca nişanlısının evine. Nişanlısı da yürekli kız. Üstelemiyor hiç.
    Osman düşüyor yollara. Varıp Bey’in konağına ulaşıyor. Pusu kuruyor. İsfendiyaroğlu Hamza Bey de at sırtında gezintiye çıkıyor çok geçmeden. Sözün kısası, Sepetçioğlu Osman, hakkından geliyor Bey’in. Sonda da atını mahmuzlayıp Gülpü Dağına sığınıyor. Gaddar Bey’in ölümünü duyan halk sevinç içinde. Dilden dile anlatıyorlar Sepetçioğlu’nu. Bundan böyle de adını, “Sepetçioğlu Osman Efe”yapıyorlar. çokluk da Sepetçioğlu deyip kısadan kesiyor.

    Bey öldü diye, beylik dağılmıyor elbet. Hamza Bey’in oğlu Rüstem Bey alıyor beylik sırasını. Babasından daha gaddar Rüstem Bey. Halkı daha çok eziyor. Bir tek Sepetçioğlu karşı duruyor Rüstem Bey’in buyruklarına. Buyruğa buyrukla karşı koyuyor üstelik. Rüstem Bey, öşrün oranını artırınca o da buyrukluyor : “Filan gün, filan saatte, falan yere şu kadar baş koyun getirin.” O kadar! Koyunlar gelirse gelir; yoksa Bey’in adamlarından bir kaçı gider. Gidecek adamları da iyi seçiyor Sepetçioğlu. En gaddarlarını, halka en çok eziyet edenini seçiyor sipahilerin.

    Bey’de bir telaş. Atlılar çıkarıyor Gülpü Dağına. Boş. Halk seviniyor. Sepetçioğlu’nun adı dillerde. Herkes elinden gelen yardımı geri komuyor. Aç-susuz bırakmıyor Sepetçioğlu’nu. Bey bakıyor bu işin oluru yok. İşi kurnazlığa döküyor. Sepetçioğlu’nun anasıyla nişanlısını yakalatıp getirtiyor konağına. Sonra da haber salıyor Sepetçioğlu’na : “Ya gelir teslim olur, ya da anasıyla nişanlısını boğdururum.” Sepetçioğlu durumu öğrenince bir gece baskın yapıyor Rüstem Bey’in konağına. Anasıyla nişanlısını alıp kaçıyor. Kimi, “Beyin adamlarının arasında Sepetçioğlu’nu tutanlar vardı, onlar yardım etti” diyor; kimi, “Sepetçioğlu çatal yürekli. Bir nara atmış ki yerler yerinden oynamış. Kimsenin kılı kıpırdamamış” diyor.

    Sözün özü, Sepetçioğlu, anasıyla nişanlısını da alıp Gülpü Dağına çıkmış yeniden. Adı daha da büyümüş. Halk daha tutar olmuş. Beyin yüreği korkulu. Öşürü, eziyeti bırakıp bir tek Sepetçioğlu’nun peşine takmış adamlarını. Sepetçioğlu derseniz üç can. Anasıyla nişanlısı da yardımdan çok yük oluyarlar ona. Sipahilerin yaklaşma haberini duyunca yer değiştiriyorlar. Gün oluyor aç-susuz, saatlerce yürüyorlar. Anası derseniz yaşlı. Yola dayanamıyor. Teslim olmayı da istemiyor. Biliyor ki Rüstem Bey sağ komaz bu kez. Derken sipahilerin tuzağına düşüyorlar birgün. Sepetçioğlu, aslanlar gibi döğüşüyor. Nişanlısı da öyle. Ama anası; anası yürüyemiyor gayrı. Vuruşa vuruşa geri çekiliyorlar. Ama, uzun sürmüyor bu. Sipahiler dağın tepesini dolanıp arkadan sarıyorlar. Daha çok dayanamıyor Sepetçioğlu.
    Kaynak: https://www.turkuler.com/hikayeler/sepetcioglu.asp


    https://youtu.be/vDCg5KhhBGI
  • 13-04-2021, 12:48:04
    #7
    eee hemen bitti yok mu arttıran ?