• 07-04-2008, 03:35:32
    #1
    Bu kaçıncı gün yokluğunla eş olduğum?Kaçıncı gece kimbilir kanter içinde geçirdiğim...Kaçıncı yokoluş ,kaçıncı diriliş...

    Unutacaktım...


    Unutmalıydım ya belki de...!

    OLMADI... U-NU-TA-MA-DIM!

    Soğuk duvarlara anlatıyorum şimdi seni , sessizliğe, geceye ... Ve FECRE, gün ağarmadan... Uyuyamadan... Aklımda binbir düşünceyle,yine sana doyamadan.
    Seni anlatıyorum...Gözlerinin güzelliğini, duruşunun asaletini ve o GÜNÜ, gezdiğimiz yerleri, mutluluğumuzu anlatıyorum,yüreğime vurduğun mührünü...Ve daha nicesini.... Hissediyor musun?

    [D]
    Uyuyor musun?


    Sen uykunun bilmem kaçınca evresindeyken ben seni düşünmekten bitap [D]ÜŞÜYORUM! Gözlerimin kankırmızılığını gizleyip de geceden, cümlelerimdeki hüzne batıp, içten içe bitiyorum.Hani hissedersin belki diye kapılarımı hep açık tutuyorum.Gel diyorum gel...Habersiz gel, sebepsiz gel, sessiz ya da şahlanarak...

    "GEL"

    Bekliyorum...

    UMUDUN BİTTİĞİ BİR YER YOK BENİM DÜNYAMDA!

    Bütün kırılmış dallara rağmen , ufacık bir dala tutunmuş da bekliyor aciz ruhum.Varsın acılara gebe olsun yüreğim, varsın siyahlara mesken olsun biçareliğim...Ama tuttuğum dalı bırakamam, ölüme götürse bile umudum bildiğim...

    Bir sen vardın ya yüreğimde, yine bir sen varsın ve HEP OLACAKSIN...
    Ya sen ya hiç diyemiyor gönül ,YA SEN YA DA... SEN...

    Sensizken, her geçen günüm geçtiğiyle kalmıyor, bir parça götürüyor benden .Ses edemiyorum, kızamıyorum, sövemiyorum ya da savunamıyorum kendimi fütursuzca...
    Hayatımın nasılda yavaş yavaş çıkmaza sürüklendiğini izliyorum sadece, çaresizce.
    Ama hala ufukta bir GÜNEŞ var, az bir ışık... Bu bile yetiyor nefes almama.
    Elindekilerle yetinmeyi bilmeliymiş ya insan öğrendim işte.

    Susacaktım, susmadı yüreğim...

    Ağlıyorum şimdi, tükeniyorum, ama bekliyorum...

    "GEL HADİ..."

    [D]ÜŞÜYORUM...

    [D]UYUYOR MUSUN?


    ---------
    alıntıdır, bi yerde okudum çok hoşuma gitti, sizde okuyun istedim
  • smm panel
  • 07-04-2008, 03:38:47
    #2
    Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim.

    Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş, onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin.. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı .. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim.

    Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin.. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın.

    Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN.

    MUTLU OL SEVDİĞİM.. BİRİCİĞİM.. AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT YETER Kİ SEN MUTLU OL...

    ...
  • 07-04-2008, 03:45:25
    #3
    Seni yaşatıyorum bu sabah yine gözlerimde,az önce bi safağı selamladım,şimdi günümü bekliyorum, bembeyaz bir sis bulutunun içinde, hatırlasana bi çocuk gözüyle sevmiştim seni,tüm gerçeklerinle.
    Yanındayken sus oluyordum,konuşmuyor,senin sesinden beslenip gözlerinden dalıyordum o hiç bilmeğim çocukluğuma,şimdi bir türküsün dudaklarımda özleten,sızlatan bir türkü,ne kadar canımı yaksada,bir o kadar aşık oluyorum nedense susmalarında,terimi akıttığım çok aşkım oldu senden sonra,ama her uyanışım bir kabustu başka tenlerde,seni özlüorum nerdesin, ne yapıyorsun bilmıyorum,bildiğim tek bir şey var seni bir gün bulacağım,ömrüme bedelde kesilse seni bulacağım.
    ölmesini bilmeyen,aşkı anlayamaz.ben gidişinde öldüm aşkım güneşin bize gülümsediği ilk gün,küllerimden doğacağım sana





    ..........
  • 07-04-2008, 03:48:08
    #4
    [media]http://www.youtube.com/watch?v=L1fb0l_o9UY[/media]

    O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
    Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
    Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
    Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
    Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    Saçların uzundu, omuzlarına akardı
    Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
    Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
    Gülerdin, içimize aylar doğardı
    Görünmez dağların arkasından
    Eski gülümsemeni beyhude aradım
    O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
    Kibritim yok, demek cigaraya başladın
    Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
    Böyle bir kız değildin sen eskiden
    Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
    Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
    O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
  • 31-05-2008, 20:51:15
    #5
    Sabah gördüğüm rüyanın üstüne iyi gitti yazı.

    Teşekkürler ürgüp.
  • 31-05-2008, 22:32:57
    #6
    Daha çok küserdik sanıyordum…
    Her küsmenin ardında barış vardı ne de olsa…
    Ve barış şık duruyordu üstümüzde…
    Ama biz kirletiyorduk çok geçmeden, çamura yatarak hemi de…
    Ben küserdim…
    Sen küserdin…
    Kimsenin araya girmesine gerek kalmadan çocukça bir bahane yeterdi barışmamıza…
    Kısa bir dargınlığın orta yerine durup dururken düşen “ne beni çok mu seviyorsun” kısa mesajı bile, uzun bir ateşkesti bizim için…
    Olmazdı ki olmazdı…
    Biz ayrılamazdık…
    Uzun süre ayrı yapamazdık…
    O yüzden dikkat etmedim hayatın son kez ikimize sunduklarına…
    Bilseydim son uykumuz olduğunu, bir an için bile arkamı dönmezdim…
    Sabah sen giderken, yatağa mahkûm, yastığa gizlenmiş bir “güle güle” dökülmezdi ağzımdan…
    Uykusuzdum…
    Ve uykusuzum hala içerisinden sadece araba gürültüsü geçen, zamanın geçmediği gecelerde…
    Son sinemaya gidişimizmiş meğer…
    Filmde “burada n’oldu şimdi ben anlamadım”larım tükeniyormuş…
    Ama seninle filme gitmekten çok, son seansı da kaçırıp açık sinema aramakmış güzel olan…
    Oooof!..
    Yaşanılan her son gözümün önünde doluyor…
    Tuzlu suya bastırıyorum anıları bir bir…
    İlk ve son çay bahçesi kahvaltımızmış bir arının ısrarlı nezaretinde…
    Ilık bir İzmir Akşamı’nı son kez solumak da keyifliydi Kordon’da seninle…
    Şimdi biliyorum ne zaman gitsem kordon olup boğazıma dolanacak oralar benim…
    Yine de gitmeliyim…
    Hakkını teslim etmem gereken bir yer var ki, Çeşme’de nargile içip, tavla oynadığımız yer gerçekten güzeldi…
    Ben yan masadakilerden nem kaptım, nemrut tavrım bundandı…
    Lakin ısrarlıyım, dışarıdaki masada oturmalıydık!..
    Moda tabiriyle ‘beach’e gitmek ve sonrasında çıkışta kalmak öyle…
    Köhne, kirli bir plastik masanın etrafında taksi beklemek…
    Keşke hiç gelmeseydi…
    Dursaydık, durdursaydık olanı biteni…
    Kırılanı, döküleni…
    Bitmeyen sebepsiz çekişmeleri…
    Geldi…
    Kırıldı…
    Döküldü…
    Gittik!..
    ***
    Yine de heyecan verici seni sevmek…
    Dokunmak senin dokunduğun ne varsa…
    Koltuğun hep oturduğun yerine oturmak mesela…
    Masanın bir santimetrekaresine bile dokunduğun için şanslı hissetmek ya da…
    Saçının bir teline bile zarar gelsin istemem fakat…
    Nerede saklanıyorsa birden çıkan ve beni dağıtan, dökülmüş saç tellerinin üstüne bırakıyorum şu sıra avuntularımı…
    Her şey bitiyor sana dair…
    Tek tek…
    Azar azar…
    Birlikte aldığımız zeytin ezmesi misal…
    Kavanoz dibinden zar zor çıkarıyorum artık…
    Ve en kötüsü; temas ettiğin, aldığın ne varsa mana yükleyip, duygusal bir bağ oluşturuyorum aramda…
    Yoksa aktif oksijen içeren deterjan beni niye ağlatsın balım…
    Yo hayır, balım değilsin artık…
    Telefon defterimde ‘balım’ı adınla değiştirdim önce…
    Sonra sildim tamamen…
    Kolay olmadı lakin “kaydı tamamen silmek istediğinize emin misiniz” sorusuna “yes” tuşuyla onay vermek…
    Tamamen değil ama bir kısmı kalsa…
    Üzmeyen, üşütmeyen, ağlatmayan, yaralamayan kısmı kalsa…
    Kalmaz ki!..
    Silince her şey geçecekmiş gibi geliyor…
    Hep böyle midir?..
    Yani her ayrılık halinde…
    Mutlak bir öfkeyle, dahası ısıran, acıtan bir yalnızlıkla…
    Aşkım’lar, canım’lar, birtanem’ler resmi bir isme mi dönüşür ilk çaresizlikte...
    Sahi ben ne oldum senin telefon defterinde?..
    ***
    Alışık olduğum bir hal bu…
    Ben gitmeyi bilemem, kusura bakma ne olur…
    Bir otel odasından bile ayrılmayı yüzüme gözüme bulaştırırım…
    Ya saatimi unuturum ya düş fırçamı…
    Ben gitmeyi beceremem…
    Daha çok küserdik sanıyordum…
    Her küsmenin ardında barış vardı ne de olsa…
    Ama bu kez barış dar geldi küslüğümüze…
    ZKC...
  • 31-05-2008, 22:37:38
    #7
    Sizin yayınladıklarınız kadar güzel değil ama bende kız arkadaşımla küsünce yazmıştım.
    Şimdi barıştık gerçi ama baya küs kalmıştık o sıralar

    Onca gün geçti.
    Boşa olduğunu bile bile
    HALA BEKLİYORUM
    Acaba bir gün gelirmisin diye..
    Her sabah bu umutla uyanıp
    Her gece gerçekleşmemesine hüzünleniyorum.
    Ama bilmeni istiyorum
    Seni hala seviyorum!
    Umutsuz bi şekilde,ama delicesine...
    Gittiğinden beri yarım kalan bu bedenle.
    HALA BEKLİYORUM
    Gelde yarımı ver diye.