• 13-10-2010, 14:30:23
    #64
    seemsiyah adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    adsense'de arada incil reklamları falan çıkıyordu, hiç kullanmayın bence günah.
    Filtre denilen olay var
  • 13-10-2010, 14:31:09
    #65
    Adamin1i adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    İstediğin konumu oku istediğin mesajlarıma bak, sen kimsin ki Allahla kul arasına girebiliyorsun? Benim inancımı sorguluyorsun? Ben bugüne kadar hangi mesajımda böyle birşeyi ima etmişim veya söylemişim, tartışacaksan bile önce saygı çerevesinde tartışacaksın. Ben seninle tartışırım, günlerce haftalarca ama asla sana, inancına, değerlerine hakaret etmem kaldı ki ben inanmıyorum demedim sadece aradan yüzlerce yıl geçmiş bugüne kadar bozulmadan geldiğine inanmıyorum dedim konuyu uç noktalara çekiyorsun yaptığın ayıptır.

    Kul hakkına giriyorsun, beddua kazanıyorsun yazık.

    Kuran’ın Korunmasında Üçlü Metot

    Kurânın Korunmasında Üçlü Metot

    Kurân-ı Kerîm, başlangıçtan itibaren üçlü bir metodla korunma altına alınmıştır: Yazı, ezber ve kontrol.

    1. Yazı: Resulullah (Aleyhisselâtü vesselâm), yukarıda belirtilen ilk uyarılar ve tecrübelerden sonra vahyin mekanizması hakkında yeterli bilgi edinmişti. Vahyin geleceği anı önceden hissediyordu ve bir katip çağırtarak vahyi yazdırıyordu. Mekke döneminde bu hizmeti daha çok Abdullah İbnu Sad İbni Ebî Sarh (radıyallahu anh) veriyordu. (1) Medine hayatında devreye önce Ubeyy İbn Kâb, sonra da Zeyd ibnu Sâbit radıyallahu anh girdi. Zeyd, bu işte el-Kâtib unvanını alacak kadar çok hizmet verdi ise de onun bulunmadığı durumlarda başkaları da vahiy yazma hizmeti vermiştir. (2)

    Hemen belirtmekte fayda var: Vahyin gelişinde bir periyot ve önceden bilinen bir takvim, bir program yoktu. Bu sebeple Aleyhissalâtü vesselâm her an hazırlıklı ve tedbirli idi: Risalet hayatının en dağdağalı, en sıkıntılı safhası olan hicret esnasında bile katiplik yapacak biriyle (Hz. Ebu Bekir) beraber olmayı ve yanında yazı malzemesi bulundurmayı(3) ihmal etmemişti. Askerî seferlerinde, hatta askerlere verdiği istirahat anında bile kâtibiyle beraber oluyordu. (4)

    Zeyd İbnu Sabitın (radıyallahu anh) şu açıklaması bir vahiy yazdırma hâdisesinin nasıl cereyan ettiğini gösterir: “Ben, Resulullah (aleyhissalâtü vesselâm) için vahiy yazardım. Ona vahiy indiği zaman üzerine şiddetli bir terleme gelirdi, sonra vahiy hâli geçince, O imlâ ettirir ben de, beraberimde getirdiğim kemik veya başka bir parça üzerine yazardım. Bu işten çıktığım zaman, (Vahiy esnasında üzerime çöken) Kurânın ağırlığından ayaklarımın ezildiğini, artık bir daha yürüyemeyeceğimi zannederdim. Yazma işi bitince bana: “Oku!” derdi. Ben de okurdum, bir hata varsa düzeltirdi. Sonra ben bunu halka götürürdüm.” (5)

    Bu rivâyetten anlaşılan şu ki: Yazılan ilk nüsha Aleyhissalâtü vesselâmın yanında, hususî bir arşivde saklanmıyor, bundan, başka yazılı nüshalar çoğaltılmak ve ezberlenmek üzere, Zeyd İbn Sâbit beraberinde götürüyordu.

    Bu durumdan hatıra gelebilecek: “Resulullahın gıyabında yapılacak bu çoğaltma sırasında bazı hataların araya girebileceği…” gibi menfi ihtimalleri, “ezber” ve “kontrol” sistemlerinin bertaraf edeceğini göreceğiz. Ve yine göreceğiz ki, Zeyd İbn Sâbit (radıyallahu anh) vahiy konusunda çok hassas ve bizzat Hz. Ebu Bekirin beyanıyla son derece güvenilen birisidir.

    2. Kurânın Ezberlenmesi
    Kurânın vahiy kâtiplerince yazılan bu ilk nüshalarından çoğaltılıp ezberlendiği anlaşılmaktadır. Ve Kurân sûrelerini, Ashabın zaman geçmeden ezberlemesi söz konusudur. Çünkü vahiyler günde en az beş kere kılınan namazlarda okunuyordu. Ancak herkesin her gelen vahyi ezberlediği söylenemez. Bununla birlikte, bir çoklarının her gelen vahyi ezberlediği, çeşitli tarîklerden gelen rivâyetlerle sabittir. Az ileride ilk Kurân hâfızlarının isimleri ve sayılarıyla ilgili bazı açıklamalar sunacağız.

    3. Kontrol (veya Arza)
    Hz. Peygamber, yazma ve ezberleme sırasında, kasıtsız olarak bir kısım hataların yapılabileceğinin şuurundadır. Nasıl olmasın ki, insanın bir şey yazarken farkında olmadan bazı ilave ve atlamalar şeklinde hatalar yaptığı gibi, çok iyi ezberlediği bir şeyi, zamanla unutabileceği veya elinde olmayan ilaveler, eksiltmeler, ve hatta kelimelerde değiştirmeler yapabileceği de inkar edilemeyen beşeri bir zaaftır.

    Şu halde vahyin asliyetini korumada en çıkarlı yol, ne ezbere ne de yazıya fazla güvenmeyip, yazıyı ezberle, ezberi de yazıyla kontrol etmektir. İşte Resulullahın buna baş vurduğunu görmekteyiz: Kurân tarihinde arza denen hâdisenin maksadı budur: Her Ramazanda, o Ramazana kadar gelen bütün Kurân vahiylerini Resulullah önce Hz. Cebrâile mukabele ettikten sonra, Mescid-i Nebevîde halkın huzurunda okuyarak, herkesin, ellerindeki yazılı nüshaları ve ezberlerini kontrolden ve tashihten geçirmelerine imkan vermiştir. Ve bu kontrol (arza) hadisesi Aleyhisselâtü vesselâmın hayatının son yılında iki kere yapılmıştır ki buna arza-i ahîre denir.

    Arza-i ahîre, Kurân-ı Kerîmin asliyeti üzere kitaplaşmasında ve dolayısıyla bütünlüğünün korunmasında son derece önemli bir hadisedir. Çünkü bir kısım rivâyetler, Hz. Ebu Bekirin hilâfeti sırasında, Kurânın cem edilmesi çalışmalarında, arza-i ahîrede kontrolden geçen iki yazılı nüshanın esas alındığını göstermektedir ki, bu hususa ileride tekrar döneceğiz.
  • 13-10-2010, 14:32:17
    #66
    Üyeliği durduruldu
    Kuranın değiştiğine inanan insan kendini kandırır çünkü Kuranın korunduğuna dair fıkıh kitaplarında hadisler var alimlerin sözleri var, Allah herkesin içine iman ve inanma verseydi bu dünyanın anlamı olmazdı.
    Allaha ve kitabına inancı olmayana tek bir sorum var; Aileni kız akadaşını karını seviyorsundur kesin ve sevgiye-aşka inanıyorsunda Allaha neden inanmıyorsun? bana sevgiyi kanıtla-göster.

    Ve Kuran orjinal diliyle şuan dünyada bir tanedir tek bir harfi bile değişmemiştir.
  • 13-10-2010, 14:39:32
    #67
    DarksPrince adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kuran’ın Korunmasında Üçlü Metot

    Kurânın Korunmasında Üçlü Metot

    Kurân-ı Kerîm, başlangıçtan itibaren üçlü bir metodla korunma altına alınmıştır: Yazı, ezber ve kontrol.

    1. Yazı: Resulullah (Aleyhisselâtü vesselâm), yukarıda belirtilen ilk uyarılar ve tecrübelerden sonra vahyin mekanizması hakkında yeterli bilgi edinmişti. Vahyin geleceği anı önceden hissediyordu ve bir katip çağırtarak vahyi yazdırıyordu. Mekke döneminde bu hizmeti daha çok Abdullah İbnu Sad İbni Ebî Sarh (radıyallahu anh) veriyordu. (1) Medine hayatında devreye önce Ubeyy İbn Kâb, sonra da Zeyd ibnu Sâbit radıyallahu anh girdi. Zeyd, bu işte el-Kâtib unvanını alacak kadar çok hizmet verdi ise de onun bulunmadığı durumlarda başkaları da vahiy yazma hizmeti vermiştir. (2)

    Hemen belirtmekte fayda var: Vahyin gelişinde bir periyot ve önceden bilinen bir takvim, bir program yoktu. Bu sebeple Aleyhissalâtü vesselâm her an hazırlıklı ve tedbirli idi: Risalet hayatının en dağdağalı, en sıkıntılı safhası olan hicret esnasında bile katiplik yapacak biriyle (Hz. Ebu Bekir) beraber olmayı ve yanında yazı malzemesi bulundurmayı(3) ihmal etmemişti. Askerî seferlerinde, hatta askerlere verdiği istirahat anında bile kâtibiyle beraber oluyordu. (4)

    Zeyd İbnu Sabitın (radıyallahu anh) şu açıklaması bir vahiy yazdırma hâdisesinin nasıl cereyan ettiğini gösterir: “Ben, Resulullah (aleyhissalâtü vesselâm) için vahiy yazardım. Ona vahiy indiği zaman üzerine şiddetli bir terleme gelirdi, sonra vahiy hâli geçince, O imlâ ettirir ben de, beraberimde getirdiğim kemik veya başka bir parça üzerine yazardım. Bu işten çıktığım zaman, (Vahiy esnasında üzerime çöken) Kurânın ağırlığından ayaklarımın ezildiğini, artık bir daha yürüyemeyeceğimi zannederdim. Yazma işi bitince bana: “Oku!” derdi. Ben de okurdum, bir hata varsa düzeltirdi. Sonra ben bunu halka götürürdüm.” (5)

    Bu rivâyetten anlaşılan şu ki: Yazılan ilk nüsha Aleyhissalâtü vesselâmın yanında, hususî bir arşivde saklanmıyor, bundan, başka yazılı nüshalar çoğaltılmak ve ezberlenmek üzere, Zeyd İbn Sâbit beraberinde götürüyordu.

    Bu durumdan hatıra gelebilecek: “Resulullahın gıyabında yapılacak bu çoğaltma sırasında bazı hataların araya girebileceği…” gibi menfi ihtimalleri, “ezber” ve “kontrol” sistemlerinin bertaraf edeceğini göreceğiz. Ve yine göreceğiz ki, Zeyd İbn Sâbit (radıyallahu anh) vahiy konusunda çok hassas ve bizzat Hz. Ebu Bekirin beyanıyla son derece güvenilen birisidir.

    2. Kurânın Ezberlenmesi
    Kurânın vahiy kâtiplerince yazılan bu ilk nüshalarından çoğaltılıp ezberlendiği anlaşılmaktadır. Ve Kurân sûrelerini, Ashabın zaman geçmeden ezberlemesi söz konusudur. Çünkü vahiyler günde en az beş kere kılınan namazlarda okunuyordu. Ancak herkesin her gelen vahyi ezberlediği söylenemez. Bununla birlikte, bir çoklarının her gelen vahyi ezberlediği, çeşitli tarîklerden gelen rivâyetlerle sabittir. Az ileride ilk Kurân hâfızlarının isimleri ve sayılarıyla ilgili bazı açıklamalar sunacağız.

    3. Kontrol (veya Arza)
    Hz. Peygamber, yazma ve ezberleme sırasında, kasıtsız olarak bir kısım hataların yapılabileceğinin şuurundadır. Nasıl olmasın ki, insanın bir şey yazarken farkında olmadan bazı ilave ve atlamalar şeklinde hatalar yaptığı gibi, çok iyi ezberlediği bir şeyi, zamanla unutabileceği veya elinde olmayan ilaveler, eksiltmeler, ve hatta kelimelerde değiştirmeler yapabileceği de inkar edilemeyen beşeri bir zaaftır.

    Şu halde vahyin asliyetini korumada en çıkarlı yol, ne ezbere ne de yazıya fazla güvenmeyip, yazıyı ezberle, ezberi de yazıyla kontrol etmektir. İşte Resulullahın buna baş vurduğunu görmekteyiz: Kurân tarihinde arza denen hâdisenin maksadı budur: Her Ramazanda, o Ramazana kadar gelen bütün Kurân vahiylerini Resulullah önce Hz. Cebrâile mukabele ettikten sonra, Mescid-i Nebevîde halkın huzurunda okuyarak, herkesin, ellerindeki yazılı nüshaları ve ezberlerini kontrolden ve tashihten geçirmelerine imkan vermiştir. Ve bu kontrol (arza) hadisesi Aleyhisselâtü vesselâmın hayatının son yılında iki kere yapılmıştır ki buna arza-i ahîre denir.

    Arza-i ahîre, Kurân-ı Kerîmin asliyeti üzere kitaplaşmasında ve dolayısıyla bütünlüğünün korunmasında son derece önemli bir hadisedir. Çünkü bir kısım rivâyetler, Hz. Ebu Bekirin hilâfeti sırasında, Kurânın cem edilmesi çalışmalarında, arza-i ahîrede kontrolden geçen iki yazılı nüshanın esas alındığını göstermektedir ki, bu hususa ileride tekrar döneceğiz.
    Harika bir yazı olmuş hocam bunu bende duymuştum ama tam olarak bilmiyordum sayenizde baştan sona okuyup öğrenmiş oldum kendi adıma teşekkür ederim.
    Sanırım by_karahan nickli arkadaşın sorularına cevap olmuştur bu yazı.
  • 13-10-2010, 14:40:45
    #68
    Üyeliği durduruldu
    pamuks adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kuranın değiştiğine inanan insan kendini kandırır çünkü Kuranın korunduğuna dair fıkıh kitaplarında hadisler var alimlerin sözleri var, Allah herkesin içine iman ve inanma verseydi bu dünyanın anlamı olmazdı.
    Allaha ve kitabına inancı olmayana tek bir sorum var; Aileni kız akadaşını karını seviyorsundur kesin ve sevgiye-aşka inanıyorsunda Allaha neden inanmıyorsun? bana sevgiyi kanıtla-göster.

    Ve Kuran orjinal diliyle şuan dünyada bir tanedir tek bir harfi bile değişmemiştir.
    Hocam Kur'an tabii ki değiştirilmedi. Ve Hristiyanların şu anda inandıkları şey orijinal İncil ile alakası yoktur. Bu bir gerçek zaten.

    Ama, İncil değiştirildi diye İncil inkar edilemez.

    Kuranda da yazıyor İncil'in Kutsal kitap olduğu ve her müslüman bunu kabul eder ve inanır.

    Kur'an'da anlatılan Hz. İsa, Hristiyan teolojisinde anlatılan isa'dan farklıdır. Kuran’da Hz. İsa ile ilgili anlatılan haberlerin temel vurgusu, onun bir insan olduğu (zuhruf, 43/59), annesi Meryem'in günahsız bir kadın olduğu ve ilahi bir mucize ile İsa'yı babasız olarak dünyaya getirdiği (Meryem, 19/16-34), İsa'nın babasız dünyaya gelişini idrak edemeyen ve onun Allah'ın oğlu olduğunu iddia eden Hristiyanların dalalet içerinde oldukları ve tevhidi şirke bulaştırdıkları üzerinedir (Maide, 5/72).
  • 13-10-2010, 14:45:53
    #69
    Üyeliği durduruldu
    Serdar007 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Harika bir yazı olmuş hocam bunu bende duymuştum ama tam olarak bilmiyordum sayenizde baştan sona okuyup öğrenmiş oldum kendi adıma teşekkür ederim.
    Sanırım by_karahan nickli arkadaşın sorularına cevap olmuştur bu yazı.
    Bu yazılanlarla benim dediğimin ALAKASI YOK. Önce anlatmakj istediğim şeyi kavra.

    Arkadaş Kuran değiştirilmediğini anlatıyor benim mesajlarımda Kuranla ilgili bir şey göstersene?

    İmanın şartları Kurana ve Hz. Muhammede inanmakla bitmiyor.

    Öyle olsa Kitaba iman yazardı, Kitaplara iman yazmazdı.

    Eğer sen şimdi "İncil diye bir şey yok" (haşa) diyebiliyorsan İmanın şartlarını yerine getirmiyorsun demektir bu.

    İlla da Hadislerden cevap istiyorsan bu da sana cevap oalrak gelsin...

    Kuranda incil ile alakali tahmini 13 ayet geçiyor

    3:3 - O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır.
    3:48 - Allah ona kitab (okuma ve yazmay)ı, hikmeti ve Tevrat ile İncil'i öğretir.
    3:65 - Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
    4:47 - Ey kendilerine kitap verilenler! Gelin yanınızda bulunan (Tevrat)ı tasdik etmek üzere indirdiğimiz bu kitaba iman edin. Biz birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut cumartesi halkını (yahudileri) lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin. Yoksa Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir.
    5:46 - O peygamberlerin ardından, yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat'ı tasdik eden ve Allah'dan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt olan İncil'i verdik.
    5:47 - İncil ehli de Allah'ın ona indirdikleriyle hükmetsinler. Kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.
    5:66 - Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. Onların arasında ılımlı bir grup da vardı. Böyle olmakla beraber onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdür!
    5:68 - De ki: "Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz. Şüphesiz ki, Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Şu halde kâfir olan bir toplum için üzülme!
    5:110 - Allah şöyle diyecektir: "Ey Meryemoğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu'l-Kudüs (Cebrâil) ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemâle ermişken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış ve ona üflemiştin, o da iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle (hayata) çıkarmıştın. İsrailoğulları'na âyetlerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin: "Bu ancak apaçık bir sihirdir" dedikleri zaman seni, onlardan korumuştum.
    7:157 - Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.
    9:111 - Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah'dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alış-veriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur.
    48:29 - Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.
    57:27 - Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
  • 13-10-2010, 14:47:50
    #70
    Üyeliği durduruldu
    Tabiki de incilde, tevratta ve bildirilen diğer kitaplarda dinimizde kutsaldır ancak insanlar tarafından işlerine nasıl geliyorsa değiştirilmiştir.
    Dediğim gibi Allah insanların içlerine karışsaydı dünyanın anlamı olmazdı.
  • 13-10-2010, 14:52:59
    #71
    Üyeliği durduruldu
    Tam olarak neyi tartışıyorsunuz anlamadım
  • 13-10-2010, 14:54:51
    #72
    Üyeliği durduruldu
    by_karahan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bu yazılanlarla benim dediğimin ALAKASI YOK. Önce anlatmakj istediğim şeyi kavra.

    İmanın şartları Kurana ve Hz. Muhammede inanmakla bitmiyor.

    Öyle olsa Kitaba iman yazardı, Kitaplara iman yazmazdı.

    Eğer sen şimdi "İncil diye bir şey yok" (haşa) diyebiliyorsan İmanın şartlarını yerine getirmiyorsun demektir bu.

    Selametle...
    Arkadaşım İncil Hristiyanlık diye bir dine inmemiştir zaten.Hz. İsa da bildiğin museviydi.Fakat musevilik anlayışı değişmeye,kötüleşmeye başlayınca o gönderildi ve museviliğin içindeki yozlaşmalara karşı insanları uyarmaya çalıştı.O öldükten yanılmıyorsam 130 yıl sonra İncil yazıldı.Tabi kitap yazılırken farklı yorumlar da eklendi.İncilin şu an günümüze kadar gelen 4 yorumu 4 yazar yani Matta(Matthew),Luka(Lucas),Yuhanna(Johannes) ve Markus(Marc) tarafından yazıldı.Gerçek olan İncil yani Tanrı'nın Hz.İsa'ya öğütlediklerinin,yanlış olan şeylerin düzeltilmesi için Hz.İsa'nın verdiği öğütlerin toplandığı,Vatikan içindeki sapkınlıkların ve pisliklerin anlatıldığı,Vatikan'ın kasti olarak Hristiyanlık'ı yanlış yorumladığını 'Barabas' anlatır.