
Sevgili Televizyon;
Yıllardır seninle birlikte yaşıyoruz; aynı ev, aynı odayı paylaşıyoruz… Doğduğumda vardın, pek sevmezdik birbirimizi. Ama sonra dost olduk seninle…
Çizgi filmlerinde yaşamımı renklendirdin çocukluğumun en güzel zamanlarında… Biraz büyüdüm, bu defa bambaşka hayatları getirdin gözümün önüne. Her gün, saatlerce doyamadığım çeşit çeşit hayatlar, diziler…
Babama kızardım haberleri izlerken, bana “Fazla izleme şu dizileri, beynini boş şeylerle doldurma” derken… Anneme de sinirlenirdim; belgesel kanallarını açıp o renksiz şeylere bakarken…
Şimdi ise sadece kendime kızıyorum. Çocukluğumun en anlamlı zamanlarında seni izledim. Önce “savaş” konulu çizgi filmleri izleyip, sonra arkadaşlarımla kavga ettiğim günler oldu geçmişte… Ve sana kızıyorum aptal kutusu! Evet, sadece aptal kutususun çoğu zaman… Hırsızsın, zamanımı çaldın benden. Beynimdeki en güzel yerleri doldurdun saçmalıklarınla. Ama artık bitti. Çünkü senin dostluğun beni sadece üzdü. Başkaları senin için öylesine ağlarken (ya da ağlamaya çalışırken) ben gerçekten ağladım.
Şimdi yepyeni bir dostum var. Adı: “Kitap”. Ve artık yaşıyorum. Çünkü beni esareti altına alan hiçbir şey kalmadı. Artık özgürüm!
Not: Bu yazıyı 8. sınıfa giderken yazmıştım. Ödüllü yarışma için 2. oldum
