Başkalarına dahi anlatmaktan sakındığımız harika bir fikrimiz var ancak ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Tanıdıklara anlatsak; ya benim fikrimi benden önce yaparlarsa diyoruz. Firmalara anlatmak istesek; kim dikkate alacak ki beni? Hadi diyelim aldılar, teşekkür edip beni gönderdikten sonra ya kendileri yaparsa?
İşte Fikir Atölyesi iletiÅŸim bölümünden bana gönderilen email’lerin büyük bir çoÄŸunluÄŸu bu konularda oluyor:
“Bir fikrim var, ne yapmam gerekiyor? Beni kim dikkate alacak?”
Önce biz kendimizi dikkate alacağız. Önce biz fikirlerimize tutkuyla inanacak ve onları hayata geçirebilmek adına yine tutkuyla yaratıcı yöntemleri hayata sokacağız.
Kimse kimseyi kapıda karşılamıyor. O kapıları açacak olan da yine biziz, yani kendimiz.
Tıpkı Aaron Stanton‘ın yaptığı gibi.
Aaron 2003 yılında bir fikir geliÅŸtiriyor. Bunu zaman içinde olgunlaÅŸtırıyor ancak harekete geçemiyor. Ta ki (aÅŸağıda detaylarını okuyacağınız) bir film ona gereken ilhamı verip, cesaretlendirene kadar.Sonra elindeki (milyon dolarlık olduÄŸuna inandığı) fikrini Google’a anlatmaya karar veriyor.
Ancak Google‘da tanıdığı kimse yok. Telefon ve email ile de bir yere varamayacağının farkında. Tek bildiÄŸi Google Merkez Ofisi’nin San Francisco yakınlarındaki Mountain View’daki adresi.
Kaybedecek hiçbir ÅŸeyim yok, ben bu fikrin çok iÅŸ yapacağına inanıyorum diyor bir gün. Yeter ki beni dinlesinler…
İşinin ne kadar zor olduÄŸunun o da farkında. Yüzlerce, belki binlerce kiÅŸi her gün Google’a “yeni bir iÅŸ fikri” ile baÅŸvuruyor. Google’da bu teklifleri internet üzerinden bir form ile alıyor ancak siz formu doldurup gönder’e bastıktan sonra otomatik bir mesaj ile size teÅŸekkür edildiÄŸi halde, teklifinize cevap verileceÄŸi ile ilgili en ufak bir ayrıntıya yer verilmiyor.
Biz zaten en iyi fikirleri bulacak insan gücüne sahibiz mi demektir bu, yoksa o kadar çok kiÅŸi baÅŸvuruyor ki, bunları gerçek kiÅŸiler ile cevaplamaya kalkacak bir ekip kurmayı deÄŸerli bulmuyoruz mu? Veya gelen fikirler o kadar kötü ki, böyle bir ekibin kurulması ticari açıdan anlamlı deÄŸil…
Cevap her ne olursa olsun, siz fikrinizin çok da deÄŸerlendirmeye alınmayacağı, diÄŸerleri arasında kaybolacağından emin bir ÅŸekilde ayrılıyorsunuz bilgisayarınızın başından. Hele fikriniz basit bir form ile anlatılamayacak kadar deÄŸerliyse…
Ve Aaron (daha önceki doldurduÄŸu formlardan bir cevap gelmeyince) fikrini yüz yüze anlatmak üzere Mountain View’e gitmeye karar veriyor.
Ancak ne Google’da bir torpili var, ne de elinde görüşme için bir randevusu…
Başıma gelebilecek en kötü şey diyor; en fazla randevu vermezler. Ben de o zaman fikirlerini değiştirip bana bir görüşme ayarlanana kadar lobilerinde şımarık çocuklar gibi oturur, beklerim diyor.
İnandığınız fikirleriniz için savaşmazsanız, o fikirler de sizinle birlikte diğer dünyaya giderler.
Google lobisinde şımarık çocuklar gibi beklemenin tek başına yetmeyeceÄŸinin farkında tabii. İşte bu noktada akıllı bir strateji izliyor ve internet’in gücünden faydalanmaya karar veriyor. EÄŸer diyor bu savaşımı ve geliÅŸmeleri açacağım bir sitede duyurur ve insanların desteÄŸini alırsam; Google çalışanlarının beni duyma, beni ciddiye alma ve sonrasında da bana randevu verme konusunda ÅŸansım artar.
Ve Idaho’daki evinden tek başına uçaÄŸa atlayıp California’ya gitmeden önce sitesini açıyor:
CanGoogleHearMe.com [Google Beni Duyabilecek mi?]

Googleplex lobisinin ilk gününde de aynen tahmin ettiği gibi oluyor ve Aaron kibarca red ediliyor. Ona tek söylenen Google sitesindeki o basit formu doldurması. Büyük şirketlerin prosedürlerine ne kadar bağlı olduklarını bildiğinden, dolduruyor ve hazırladığı online flash sunumunun da linkini ona ekliyor.
Bu arada sitesini sürekli güncelleyip, yaÅŸadıklarını anlatan yeni video’lar ekliyor. İnternet dünyasının dikkatini çekmesi, link vererek haber yapmaya baÅŸlaması ile sitesi hızla trafik almaya baÅŸlıyor. Hatta bunların arasında Google’ın olduÄŸu Mountain View’den okurların da olması Aaron’u ümitlendirirken, henüz forma eklediÄŸi linkten sunumu Google’dan kimsenin izlememesi ise hayal kırıklığı yaratıyor.
Ancak yılmak yok; sitesinden Google çalışanlarına sesleniyor: “Yapmaya çalıştığım ÅŸeye sempati ile bakıyorsanız lütfen Google içinde ilgili kiÅŸilere söyleyin, verdiÄŸim linkteki sunumu izlesinler.”
Ve ikinci günün sonunda Google’dan David isimli bir çalışandan mail alıyor: Yes we can hear you
[Evet seni duyabiliriz!]Fikrini beğenmelerinden önce onu dinlemeleri gerekiyordu ve binlerce kişinin yapamadığını Aaron çok kısa bir süre içinde başarıyordu; Google onu ve fikrini dinleyecekti.
Ve Mountain View’deki üçüncü gününde görüşmeyi gerçekleÅŸtiriyor Aaron. Tüm amacı da bu deÄŸil miydi; “Bana bir ÅŸans versinler, fikrimi anlatayım onlara. BeÄŸenirlerse harika, beÄŸenmezlerse de sorun yok; amacıma ulaÅŸmış olacağım.” Aaron sonunda Google tarafından ciddiye alınıyordu.
Yaptıkları kısa toplantı sonucunda David fikri doÄŸru insanların önüne koyabilmek için ondan sunumun bir özetini ve farklı destekleyici materyaller istemiÅŸ. Yani kısaca; fikrin özü aktarılabilmiÅŸ ve tekrar konuÅŸmaya “deÄŸer” bulunmuÅŸ. Artık konu ‘Google beni duyacak mı’dan ‘Google fikrimi beÄŸenecek mi; sahiplenecek mi’ safhasına geçmiÅŸ.
Önemli baÅŸarılar bunlar. Sadece fikrin gücünü deÄŸil, Aaron’un risk alma, ön hazırlık, iletiÅŸim ve ikna becerilerinin de bir göstergesi.
Tüm bunlar olurken açtığı forumun ve digg‘in de yardımıyla cangooglehearme.com tahminlerin çok ötesinde ziyaretçi almaya baÅŸlıyor. Her 1.5 dakikada bir gelen “iyi ÅŸanÅŸlar” dileyen mail sayısı dakikada 10′a çıkıyor. Alexa‘nın en hızlı yükselen siteler sıralamasında ise beÅŸinciliÄŸe kadar çıkıyor.
Aaron’un sıradan bir birey olarak dev Google’a kendini ve fikrini kabul ettirme azmi ve çabası diÄŸer birçok kiÅŸinin övgüsünü kazanıyor. DoÄŸal olarak bazılarının da kıskançlığını ve hasetliÄŸini. Her iki sonuçta da Aaron Stanton ismini Googleplex’de duymayan kalmıyor.
Sadece bir günde 1.500 Google çalışanı sitesini ziyaret ediyor, ÅŸirket içinde birbirine gönderiyor, ziyaretçi sayısı saatte 30 binlere çıkıyor. Google çalışanları adeta Aaron’un elçisi gibi hareket etmeye baÅŸlıyorlar.
Aaron’a verilen gönül desteÄŸi her gün gelen binlerce iyi ÅŸanÅŸ ve tebrik mail’leri (ve video mail’leri) ile de sınırlı kalmıyor. Onun adına logo hazırlayanlardan, ÅŸiir yazanlardan, hikayesini besteleyip ÅŸarkı yapanlara kadar gidiyor bu sevgi.
Bir fikri olup da ne yapacağını bilmeyenlere heyecan verici bir ilham kaynağı oluyor o. Pes etmemeyi ve kendilerine olan inancı hayata geçirme adına da kocaman bir cesaret göstergesi…
Aaron kendi ilhamını ise Brian Herzlinger‘den almış; Hani ÅŸu “My Date With Drew” [Drew ile Randevum] dokümanter lezzetindeki filmini düşünen, çeken ve oynayan adam.
Sıradan bir adam olan Brian, ilk kez “E.T.” filminde görüp çocukluÄŸundan beri hayran olduÄŸu Drew Barrymore ile tanışma ve eÄŸitimini aldığı film direktörlüğü hedeflerini “en iyisi ben kendi filmimi yapayım, iki hayalime birden ulaÅŸmış olurum” diyerek ‘Drew ile Randevum‘ filmini çekiyor.
Hem de sadece 1.100 dolara. Yanlış okumadınız 1.100 dolar. Üstelik bu parayı da son soruda “Drew Barrymore” doÄŸru cevabını verdiÄŸi bir yarışmada kazanıyor. [Kader aÄŸlarını örmüş!]
30 gün içinde sorgusuz sualsiz sattıkları ürünleri iade alma prensibi olan Circuit City‘den (bir arkadaşının kredi kartı ile) satın aldığı kamera ve yakın arkadaÅŸlarının desteÄŸi ile 1.100 dolara filmi çekip, 30 gün sonra da kamerayı iade ediyor!Ben henüz seyretmedim ancak seyredenlerin etkilendikleri bir film olduÄŸunu biliyorum.
Brian bir söyleşisinde güzel özetlemiş:
“Bu filmin ana mesajı; eÄŸer bir rüyanız varsa risk alıp onu gerçeÄŸe dönüştürmeye çalışmalısınız. Yoksa 70 yaşına geldiÄŸinizde geçmiÅŸe bakıp ‘Oh, keÅŸke bunu yapmış olsaydım’ demek mi istiyorsunuz? EÄŸer risk almazsanız bitmiÅŸ bir ruha sahip olursunuz.“
İşte Aaron’u da tetikleyen bu film olmuÅŸ: EÄŸer Brian yapabildiyse, ben de yaparım!.
Peki Aaron ÅŸimdi ne yapıyor? O iÅŸ fikrini anlattığı sunumunda kendisinden beklenenleri yaptı ve Google’a tekrar gönderdi. YaÅŸadığı olumlu geliÅŸmeler nedeniyle evini dönüşünü de birkaç gün geciktirmiÅŸ durumda. Heyecanla geliÅŸmeleri yerinde takip edip, yeni bir toplantı için çaÄŸrılmayı bekliyor.
Google ile imzaladığı Gizlilik AntlaÅŸması nedeniyle fikrinin ne olduÄŸuna dair her hangi bir ipucu ise veremiyor. Bunun için farklı görüşler olsa da, onun geçmiÅŸini biraz araÅŸtırınca, bunun oyun sektörü ile ilgili bir fikir olabileceÄŸini düşünmek mümkün. Ancak baÅŸtan beri fikrinin içeriÄŸi veya (Aaron’u da haklı olarak düşündüren) hukuki konular deÄŸildi bu yazıdaki amacımız; fikri hayata geçirmek için ne yaptığı, nasıl yaptığı idi.
[Fikrin patenti olur mu sorusuna cevap aradığımız "Sahtekar Olmayan Taklitlere Razı Olmak" başlıklı yazıya bir ara bakabilirsiniz.]
Aaron Stanton veya Brian Herzlinger…
Onlar önce kendilerine inandılar. Sıradan birer kişi olabilirlerdi ancak fikirleri vardı. Tutkuyla inandıkları ve belki daha önemlisi hayata geçirmek için her yaratıcı yöntemi denemeye hazır oldukları fikirleri.
Oturup birilerin onları bulmasını beklemediler. Attıkları mail’lere veya doldurdukları formlara cevap gelmeyince de yılmadılar. Farklı yollar bulmaya odaklandılar ve buldular da… Çünkü yaratıcı fikirleri bulan beyinleri o fikirleri gerçekleÅŸtirecek yaratıcı yöntemleri de bulabilirdi.
Brian zaten bir baÅŸarı hikayesi olmuÅŸ durumda. Nerdeyse bütçesiz çektiÄŸi film ile hem hayalinin kadını ile tanıştı hem de çok sayıda ülkede gösterilen, DVD’leri satılan, ödüller kazanan bir filmin yaratıcısı, yönetmenlerinden biri ve oyuncusu oldu.
Her ne kadar fikrini henüz Google’a satma aÅŸamasını tamamlamamış olsa da, Aaron da benim için bir baÅŸarı hikayesi. Buraya gelene kadar izlediÄŸi yollar, internet sitesinden kendine taraftar toplayıp Google’ın dikkatini çekmesi, derinlemesine araÅŸtırdığı ve düşündüğü belli olan fikrini düzgün bir sunumla onlara yüzyüze anlatabilmesi ve toplantılarının devam etmesi…
Amacı sadece Google’ın onu duymasıydı, ÅŸimdi çok daha fazlası onu duymuÅŸ durumda. Google olmazsa bile, bundan sonra onu dinlemeye hazır birçok firmanın (baÅŸta Google’ın rakipleri) olduÄŸunu öngörmek çok da zor deÄŸil.
“Ümitsizseniz ümit sizsiniz, çaresizseniz çare sizsiniz” lafı geliyor aklıllara.
Bir fikri geliÅŸtirmek için sahip olduÄŸumuz yaratıcılık “ümit” ise; enerjimizin daha fazlasını o fikri hayata geçirmek için harcamak da sanırım “tek çare.”
>>>>> Güncelleme 28.9.2008:
Aaron, bir seneyi aşkın süredir üzerinde çalıştığı fikrini Mart ayında açıklamış. (Ben de dalıp gitmişim, yeni farkettim

BookLamp: Telif haklarından dolayı A.B.D. dışından eriÅŸilmeyen Pandora sitesinin kitap versiyonu. Yazarların yazım stilinden hareketle size okumaktan keyif alacağınız kitapları öneren bir kitap arama / önerme sitesi. Amazon‘da gördüğümüz “bu kitabı satın alanlar bunları da aldı” önermesinden daha kapsamlı bir algoritmaya sahip.
Kaynak: Fikiratolyesi
Bismillahirrahmanirrahim. Başlıyorum okumaya...