Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:
"Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."
N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.
Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış...
Çıkıp herzamanki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş...
Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Prefesör, Necip Fazıl'a
'Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz... Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir... bu ne demek oluyor? '
Necip Fazıl'ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur 'Benin geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar'
Nur Harmanı'nın pırıltılı kalemi Necip Fazıl'ın da içinde bulunduğu uçak, Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner.
Havaalanındakiler merakla, "Ne oldu, nasıl oldu?" diye sorarlar. mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli:
"Ahirete kabul etmediler, geri döndük."
Kayseri'deydik, Büyük Doğu teşkilatında... Bir adam getirdiler, "şununla iki kelime konuş!" dediler bana... Adam geldi. Elinde sigara, Ramazan günü... Anladım ne tip olduğunu...
Hitap ettim:
"- Sigaranı at da öyle gel karşıma!"
Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin... Günün hemen bütün formülleri gibi...
O da aynı şekilde cevap verdi:
"- Allah'ın bildiğini kuldan niye saklıyayım?"
Bu umumî formül...
Devam ettim:
"- Allah senin tenasül aletin olduğunu da biliyor. Niye saklıyorsun?"
Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi. "- Senin bu susman mağlûp olman değildir. Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah'ın bilmediği bir şey olabilir mi?.. O her şeyi biliyor. Yalnız senin, Allah'ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım... Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!.."
Mahkemede hakim, Necip Fazıl'a:
- Bak, der. Seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle değil mi?
Necip Fazıl sorar:
- Hakim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?
Üstadın Müdafalarım’ında geçiyor.Yıl1939… Çankaya’nın kalemşoru Falih Rıfkı Atay, Caddebostan’daki villasına Üstadı yemeğe davet eder. Bir ara sofrada şöyle der: “yahu, Necip, senin tarzında, senin çapında bir adam, nasıl Müslüman olur? “üstadın cevabı, anlayana zehir zemberek :”benim çapımı geç, insanın çapı yükseldikçe Müslümanlığa bağlanmak ve ondan başka hiçbir şeyi tanımama şansı artar.
Üstad Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi. Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar:
- Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız?
Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir.
- Kovdum gitti, der.
Bir gün büyük şair Necip Fazıl Kısakürek'e sahilde rastlayan bir hayranı;
''Üstad, senin bütün mücadelelerin güzel, hizmetlerin eşsiz ama şu ....... tarafın olmasa diye tenkit eder.. Bunun üzerine Necip Fazıl tebessüm ederek:
''şu boğaz'dan geçen lüks ve güzel gemiyi görüyor musun? Bak ne kadar lüks ve konforlu değil mi? İşte böylesine lüks geminin tuvaleti de vardır.'' der...
Bir gün bir seveni onu ziyarete gitmiş. Epey dağınık günüymüş üstadın .”hayrola üstadım, çok dağınıksınız
bugün?”demiş.
Meşhur davalarından biri ile uğraşıyormuş. Çok yorgun bir şekilde:”Sorma Niyazi, dedi. Tepeme kartal çıksa
kovacak halim yok”,demiş. Niyazi gülmüş.
- Niye gülüyorsun? dedi.
- Kartala güldüm Üstadım, demiş. Niye kartal da güvercin, karga falan değil
- Büyük Doğu’nun kayalıklarına da ancak kartal yaraşır. Öyle değil mi ?
- Öyle Üstadım, demiş.
Üstad’ı sendika yemeğine davet etmişler.
Yemekten sonra :
-Üstadım ,demişler, sendika hakkında bir konuşma yap da …. Millet sendika hakkında bilgi sahibi olsun!
Onlar öyle söyleyince üstad aniden ayağa fırlamış öfkeyle. Sonra da almış mikrofonu eline, demiş ki:
-Sanmayın ki yemeğinizi yedim diye gönlünüze göre konuşacağım! sendika ,patronun zulmüne karşı kurulmuş ikinci bir zulüm müessesesidir!...
Bir gün bir komünist güya düşünme istidadında biri, bana dedi ki:
"-İslam'ı takdir ediyorum,her şeyiyle harika..."
"-Eeee!...."
"-Ama iktisadi doktrini yok!..."
O komüniste dedim ki:
"-Sana birşey söyleyeceğim şimdi,herşeyi anlayacaksın.Tıpkı bir elmadaki erimiş lezzet gibi...İslamda bütün iktisadi dava(ama onu çözebilmek, lifini bulabilmek lazım...)maden suyunda demir gibi;bünyede erimiş olarak mevcuttur.Ne mutlu onu görebilene!...
"Beninki benim,seninki de senin!..." Bu ŞERİATTIR.
İkincisi "Seninki senin,benimki de senin!..." Bu TARİKATTIR.
Üçüncüsü:"Ne seninki senin ne benimki benim...Herşey Allah'ın.."Bu da HAKİKATTIR.
Komünist muhatabım o kadar tahassüs sahibi oldu ki,gözleri yaşla doldu.Fakat,ne inceleyen, ne soran, ne ayıklayan, ne bakan, ne eden var bu memlekette.Sadece mağrur bir cehalet.
Necip fazıl hazır cevapları
31
●23.880
- 25-03-2010, 07:26:38Üyeliği durdurulduAma hocam bakarmısınız şu söz nasıl insanın aklına o anda gelir.Gerçekten hayranlık verici.durakli adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 25-03-2010, 16:36:46Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.sanırım necip fazıl değildi bu lafı diyen.. ama tam hatırlamıyorum..islam adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Tevfik Kolaylı (Neyzen Tevfik) in de böyle hazır cevapları var..Buraya yazamam ama biraz argo
- 25-03-2010, 16:59:25hayranım Üstada hergün şiirlerini dinlerim tabut şiiri mükemmel ama benim en beğendiğim ''zindandan mehmete mektup''gerçekten mükemmel ötesi bir şiir
Tabut Şiiri:
http://www.youtube.com/watch?v=rHe8M82GLOo