BUNDAN GAYRI ÖFKE BİZE; GÖNÜL ALMAK SANA
SUÇLAMAK BİZE; KATLANMAK SANA
ACİZLİK BİZE; HOŞGÖRMEK SANA
KEM GÖZ, ŞOM AĞIZ BİZE; BAĞIŞLAMAK SANA
ÜŞENGEÇLİK BİZE, GAYRETLENDİRMEK SANA
BÖLMEK BİZE, BÜTÜNLEMEK SANA
ÇATIŞMA, GEÇİMSİZLİK, ANLAŞMAZLIK BİZE; ADALET SANA DÜŞER
EY OĞUL, BEYSİN... GÜÇLÜSÜN, KUVVETLİSİN, AKILLISIN, KELAMLISIN
ANCAK, BUNLARI NEREDE VE NASIL KULLANACAĞINI BİLMEZSEN;
ÖFKEN VE NEFSİN BİR OLUP AKLINI YENER
SABRETMESİNİ BİL, VAKTİNDEN ÖNCE ÇİÇEK AÇMA
AÇIK SÖZLÜ OL, HER SÖZÜ DE ÜSTÜNE ALMA
SEVİLDİĞİN YERE SIK GİDİP GELME
ANANI, ATANI SAY :BİLESİN Kİ; BEREKET BÜYÜKLERLE BERABERDİR
OĞUL ÜÇ KİŞİYE ACI;
CAHİLLER İÇİNDEKİ ALİME,
ZENGİN İKEN FAKİR DÜŞENE,
HATIRLI İKEN İTİBARINI KAYBEDENE...
ŞUNU DA UNUTMA! İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN...
EY OĞUL! YAŞÇA, BİLGİCE SENDEN BÜYÜK OLABİLİRİZ.
AMA SEN BEY’SİN :BİZ SENİN YANINDA, SENİN EMRİNDEYİZ...
BUNU BİLESİN... LAKİN UNUTMA!
YÜKSEKTE YER TUTANLAR AŞAĞIDAKİLER KADAR EMNİYETTE DEĞİLDİR...
HAKLI OLDUĞUNA İNANIYORSAN MÜCADELEDEN KORKMA:
YILGINLIK GÖSTERME...
BİLESİN Kİ! ATIN İYİSİNE DORU, YİĞİDİN İYİSİNE DELİ DERLER!
YOLUN UZUN, İŞİN ÇETİN, YÜKÜN AĞIRDIR...
ALLAH YARDIMCIN OLSUN.
ŞEYH EDEBALİ (1299)
Makalemize Şeyh Edebali'nin Ey Oğul Şiiri ile başladık. (1299 yılında Osman Bey'e söylenmiş bir nasihat olduğu rivayet edilmektedir. Bknz.)
Gerçekleri söylemek gerekirse bu millet yüzyıllarca kendi arzusu, istekleri ve çıkarları aksine yönetilmiştir. Hiç bir zaman kabiliyetlerini ortaya koyabilecekleri çalışma alanına sahip olmamıştır.
Ancak tarih 19 Mayıs 1919 gösterdiğinde bu millet birlik ve beraberlik içinde zaferlere ve başarılara imza atmaya başlamış, dünyayı ve düşmanlarını hayrete düşürmüştür. Bu dönem 3,5-4 yıl gibi bir zaman dilimidir. Eğer bu ayaklanmalar çok daha önce olmuş olsaydı, şüphesiz dünyanın en mutlu ülkesi olurduk.
Bu yıllardaki zafer çok başarılı ve çok parlak olduğu aşikardır. Ancak gerçek kurtuluş asla değildir. Yüzyıllarca süre gelen gaflet bir anda yok edilemezdi. Bunun için sürekli çalışmalar gerekiyordu. Bunu fark eden isim şüphesiz Atatürk oldu. Milleti yüzyıllarca gaflete sürükleyen nedenleri ve etkenleri bulması gerekiyordu.
Çünkü; biliyordu ki zafıy, güçsüz, boş, çürük, ülke hiç bir zaman gerçek zafere ulaşamazdı.
1920'li tarih dönemine tekrar baktığımız zaman, bir çok İslam ülkesi düşmanlar tarafından sömürgeye mağruz kalıyor, köleliğe zorlanıyordu.
Bunun sebebi ise açıktır. Şöyle örnek vereyim ;
Ekmek ustası ile çırak gibidir bu olay. Mesela hiçbir zaman bizde ustayı geçme gibi bir durum söz konusu değildir. En iyisini her zaman usta bilir düşüncesi ile, dünyanın geliştiği dönemlerde biz yeni birşeyler araştırmak bulmak yerine (dinimiz ile ilgili) afedersiniz ama Kutsal Kitabımızı normal bir kitap gibi okuyup sadece bize gerekeni yaparak, kendimizi geliştirme yönüne gitmemişizdir. Buna en basit örnek günümüzde bir İmam-ı Gazali Hazretleri yoktur. Oysaki olması gereken daha iyi yetişmiş (şüphesiz Allah'tan başkası bilmez) , dinini daha iyi anlatan gençler, evliyalar, alimler olmasıydı.
İslam devletlerinin tarihlerine baktığımız zamanda karşımıza bu olay çıkacaktır. İslam Ülkeleri bir süre sonra İslami gerçeklere ve esaslara dayanarak hareket etmek yerine, örf ve adetlerini dine karıştırmaya başlamışlardır. İşte bu sebebdendir ki İslam Ülkeleri düşmanlara esir oldular. Çünkü İslam'ın gerektirdiklerini yapmayıp, kendilerini geliştirmeyip, sürekli batıl inançlara örf ve adetlere yöneldiler.
Türkler ise milli gelenek ve görenekleri itibari ile yanlışa sahip değillerdi, aksine pek çoğu İslam gelenek ve göreneklerine yakındı. Ancak Türkler bulundukları yer itibari ile İran, Arap ve Bizans ülkeleri (milletleri) ile temas halindeydi. Temas ettikleri milletlerin o dönemleri yozlaşma dönemleridir (tarihte açık ve nettir). Türkler bu dönemde yanlış adet ve kötü yönlerin etkisinde kalmıştır. Bu dönemden sonra ise Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü başlamıştır.
Hepimizin bildiği üzere dinler arasında her daim kin, nefret gibi duygular var olmuştur. Her din mensubu diğer din mensubuna kafir, tutucu, yobaz gözüyle bakmıştır. Bu dönemde diğer dinlere bağlı ülkeler (Hristiyanlık - Avrupa - Batı) kendilerini geliştirmiş, bilime adamış, seri ve hızlı üretim yolları ararken, bu dinler arası düşmanlık sonucu İslamiyet ilerleyememiştir. Çünkü İslam alemi mensupları bu gelişmelere değer vermiyordu. Bu sebeple İslam Ülkeleri sürekli silahlıydılar ve silahlarını bırakmadılar. Gelişmeleri takip etmediler.
Bu dönemde halk arasında gene iki sınıf vardı. Bunlar Aydınlar ve Halk idi. Halk çoğunluk, aydınlar azınlıktı. Aydınlar ana kitleyi kendi hedeflerine çekme, halk ise aydın sınıfına uymamak için çabalar sarf ediyordu. Aydınlar bu iş bu şekilde olamayacak dediler ve halka karşı kibirli, zorla, keyfi hükmetmeye başladılar.
Peki aydın sınıfın yaptığı hata neydi ? aydın sınıf kendi doğrularını diretirken, halkın vicdanını hiçe saydılar. Olması gereken halkın vicdanını rahatlatacak fikirlerdi.
Aydınların istedikleri ise kısaca şuydu ; diğer milletler nasıl mutlu ise, kendi milletlerinede bunu aşılmaya çalıştılar. Ancak unutmamak gerekir ki, diğer milletleri mutlu eden eylemler, bizleri bedbaht edebilir.
Unutmayalım ki bizim halkımız çok temiz kalip, asil ruhlu, kabiliyetli bir halktır. Karşısındaki insana bir kere güvendimi herşeyini verebilecek kadar asildir.
Öncelikle yapmamız gereken, kişisel çıkarlarımızdan, bencilliklerimizden kurtulmaktır. Gençler babaları ile kardeşleri ile dedeleri ile el ele onların tecrübelerinden ve fikirlerinden yola çıkarak, gerçek İslam Alimleri ile aydınlar ile başarıya ulaşacağı kesindir.
Şüphesiz bunları yapsakta, bütün iyi niyetimize, sabrımıza, azmimize, birbirimize olan dayanağımıza gölge düşürecek kişiler olacaktır. Bu gibi insanlara karşı bütün millet karşı koymalıdır. Biz hoşgörü gösterdikçe, onlar mutluluğumuza, şerefimize, onurumuza, namusumuza göz dikeceklerdir. Biz gençler buna hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz.
Bize gerekli olan sadece bilgi ve ilimdir. Bunlar bir halkın karakterinde varsa o halk en mutlu halktır. Ancak eğer karakterimizde yoksa biz bir devlete sahip olamayız.
Bilgi ve İlim öyle olmalıkı herşeyin üstüne çıkmalı, en iyisi bulunmalı ve gerekli zemin hazırlanmalı.
Hiçbir zaman Milli görüşümüze, birliğimize ve bağlılığımıza düşman olanla dost olamayız.
Unutmayalım ki Yüce Dinimiz, her erkeğe ve kadına araştırmayı emrediyor. Cüppe giymekle hoca olunmaz. Bizim dinimizde hiç bir zaman ayrım yoktur. Özel din sınıfı yoktur. İslam Dininde kişiye, kurumlara özel din yoktur.
Buna ise tarih sayfalarında Muaviye ile bakabiliriz. Nasılda zorbalıkla halife olmuş ve İslam dinine fitne sokmuştur.
Gene tarihe baktığımız zaman, Muaviye yolunda ilerleyen hükümdarlar, gerçek alimleri, dövmüş, kırbaçlamış, zindana asmış, darağacında sallandırmıştır. Ancak Muaviye yolunda ilerleyen aç gözlü hocalar, zevkine düşkünler, hükümdarın istediği konuda, istediği gibi fetva vererek, dinimizi köreltme yoluna gitmişlerdir.
Hatta yakın tarihimizde Padişah Vahdettin vardır. Ülkeyi kurtarmak isteyen gençlere, alimlere isyancı demiş, orduda kan döküp bu yola baş koyanlar hakkında ölüm fermaları imzalamış ve gene ulemasına fetvalar verdirerek bu kişiler hain ilan etmiştir.
İşte arkadaşlar bu ülke bu zorluklar içerisinde kuruldu. Bu kadar yıkılmaz denilen tabular yıkılarak kuruldu.
Atalarımız bu ülkeyi kurdu, gerekirse bu ülke için kan döker, kanımızı akıtırız. Bize gerek olan yaşamak değil VATAN'dır.
Alıntı