Öncelikle herkese merhabalar. Aslında forumda bu konuyla ilgili bir başlık açmayı düşünmüyordum; ancak burası en çok vakit geçirdiğimiz yer olduğu için, yaşadığımız bu talihsiz sürecin başkalarına da belki bir faydası olur diye paylaşmak istedim.
İnsanın başına gelmeyince anlamıyormuş, 'başına gelmez' dememek gerekiyormuş. Kendinizden ve yaptıklarınızdan ne kadar emin olursanız olun, maalesef ülkemizde her an her şeye hazırlıklı olmak gerekiyor. Her şey 7 ay önce bir sabah kapımızın çalmasıyla başladı...
Şafak Operasyonu:
Sabah rutin bir şekilde 07.00’de uyandım, kahvaltımı yaptım ve 07.30’da işe gideceğim için üzerimi giyiniyordum. Tam pantolonumun düğmesini iliklerken kapı çaldı. Zil aralıksız çalıyor; ancak o ana kadar dışarıdaki o sessizliğin içinde hiçbir şey duymamıştık.
'Bu saatte bu kadar ısrarlı kapıyı kim çalıyor?' diye merak edip balkona baktığımda, caddenin ablukaya alındığını gördüm. Toplamda 4 adet jandarma aracı vardı; biri arazi aracı, biri otomobil, diğer ikisi ise minibüs tarzı araçlardı. Önce apartmandaki başka biri için geldiklerini düşündüm; ancak kapıyı açtığımda karşımda biri kadın olmak üzere 5 rütbeli asker ve 20 kadar erbaş duruyordu...
İlk 2 dakika oldukça sert davrandılar; 'Elleriniz görünecek bir yere geçin ve telefonlarınızı masaya koyun' dediler. O an herhangi bir arama belgesi sormak aklımıza bile gelmedi, çünkü çekindiğimiz veya korktuğumuz hiçbir şey yoktu. Aksine, her yeri rahatça aramaları için onlara yardımcı olduk; bütün odaların ve dolapların kapılarını açarak her şeye bakmalarını istedik.
Bizim bu yapıcı tutumumuzu görünce tavırları yumuşadı ve nazikleşmeye başladılar. 'Bir şey yok, sakin olun, rutin şeyler bunlar, bir problem yok' diyerek bizi sakinleştirdiler. Garip bir şekilde, o an o kadar olay içinde kendim de anlam veremediğim bir sakinlik içerisindeydim.
Bir genç astsubay dışındaki herkes çok iyi davrandı; bir o art niyetliydi. Sim kart adaptörlerini ve bozuk telefonları 'Bunlar ne, bunları neden saklıyorsun?' diye sert bir dille sordu, onları bile kendince suç unsuru gördü. Ruhsatlı av tüfeğini sanki bir suç aleti bulmuş gibi ‘’Bu ne bu ne’’ diye bağırarak bize sordu. Neyse ki daha rütbeli olduğunu düşündüğüm bir kişi onu tersleyerek uyardı ve oda aldıklarını yerine bıraktı.
Yapılan tüm aramalar kamera ile kayıt altına alındı. O an evin içinde kim varsa hepsini gözaltına alacak gibi bir hava vardı; telefonuma da el koymak istediler. Ancak tutanakta şüpheli olarak yalnızca babamın adının yazdığını gördüm. Durumla bir alakamın olup olmadığını sorduğumda bir yeri aradılar; aradıkları kişi savcı mı yoksa operasyonu yöneten başka bir komutan mı bilmiyorum, ilk başta 'Onu da alın' dedi, ancak iki dakika sonra tekrar arayıp bu karardan vazgeçti. O sabah aynı anda 20 farklı noktaya operasyon yapıyorlarmış.
Evden ayrılırken tekrar tekrar 'Zarar gören bir eşyanız veya şikayetçi olduğunuz bir konu var mı?' diye sordular. Babama kelepçe takmadan yanlarında götürdüler. Giderken komutan numaramı alarak, 'Bir şey olursa seni ararım zaten öğle gibi bırakırlar' dedi. Tam iki saat sonra telefonum çaldı ve 'Arabaları aramız lazım, anahtarını alıp evin önüne gel' dedi. Tek tek bütün arabaları aradılar. Sonrasında yine gelip bir zarar veya sıkıntı olup olmadığını sordu, ben de 'Yok komutanım' dedim. 'Ben seni haberdar ederim, merak etme, bir şey yok' diyerek ayrıldılar. Sürecin başından beri çok nazik davrandılar, Allah ayaklarına taş değdirmesin.
Gözaltı Süreci:
Babamın emniyette mi yoksa jandarma karakolunda mı olduğunu bir türlü teyit edemedik. Komutanı aradığımda, 'Biz ifadesini aldık ve emniyete teslim ettik, benim mesaim bitti ama arayıp öğrenirim' dedi. Bir saat sonra dönüş yaparak emniyette olduğunu söyledi. Babam tam 24 saat nezarethanede kaldı; içeriye hiçbir şey sokmuyorlardı ve adam soğuktan donmuştu. Ertesi gün savcılık ifadesi alınacaktı ancak ne saatini ne de başka bir detayı biliyorduk, hiçbir bilgi alamıyorduk. Saat 14.00 gibi telefonum çaldı, bir tanıdık arayarak babamın fenalaştığını ve ambulansla hastaneye kaldırıldığını söyledi.
KOAH hastası olan babam soğuktan hastalanmıştı. Yanına girmeme uzman çavuş arkadaşlar –ki birçoğu benden gençti– zar zor izin verdi. Hastanedeki doktorlar ise suçlu muamelesi yaparak onu bir an önce hastaneden çıkartmak istiyordu. Babam habire kusuyor, ancak doktor 'İlaç yaptık, geçer' diyordu. Buna biraz sinirlenip bağırdım çağırdım ve acildeki doktora, babamın takibini yapan göğüs hastalıkları uzmanını arattırdım. Doktor, 'Haaa, evet, KOAH hastasıymış' dedi ve babamı 6 saat hastanede yatırdıktan sonra taburcu etti. Babam, hasta haliyle ifadesini vermek zorunda kaldı.
Akşam saat 22.00'de başka bir komutan arayarak babamın eşyalarını, ilaçlarını ve ne gerekiyorsa getirmem için '5 dakika süren var' dedi. Apar topar eşyaları götürüp teslim ettim ve o gece babam tutuklanarak cezaevine gönderildi..
Cezaevi Süreci:
Tutuklandığı gece, telefonum gece geç saatlerde çaldı. Arayıp, 'Babanızdan haber var, beni buradan çıkarın, ben burada kalamam' diyerek telefonu kapattı; geri aradığımda ise açmadılar. Maalesef götürüldüğü cezaevini öğrenmemiz bir günümüzü aldı, kimse bilgi vermiyordu. Hangi koğuşta kaldığı veya hangi imkanlara sahip olduğu hakkında hiçbir bilgimiz yoktu. Öğrenir öğrenmez hemen cezaevi hesabı açtırdık ve görüntülü konuşabilmek için telefon numarası bilgilerimizi gönderdik. Hesabına ilk etapta 20.000 TL yatırdım. Ancak ilk kez dördüncü günde telefonla konuşabildik; bu süreçte iyi mi kötü mü hiçbir bilgi alamamıştık. Sonraki günler hergün 5-10 dakika görüntülü olarak konuştuk.
Cezaevi Şartları:
İlk iki gece çok kötü ve her yeri pislik içinde olan bir bekleme alanında kalmışlar. Sabıkası olmadığı için daha hafif suçluların bulunduğu bir koğuşa koymuşlar. Koğuşa geçtiklerinde ise 20 kişilik koğuşta 42 kişi kaldıklarını söyledi. Tuvalet, avlu ve yemekhane alt kattaymış; alt kat tıka basa yerde yatan insanlarla doluymuş. Gece veya sabah, herkes uyanmadan tuvalete gidemiyormuşsun; hem telefon hem de tuvalet için sıra oluyormuş, ancak babamın yaşından dolayı ona öncelik tanıyorlarmış. Koğuş ağası denilen kişi –70 yıl ceza almış biri–, '5.000 TL'lik iki haftalık harcama yaparsan sana bir yatak veririz' demiş. Babam da bunu kabul ederek 5.000 TL'lik temizlik malzemesi almış ve karşılığında ona yatak vermişler. Sabah kahvaltısı olarak bir önceki gece gelen paketli gıdalar veriliyormuş. Öğle yemekleri muhteşemken akşam yemekleri çok kötüymüş; parası olanlar kantinden döner ve lavaş alarak idare ediyormuş.
Parası olmayan mahkumlar, sigara ve diğer ihtiyaçları karşılığında koğuş ve tuvalet temizliği, çay servisi, yemek pişirme gibi işleri yapıyorlarmış. İçeride yatanların büyük bölümü yasak madde kullanımı, IBAN kiralama ve göçmen kaçakçılığından yatıyormuş ve neredeyse hepsi gençlerden oluşuyormuş. Dışarı çıkma şansı olmayanlar durumu kabullenmiş ve artık orayı kendi evleri gibi sahiplenmişler; yatak düzeni ile temizlik konusuna çok önem veriyorlarmış. Parası olmayanlar ailesiyle telefonda görüşemiyormuş; çünkü 1 dakikalık konuşma ücreti 4-4,5 TL'ymiş. Üstelik koğuşun elektrik masrafını da mahkûmlardan kesiyorlarmış. Yenilen yemeklerin ücreti de mahkûm tahliye olduktan sonra talep ediliyormuş, üstelik borç ne zaman ödenirse o yılın fiyatı baz alınıyormuş. Kısacası, kimse orada bedava yatmıyormuş.
Özellikle koğuş ağası ya da mümessil denilen kişiler, koğuşta herhangi bir arbede veya anlaşmazlık çıkmasından çok korkuyormuş. Çünkü bir gardiyanın tutacağı tutanakla anında başka bir koğuşa sürgün ediliyorlar ve dolayısıyla 'ağalıkları' da bitiyormuş.
Koğuşun camları yaz kış sürekli açıkmış; bütün camlar açık olduğundan orada da soğuktan donmuşlar ve ortalık sigara dumanından göz gözü görmüyormuş. Cezaevlerindeki tek olumlu şeyler ise görüntülü konuşabilme imkânı, televizyon ve kantin hizmetiymiş. Birde mahkümlar koğuşu sık sık temizliyormuş.
Ailesi ümidini kesenler, para göndermeyenler ve ziyaret etmeyenler son derece çaresiz durumdaymış. Birileri tişört, terlik veya ayakkabı vermezse maalesef giyecek hiçbir şey bulamıyorlar ve ne yemek çıkarsa ona razı geliyorlarmış. Çikolata veya sigara gibi ek ihtiyaçları ise ancak başkaları ikram ederse tüketebiliyorlarmış.
Maalesef kalp hastalığı dışındaki hiçbir rahatsızlık önemsenmiyormuş; kalp hastaları ise yalnızca daha çabuk tahliye ediliyormuş.
Avukat Süreci:
Maalesef böyle zorlu bir süreçte karşınıza her zaman iyi niyetli insanlar çıkmıyor; özellikle bazı avukatlar çok art niyetli yaklaşıyor. Ortada net olarak neyin olduğunu ve babamın tam olarak neden tutuklandığını bilmediğimiz bir süreçte bile 250.000 TL ile 1,5 milyon TL arasında avukatlık ücreti talep edenler oldu. Ortada çok ciddi bir şey varmış gibi büyük bir hava yaratıyorlar.
Babamın avukatlarının hepsi şehir dışında olduğundan, barodan bir avukat atanacağını düşündük. O esnada babam nezarethanedeyken bir arkadaşı, tamamen iyi niyetle yardımcı olması için bir avukatı aramış. O avukat da başka bir kadın meslektaşını yönlendirmiş ve kendisi babamın jandarma ile savcılık ifadelerine girmiş. Ancak ifadeler sırasında hiçbir konuda destek ve yardımcı olmayıp yalnızca 'Müvekkilimin beyanlarına aynen katılıyoruz' demekle yetinmiş. Biz o sırada kendisinin baro tarafından atanan resmi bir avukat olduğunu sanıyorduk, bu durumdan hiç haberimiz yoktu.
Tam iki defa 60 kilometre yol giderek oradaki başka müvekkillerini ziyaret etmiş, vesileyle babamı da görmüş. Bizi arayıp 'Bir şey yollayacaksanız götüreyim' dedi. Kendisine özellikle baro tarafından atanıp atanmadığını sormama rağmen 'Evet' yanıtını verdi. Tam 15 gün boyunca tutukluluğa itiraz etmedi ve bu durumu sorguladığımızda 'Sen bizim işimize karışma' şeklinde tepki gösterdi. 15 günün sonunda ise 'Benim ücretim 1 milyon TL, işinize gelirse' dedi. Biz de kendisine teşekkür edip vedalaştık.
İki gün sonra, o kadın avukatı yönlendiren avukat telefonla arayarak 'Benim masrafım ne olacak?' diye sordu. 'Hocam ne masrafı? Yol masrafınızı verelim' dediğimde, ifadeler ve yol masrafı için 100.000 TL istedi. Kendisine 'Hocam siz baro tarafından atanmadınız mı?' diye sorduğumda, 'Yok, ben o kadını özel olarak gönderdim' dedi. 'Kime sordunuz?' dediğimde ise ortak bir arkadaşımızı aradığını söyledi. Haberimiz olmadığını belirttiğim halde, yine de cüzi bir miktar ödeyebileceğimi söyledim. Buna karşılık bizi icraya vermekle tehdit etti. Zaten aile olarak çok zor bir süreçten geçerken bir de bunlarla uğraşmak zorunda kaldım. Sonrasında babamın o arkadaşını arayıp ağzıma geleni saydım; zahmetle miktarı 50.000 TL'ye düşürdü, parasını hesabına atıp doğrudan engelledim. Çünkü tüm bunları bizim iznimiz ve bilgimiz dışında yapmıştı.
Çok avukat araştırdım çok kararsız kaldım ve 10 yıllık bir başka bayan avukatla 250.000 TL’ye anlaştık. Kendisine sürecin başından sonuna kadar başka para isteyemeyeceği konusunda anlaştım. Tek hatam yazılı bir beyan almadım. Ancak çok iyi bir avukat gerçekten uğraşan, ne dersek tamam diyen bir avukat.
Adli Kontrol Süreci:
Kendim bizzat savcılığa dilekçe yazdım, hastalığını, raporlarını ve kaçma şüphesi olmadığını herhangi bir fiziki delil bulunmadığını beyan ettim. Avukatımızda tahliye talep dilekçelerini verdi. Her ay düzenli olarak tutukluluk yeniden değerlendiriliyor takribi 28 günde bir değerlendirilmek zorundaymış. İlk değerlendirmede hakim ‘’neden tutuyoruz bir delilde yok’’ minvalinde bir söylemde bulunmuş ama diğer tutuklananlarda dahil olmak üzere tutukluluğun devamını istemiş. İkinci değerlendirmede nöbetçi hakim varmış ve direk tutukluluğun yine devamını istemiş. Avukatımız üçüncü değerlendirmeye kalmadan bir dilekçe daha vereceğim dedi ve verdi. Daha erken çıkma şansı var dedi ve dediği gibide oldu. 75. Gün telefonum çaldı. Müjdemi isterim babanız tahliye oldu gidip alın dedi. Haftada 2 gün imza atma şartıyla çıkarıldı.
Serbest Kalma Süreci:
Serbest bırakıldığı gün doğruca cezaevinin önüne gittim ve tam sekiz saat bekledim; ancak kapıdakiler hiçbir şekilde bilgi vermiyordu. Cezaevini telefonla aradığımda, bir müdür 'geldiğinizi kapıya söyleyin, daha erken çıkarırlar' dedi. Kapıdakilere ilettiğimde ise 'Öyle bir şey yok' diyerek beni azarladılar. Dışarda lavabo yok, oturacak yer yok, su yok hiçbir imkan yok.
Babamla birlikte iki kişi daha tahliye oldu. Biri 21 yaşında cezaevine girmiş ve 17 yıl yatmış, diğeri ise 9 yıl yatmış. Tahliye olduktan sonra benden telefonumu istediler. Maalesef cezaevi yönetimi dışarıya ankesörlü telefon koymamış; insanların cezaevi kartlarını okutup rahatça ailesiyle konuşabileceği bir imkân sağlamamışlar. Bu yüzden birçoğunun ailesinin çıktıktan bile haberi yoktu. Telefonumu verdiğimde ikisi de kullanmayı bilmiyordu; hatta biri telefonu hesap makinesi sandı. Gece çok geç saat olduğu için ikisini de otogara bıraktım; çok teşekkür ettiler. Özellikle 17 yıl yatan kişi oldukça kaslıydı ve sürekli 'Cicibebe' yiyip kas çalıştığını söyledi. Ancak tam 17 yıl dış dünya hiç görmemiş olmasına rağmen, 'Beni rahat bırakmazlar, ben yine cezaevine girerim' diyerek pes etmiş bir ruh hâlindeydi.
Peki Neden Oldu Bunlar:
Yaklaşık 10 yıldır tanıdığımız, Ankara ve İstanbul'da inşaatları olan bir müteahhit bizden borç istemişti; bu borcu iki kez ve zamanında ödedi. Daha sonra bize, 'Temelden ev satıyorum, fiyatı çok uygun, taksit taksit ödeyin; temeli atınca sözleşme yaparız' teklifinde bulundu. Sözde ilk taksitten itibaren beş ay sonra temel atılmış ve resmi sözleşme yapılmış olacaktı. Bu işe girmeden önce yaptığımız araştırmada, tanıdığımız üç kişinin de kendisinden bu şekilde ev aldığını ve evlerinin teslim edildiğini gördük.
5 ay boyunca düzenli olarak ayda 150.000 TL gönderdik. Süreç sonunda herhangi bir sözleşme yapılmayınca ödemeleri kestik. Bunun üzerine kendisi bize acil 1 Milyon TL'ye ihtiyacı olduğunu, bu parayla evrak işlerini halledip hemen sözleşme safhasına geçeceğini söyledi. WhatsApp hikayesinde sürekli devam eden inşaatlarının paylaşımlarını yapıyor, gidip bizzat baktığımızda da temelin kalıbının çakıldığını ve beton döküldüğünü görüyorduk. Bu güvenle, bahsi geçen şahsa 5 gün içinde 1 Milyon TL gönderdik. Yaptığımız her ödemenin açıklama kısmına sebebini detaylıca yazdık. Buna rağmen, bu kişinin bu parayla ne yaptığını bilmediğimiz bir şekilde kendimizi bu soruşturmanın ortasında bulduk. Jandarmada ve savcılıkta verilen ifadelerde de doğrudan bu şahısla ilgili sorular soruldu; aramızdaki ilişkinin nedeni gibi detaylar sorulmuş. Bu süreçte kendisi dışarıdaydı; muhtemelen o da tutuksuz yargılanıyor. Hâlâ iddianame hazırlanmadı ve yargılama aşamasına geçilmedi. Avukatımız delillerin yetersiz bulunmuş olabileceğini, şu an delil toplandığını ya da bir ihtimalle takipsizlik kararı verilebileceğini belirtti. Biz de elimizdeki tüm dekontlarla birlikte kendisine karşı icra takibi başlattık ve bekliyoruz. Muhtemelen dolandırıcılık konusunda da dava açacağız kendisinie, şuanda bizi tehdit ediyor.
Adalete İnancım
En azından kendi başımıza gelen bu olayda adalete inanmımız var ancak adalet çok yavaş ilerliyor. Mesela babam neden 75 gün cezaevinde kaldı. Eğer olurda herhangi bir suç unsuru bulunmazda beraat alırsak, bu konununda üzerine gideceğiz.
Psikolojik Etkisi
Yaşanan bu süreçte hem babam hem de ailece psikolojik olarak çok yıprandık; bende artık panik atak başladı. Babam cezaevindeki ilk 10 gün intihar etmek istemiş. Hiçbirimizin ne yemek yiyecek ne de su içecek hali kaldı, çünkü tamamen masum olduğumuzu ve ortada hiçbir suçumuz olmadığını biliyorduk. Üstelik o şahıs sürekli arayıp, 'Benimle ilgili yanlış bir şey söylemeyin' diyerek beni tehdit etti.
Bu sürecin bana kattığı en büyük şey cezaevinde yatan veya giren çıkan kişilere karşı veya ailelerine karşı ön yargılı olmamak gerektiğidir. Babamda benim içinde bir deneyim oldu diyor ve şuan spora başladı, düzenli yürüyüş yapıyor.
Sizlere Önerim
Başınıza inşallah böyle bir olay gelmez; tabii ki suçluysanız gelsin. Ancak her aşamada kolluk kuvvetlerine ve yargı mensuplarına yardımcı olmaya çalışın. Özellikle korkacağınız bir şey yoksa bırakın her yeri rahat rahat arasınlar. Zaten sabıka kaydınız yoksa, bütün süreçler ona göre daha ılımlı ilerliyor.
Hemen heyecana kapılıp avukat bulma telaşına düşmeyin, kendi dilekçenizi yazıp adliyeye verin. Cezaevine giren yakınınız için ilk olarak ivedi bir şekilde cezaevi yönetimiyle görüşüp hesap açtırın ve bu hesaba para yatırın. Ayrıca GSM bayilerinden mobil hat sahiplik belgenizi alarak hızlıca cezaevine gönderin. Cezaevi mektup gönderim platformları aracılığıyla da yakınınıza mektup yazabilirsiniz. İçerideki yakınınızla görüşürken kesinlikle dışarıdaki olumsuz olaylardan bahsetmeyin; daima iyi şeylerden söz edin ve umutsuzluğa kapılmasına asla müsaade etmeyin.
Cezaevlerinde mavi ve yeşil olan kıyafet dahil herşey yasak bir şey götüreceğiniz veya göndereceğiniz zaman mutlaka başka renkler tercih edin ancak çok renkli olmasın. Gri, Siyah, Beyaz tercih edilebilir.
Maalesef cezaevlerinde hayatın bir parçası, bu süreçte neler gördüm neler, kimlerle karşılaştım yazsam kitap olur. Demek ki böyle birşeyide yaşamamız gerekiyormuş.
Sizlerden Beklentim
Bu yaşadıklarımızı ve edindiğimiz acı tecrübeleri burada paylaşmamın tek sebebi; maalesef bu tarz talihsiz bir süreci yaşama ihtimali olan ya da halihazırda yakınından geçen insanlara küçük de olsa bir yol göstermek, rehberlik etmektir. Amacımız kimseyi yargılamak ya da akıl vermek değil, sadece başımıza gelenlerden çıkardığımız dersleri aktarmaktır. Süreçle ilgili kafasında soru işareti olan, aynı yoldan geçen veya bilgiye ihtiyacı olan varsa elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.
Sürçü lisan ettiysek affola. Unutulmamalıdır ki her adli olay ve her cezaevinin şartları birbirinden farklıdır.
Metni düzenlerken yapay zekadan yardım aldım, daha okunabilir ve kurallı cümleler olması açısından. Çok uzun olduğu için kusura bakmayın.
Şafak Operasyonu, Cezaevi, Adli Kontrol ve Tüm Detaylar
37
●1.836
- Dün, 17:28:03
Kısaca olayın özeti:
- Ev almak isterken soruşturmaya dahil olmuşlar. Aile, yaklaşık 10 yıldır tanıdıkları bir müteahhide temelden ev almak amacıyla para göndermiş. Önce 5 ay boyunca aylık 150 bin TL, ardından da 5 gün içinde toplam 1 milyon TL ödemişler. Ancak vaat edilen sözleşme yapılmamış.
- Jandarma aile evine operasyon düzenlemiş. Müteahhitle yaptıkları para transferleri nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında babası gözaltına alınmış. Ev ve arabalar aranmış.
- Babası 75 gün tutuklu kalmış. KOAH hastası olmasına rağmen gözaltında fenalaşmış ve hastaneye kaldırılmış. Ardından tutuklanarak cezaevine gönderilmiş. Sonunda haftada iki gün imza atma şartıyla tahliye edilmiş.
- Cezaevinde zor şartlarla karşılaşmış. 20 kişilik koğuşta 42 kişi kalıyormuş. Yatak, temizlik malzemeleri ve diğer ihtiyaçlarla ilgili sıkıntılar yaşanmış. Aile, babasıyla ilk kez dördüncü gün iletişim kurabilmiş.
- Avukatlarla da sorun yaşamışlar. Bir avukatın baro tarafından atandığını sanmışlar ancak sonradan özel olarak gönderildiğini öğrenmişler. Ücret konusunda anlaşmazlık yaşamışlar. Sonrasında başka bir avukatla 250 bin TL karşılığında anlaşmışlar.
- Müteahhit hakkında işlem başlatmışlar. Gönderdikleri paraların dekontlarını saklamışlar ve paralarını geri almak için icra takibi başlatmışlar. Müteahhidin kendilerini tehdit ettiğini de söylüyorlar.
- Soruşturma henüz sonuçlanmamış. İddianame hazırlanmamış ve yargılama başlamamış. Aile, babalarının neden 75 gün tutuklu kaldığını sorguluyor ve suçsuz bulunmaları hâlinde hukuki yollara başvurmayı düşünüyor.
Asıl mesele ne?
Aile, ev satın almak için para gönderdiği müteahhit nedeniyle yürütülen bir soruşturmada kendisini suç şüphesi altında bulmuş. Babaları 75 gün cezaevinde kaldıktan sonra adli kontrol şartıyla tahliye edilmiş. Aile, müteahhitten parasını geri almaya çalışırken bir yandan da soruşturmanın sonuçlanmasını bekliyor.
Önemli nokta: Babasının suçlu olduğu veya suçsuzluğunun kesinleştiği henüz belli değil. Yazıda anlatılanlara göre soruşturma devam ediyor. - Dün, 17:29:36tamamda neye göre cezaevine girdi sonuçta örnek veriyorum tck 158 gibi bir detay verilse bizde tam hakim olmaz mıyızAGE adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- Dün, 17:30:44Hocam hala gizlilik kalkmadığı için onu bizde bilmiyoruz, sadece avukatın söylediklerini biliyoruz.Saitama adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- Dün, 17:32:13bu süreç öyle saçma işliyor ki neden alındığını ne yapacağını neler yapacaklarını asla bilmiyorsun hocam avukatlar çok çok gözaçıklar o durumda sen ne yapacam derdindeyken o avukat nasıl para koparırım onun derdinde benimde böyle bir olayım oldu alıp götürdüler ayakkabı bağcıkları kemer cüzdan telefon ne varsa aldılar defalarca söyledim telefonu verin eşime haber vereyim merak eder diyorum takan bile yoktu memleketi 2 milyar tl vuran kadına bunların %1ini yapmadılar inanın.
- Dün, 17:33:15Hocam yaşayan biliyor işte maalesefbycida adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle