Ben de bu işin tam içinden biri olarak birkaç şey söylemek istiyorum. Çünkü dışarıdan göründüğü kadar basit bir mesele değil.
Biz yıllardır üzüm yaprağı işi yapıyoruz. Çiftçilerden, bağlardan yaprak topluyor, salamura yapıp piyasaya sunuyoruz. İnanın yıllardır en çok uğraştığımız, en çok başımızı ağrıtan konulardan biri de bu pestisit meselesi.
Çiftçileri bilinçlendirmek için yıllardır uğraşıyoruz. Seminerler düzenledik, üniversiteden profesörler getirdik, anlattık, gösterdik. Kimyasal ilaçlar yerine biyolojik mücadele yöntemlerini anlattık. Faydalı bakterilerden, alternatif uygulamalardan bahsettik. Hatta çiftçiye gerekli ürünleri ücretsiz vermeye kadar gittik.
Peki sonuç? Maalesef istediğimiz noktaya gelemedik.
Çünkü yıllardır yerleşmiş bir alışkanlık var. Dededen, babadan, komşudan ne gördüyse onu yapıyor. Birisi "Şu ilaç iyi geliyor" diyor, herkes ona koşuyor. Öteki "Ben bundan iki kapak fazla koyuyorum, daha iyi oluyor" diyor, başkası üç kapak koyuyor.
İlaç ne zaman atılır, hangi dozda kullanılır, hasada kaç gün kala bırakılması gerekir? Bunlar çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Hatta bazen çiftçi ne kadar çok ilaç atarsa ürününü o kadar iyi koruyacağını düşünüyor.
Bir de şöyle düşünün. Evinizde sinek öldürmek için kullandığınız ilacı alın, meyvenin sebzenin üzerine bolca sıkın. Sonra güzelce yıkayıp yiyin. İçiniz rahat eder mi?
Elbette tarım ilaçlarının hepsi sinek ilaçlarıyla aynı değil. Ama anlatmak istediğim şu: Her kimyasal kalıntı suyla yıkayınca çıkmıyor.
Biz bunu üzüm yaprağında çok net görüyoruz. Yaprakları salamura yapıyoruz, tuzlu suda bekletiyoruz, çeşitli işlemlerden geçiriyoruz. Yıllar içinde kalıntıyı azaltmak için türlü yöntemler de denedik. Ama bazı pestisit kalıntıları öyle kolay kolay kaybolmuyor.
İşin kötü tarafı da şu: Çiftçi bazen kendi yetiştirdiği ürünün üzerinde ne kadar ilaç kalıntısı olduğunu kendisi bile bilmiyor. Çünkü analiz yaptırmıyor. İlacı atıyor, ürününü topluyor, satıyor. Biz analiz yaptırınca gerçeği görüyoruz.
Bizim en büyük sıkıntımız yaprak bulamamak değil, pestisit kalıntısı uygun seviyede olan yaprak bulamamak. Bugün bize kalıntı açısından uygun, güvenilir yaprak getirsinler, belki mevcut aldığımız miktarın 10 katını alacağız. Talep var, müşteri var, pazar var. Ama istediğimiz pestisitsiz ürün yeterince yok.
Tabii bütün çiftçileri aynı kefeye koyamayız. İşini bilinçli yapan çok çiftçimiz var. Ancak diğer tarafta yıllardır alıştığı yöntemi bırakmaya korkan, "İlaç atmazsam mahsulüm gider" diye düşünen insanlar da var. Alternatifini anlatsanız bile ikna etmek kolay olmuyor.
Üstelik bu sadece üzüm yaprağının meselesi değil. Domateste, biberde, çilekte, elmada, kısacası tarımsal üretimin pek çok alanında aynı sorun yaşanıyor.
Benim asıl üzüldüğüm nokta şu: Normalde hepimizin güvenle tüketebilmesi gereken gıdanın, bugün özellikle aranıp bulunması gereken bir şey haline gelmesi.
Eskiden insanlar ürünün lezzetini, tazeliğini konuşurdu. Şimdi "Acaba üzerinde ne kadar ilaç kalıntısı var?" diye düşünüyoruz.
İnanın biz üretim tarafında bu işin ne kadar ciddi olduğunu her gün görüyoruz. Keşke bütün ürünler analizden sorunsuz geçse de biz de yıllardır bununla mücadele etmek zorunda kalmasak.