
Konusu;
Son derece başarılı bir polisiye yazarı Sezer, başarısının en üst noktasında akıl almaz bir olayla sarsılır. Kitaplarında yazdığı cinayetler gerçek hayatta bir cani tarafından işlenmeye başlanır. Bu olaydan sonra hayatı altüst olur. Halk tarafından sevilen bir yazarken bir anda halkın nefretini kazanmıştır. Hatta bir kesim cinayetleri onun işleyip kitaplarında yazdığına inanır. Sezer bu baskıya dayanamaz ve kendi benliğinden sıyrılarak, imajını tamamen değiştirerek yaşamaya başlar. Kitaplarından kazandığı paralar da bitmek üzeredir. Akşamüstü sokakta yürürken bir kadının "Seni tanıyorum" sesiyle irkilir ve hayatı yeniden değişir.
1. Bölüm: Seni Tanıyorum
"Hesabınızı getirdim efendim" cümlesi ile irkildi Sezer. Pantolonun cebine elini atıp küçük bir para destesi çıkardı. Adisyon da yazan tutara göz ucuyla bakarak destenin içinden birkaç tane para çekip masaya koydu. Neredeyse iki saattir oturduğu kafede etrafına hiç bakmamıştı ama çıkarken etrafına hızlı bir bakış atıp "İnsanlar benim aksime mutlu ve huzurlu" diye söylendi içinden. Kafeden çıktığında havanın karardığını görünce garip bir mutluluk kapladı içini. Rüzgar da tatlı tatlı esiyordu, bu yüzden adımlarını hızlandırdı; böylelikle yüzüne çarpan rüzgar daha da şiddetleniyordu. Karanlık ve rüzgarlı havalar da yürümeyi çocukluğundan beri seviyordu. Henüz küçücük bir çocukken annesini kaybettiğinde de ilk yaptığı şey sokaklar da hızlı hızlı yürümekti... Bedeni küçüktü ama attığı her adım büyüktü. Aradan geçen yılların ardından bu alışkanlığını kaybetmemişti. Düşünceler eşliğinde rüzgara karşı yürümek hala en büyük dostuydu.
Sezer adımlarını hızlandırdıça üstündeki tişört onu soğuktan koruyamaz hale gelmişti. İncecik bedeni giderek titriyor, pantolon cebine soktuğu elleri iyice kasılıyordu. Sinek kaydı tıraşlı yüzü üşüdüğünü ayan beyan ortaya seriyordu. İnsanlar onu görmüyordu sanki. Birkaç kişi çarpıp dengesini bile bozmuştu ama hiç aldırış etmemişti. Sadece eve varmak istiyordu. Eve varmak ve uyumak. Üşümek artık onu korkutmuyordu hızını iyice arttırdı.
Düşünceleri adımlarından daha da hızlıydı ama saniyeler içinden kafasının içinden geçenler değişiyordu. Genelde geçmişi düşünüyordu. Geçmişinindeki yer alan büyük yaraları, sebep olduklarını ve asla geri alamayacağı olayları düşünüyordu. Ve tam bu anlar da düşüncelerine gözyaşları eşlik ediyordu. Bunu her gün her saat yaşıyordu. Yaşamak büyük bir külfet gibi geliyordu omuzlarına...
Evine neredeyse 10 dakika kalmıştı. Daha da hızlandı. Adımlarını biraz yavaşlattı, bacaklarına hafif kramplar giriyordu. Eskisine nazaran daha sakin yürürken, arkasından gelen "Seni tanıyorum" cümlesiyle durdu. Hızla atan kalbi iyice hızlandı, elleri ve ayakları bir anlık boşluğa düştü. Arkasına döndüğünde gözleri bir kadının gözlerine çarptı.
2. Bölüm: İlk Tanışma
Karşısında kısa saçlı, deri ceketli ve yüzünde hafif gülümseme ile şaşkınlık bulunan bir kadın duruyordu. Sezer gözlerini hafif kısarak ve kafasını hafifçe sağa sola sallayarak "Ben sizi tanımıyorum iyi akşamlar" dedi ve ardına dönüp yürümeye başladı. Kadın durduğu yerde "Tanımaman normal ama ben seni tanıyorum. Senin kitaplarını okumuştum" diye seslendi. Sezer sanki kaçtığı bir canavar tarafından yakalanmıştı. Geçmişi yeniden yakasına yapışmıştı. Neredeyse üç yıldır gözden uzak yaşıyordu. Şimdi ise her şey başa dönmüştü sanki... Tanınma hissi bir yandan da hoşuna gitmişti. Eskiden bir kafeye ya da bir bara gittiğinde etrafını insanlar sarar ve kitapları hakkında övgü dolu cümleler kurardı, çok uzun zamandır bu hissi yaşamamıştı. Sezer yeniden durdu ve iç çekerek arkasına döndü. Kadının onu tanıdığı bariz bir gerçekti ve aksine inandırmaya çalışmakla vakit harcamak istemiyordu. "Tanıdığınız kişi olduğumu düşünmüyorum. Belki bir zamanlar öyleydim ama artık bir başkasıyım. İyi akşamlar" dedi ve kadının gözlerine ürkek bir kedinin kendini aslan sanması gibi baktı. Kadın yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirip "Doğrudur" dedi ve adama doğru bir iki küçük adım atarak "Ben sadece eserlerini beğendiğim yazara basit bir selam vermek istedim" diye devam etti. Sezer biraz olsun kalkanlarını aşağı indirmiş gibiydi. Kadın yeniden cümleye girdi "Kusura bakmayın rahatsız ettim; hiç selam vermemişim gibi farz edin... İyi akşamlar" sözlerini bitirdiğinde sol tarafa döndü ve yokuş yukarı çıkan yola yöneldi. Sezer eski benliği ile birileriyle sohbet etmeyi özlemişti. Barda takıldığı zamanlarda da tanımadığı bir sürü insanla sohbet ediyordu... Neden yeniden olmasındı? Bu sefer seslenme sırası Sezer geçmişti. Kısa saçlı, deri ceketli, 1.67 boyundaki kadının arkasından "Biraz konuşmak isterseniz bildiğim bir kafe var" diye alçak ama duyulur bir sesle seslendi. Kadın arkasını döndü ve Sezer'in yüzüne baktı. Herkes gibi o da Sezer'in yüzündeki derin acıyı görmüştü. Kadın sadece "olur" dercesine kafasını aşağı yukarı salladı ve yanına doğru adımlayan Sezer'i izledi. Sezer ile aralarında birkaç adım kalmışken kadın elini uzatarak "Berna" dedi. Samimi ama çok kısa bir tokalaşmanın ardından az evvel Sezer'in tek başına oturduğu kafeye doğru yürümeye başladılar.
işte hızlı hızlı yürüyor üşüdü falan döndü kadını gördü gibi bilemedim bana biraz duygusal içerikli geldi giriş kısmı olarak