• 24-03-2026, 16:21:14
    #1
    Öncelikle vakti olmayan okumasın. Konu off-topic. Sadece içimdekileri dökmek için yazılmıştır. Bir anlam teşkil etmemektedir. Konuyu okudukça anlayacaksınız, hikayenin içinde bulursanız kendinizi devam edersiniz. Yoksa kapatır gidersiniz..

    Başlayalım...
    Bağ kuruyorum, için için düşünüyorum. Canım sanki camdan, parçalandıkça batmaya çalışıyor. Üstümde hiç bir şey yok sadece büyük bir ağırlık bir taş gibi.

    Sanki ölüm çağırıyor, kulağıma fısıldıyor günün doldu. Bense dur diyorum, çünkü; daha bitmedi yazacaklarım. Her satırımda, zamanın kaybettiğini düşünüyorum ve yok olacağım günü böyle harcayacağım düşünüyorum ama inatla zevk alıyorum. Sanırım bu benim kaderim..

    Karanlık daha mı huzurluydu? Yoksa saçımdaki karlar benimle bağ mı kurdu? BİLEMİYORUM.
    Belki suçlu olan sadece zamandı ve bu sorunun kaynağının beynimin benimle anlaşmamasıdır..

    Özlüyorum, sadece kokusu değil, sarılmayı, onu saatlerce izlemeyi. Yolun sonu kaygı, ama durmuyor içimdekiler, dışarıya taştı şimdi nereye haykırayacağım? Yoksa yok olup bitecek miyim?

    Sanki onu saatlerce izlemek için harcadığım zamanlar benden nefret ediyordu, neden diye soruyorlardı. Ama bu benim hoşuma gidiyordu onu izlemek. Saatlerce hiç durmadan, televizyon izlerken bile arada Kanal değiştirilir veya kapatılır. Ben kapatmıyorum gözlerimi.

    Göz kirpiklerim bazen acıyor, kızıyorum kapatma diye. Çünkü; doymuyorum, bağ kuruyorum. Bir nevi teletapi sanki onunla bir bütünün iki ayrı parçasıyım. Bu yazılı olmayan bir kuraldır benim için.

    Reddediyorum tüm her şeyi, imgeseler, dinsel, veyahut her şeyi; tek düşüncem bakmak. İnsanlar zamanın geçişini izlemeyi sevmezler çünkü kendilerini görürler bu onlara rahatsızlık verir..
    Ben oturup izlerim saatlerce, zamanı izlemeyi, geçen anıları, ölenleri, her şeyi izlerim. Zaman benimle yarışamaz. Çünkü; o benim kadar masum değildi..

    Zamanın da kendine göre oyunları vardı.
    Benlik denilen olgu bile kendi içine hallolmuş, bizler zamanın iğrenç tuzağına düşmüş ve geri dönülmez bir yaşam evresine girmişiz..
    Ben sadece bunu görüyorum ve dur diyorum.

    Ben kim miyim? Kendimi tarif edecek kadar geniş değil kelime dağarcığım. Ben sanırım ölümün tam kendisiyim, çünkü: onun gibi nefretli kokuyorum.
    Ben önümü görüyorum, arkamdakiler ölüyor..
    Ben öldürdüklerimle ilgili hikayeler yazarım, ben onları bu şekilde yaşatırım.

    Tam 5 senedir, kafamdan çıkmayan bir ölümü yazıyorum. Bugün paylaşmak istedim, nasıl öldürdüm diye düşünürken kelimelerin nefesi kesildi. Çünkü; korkuyla karşılaştı.
    Ben korkmam. Korkular beni güçsüz yapar diye, ben yürürüm. Hadsizce konuşurum, sorun etmem yolun ne kadar zor olduğunu.

    Bir din beni durduracak güce sahip değil.
    Çünkü onun Adalet terazisi vardır, doğru yanlış vardır. Benim doğru yanlışım yok. Ben sadece kendi bildiklerimi kabul ederim.

    Ben bir kırbacım, tüm öfkemle suratınıza vurabilirim, siz ne kadar dik durursanız daha da öfkelenirim. Çünkü öfkeminde sonu yoktur..

    Ben küçükken tanrının bastonuydum onu ayakta tutan yegâne güçtüm..
    Şimdi, baston yok. Şimdi ben yokum, şimdi kimse yok. Sadece "berbat bir özlem kokusu var"

    Otogardan, uzaktan bakındığım bir otobüs var..
  • 24-03-2026, 16:25:27
    #2
    Üyeliği durduruldu
    hangi kitap
  • 24-03-2026, 16:26:42
    #3
    hzshadowbey adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    hangi kitap
    Benim kalemimden çıkmıştır. Hiç bir yerden alınmamıştır.. sadece benim kelimelerinin bir araya gelmesi ile oluşmuştur.