Sevmek mi? Sevilmek mi? Kendinden vazgeçecek kadar sevip, kendine ihanet etmek mi?
Herkes sevmenin ne kadar güzel olduğundan, nasıl iyileştirdiğinden bahsediyor ama kimse işin karanlık tarafını söylemiyor: Sevmenin en büyük tuzağı, kendinden vazgeçmek.
Birini sevdiğimizde en büyük yanılgımız, onu hayatımıza almak falan değil, asıl hata, onun uğruna kendi hayatımızdan yavaş yavaş çıkmamız. Onu mutlu etmek için isteklerimizi kısmak, tartışma çıkmasın diye içimize atmak, onun parlaması için kendi ışığımızı söndürmek maalesef. Biz buna fedakârlık diyoruz ama aslında kendimizi tüketiyoruz.
Sonra bir gün o kişi gidiyor. İşte orada gerçek tokat geliyor. Çünkü kaybettiğimiz sadece o olmuyor; onun uğruna yok saydığımız kendimizi de bulamıyoruz artık. Ayrılığın acıtan kısmı, karşımızdakinin gidişi değil; aynaya bakınca içeride koskocaman bir boşluk görmek.
Sevmenin trajedisi kaybetmek değil. Bir başkasının varlığında eriyip silinmek.
Ben artık şunu anladım:
Sevmek kendini yok ederek yaşanmaz. Yan yana yürürken bile kendi kimliğini, kendi sesini koruyabilmek gerçek sevgidir. Çünkü günün sonunda herkes gidebilir ama seni ayakta tutacak tek şey, kendine sahip çıkmış olmandır.
Kısacası; kendinden vazgeçerek sevdiğin hiç kimse seni tamamlamaz. Sadece eksiltir ve eksilen senin acısı, giden herkesten daha ağırdır.
velhasıl, yeterince sevin, fazlası zarar!..
Kendinden vazgeçmenin adı aşk değil, ihanettir!..
0
●46