Darwin’in Türlerin Kökeni adlı kitabı 150 yıl önce yayımlandı. Etkisi o denli büyük oldu ki, bilimin doÄŸal dünyaya bakışı kökten deÄŸiÅŸti. Evrim kuramı kendi içinde de evrimleÅŸti, bilim insanlarının elinde geliÅŸtirildi. Kuram, karşıtlarını da harekete geçirdi ve o günden bugüne devam eden bir tartışmaya yol açtı. Evrim karşıtlarının sıklıkla öne sürdüğü gözün karmaşık yapısı ve evrimleÅŸemeyeceÄŸi tezine, evrimi savunanlar doÄŸada keÅŸfedilen örneklerle yanıt veriyorlar.
İnsan gözü, tüm omurgalılarla paylaÅŸtığı 530 milyon yıllık evrimsel geçmiÅŸin imzasını taşır. Kosta Rika’nın, La Selva biyoloji istasyonunda görüntülenen Agalychnis calcarifer türü aÄŸaç kurbaÄŸası önemli bir örnek. Tropikal ormanların aÄŸaç kurbaÄŸaları, su birikintilerinde yaÅŸayan kurbaÄŸalardan farklı olarak kediler gibi dikey gözbebeÄŸine sahiptir. Geceleri etkin olan aÄŸaç kurbaÄŸaları hipermetroptur. Görüşleri 10-15 metre arasında keskindir.
İnsanlık, Charles Robert Darwin’e çok ÅŸey borçlu. Dağınık ipuçlarını birbiriyle tutarlı bir bütün halinde kuramlaÅŸtıran müthiÅŸ bir gözlemciydi. Canlılığın evrensel dilini anlamamız için gereken dilbilgisi kurallarını önümüze seren Türlerin Kökeni adlı kitabı 24 Kasım 1859′da yayımlandı. Bakmak ile görmek arasındaki fark büyük! Kendimizi insan olarak tanımlayabildiÄŸimiz zamandan bu yana, atalarımızın gözleri önünde sayısız nesne yere düştü. Yerçekimi denen olguyu, kanıtlar denizinde yüzmemize raÄŸmen Isaac Newton’a kadar kimse sorgulamadı. Darwin, tıpkı Newton gibi kuramı ile doÄŸal dünyaya olan bakışımızı kökten deÄŸiÅŸtirdi.
images2Darwin’in zamanında doÄŸal dünya hakkında ÅŸaşılacak derecede az ÅŸey biliniyordu. Kitabın yayımlandığı yıl insanlık goril ile daha yeni tanışmıştı. Depremlerin nedeni bilinmiyordu. Kıtaların hareket edebildiÄŸi düşüncesine iliÅŸkin ciddi kuÅŸkular vardı. Evrim kuramı sayesinde gezegenimizin sandığımızdan çok daha deÄŸiÅŸken bir yer olduÄŸunun artık farkındayız. Yalnızca kendi etkinliklerimiz sonucu, bir insan ömründen daha az zamanda ozon tabakasını yok edebildiÄŸimizi ve hatta iklimi bile deÄŸiÅŸtirebildiÄŸimizi bilmeyen yok.
Yeryüzünün derin evrimsel tarihine baktığımızda yüzeyine yüzlerce göktaşının çarptığını, kuzey ve güney manyetik kutuplarının binlerce defa yer değiştirdiğini, kıtaların kilometrelerce kalınlıktaki buzulların ağırlığı altında defalarca ezildiğini, okyanus ve denizlerin yüzlerce metre yükselip alçaldığını görüyoruz. Kıtaların günümüze dek milyonlarca yıl boyunca yaptığı hareketleri tıpkı geriye sarılan bir film şeridi gibi modelleyebiliyor ve buna bağlı olarak hangi tür canlının taşılını (fosilini) tam olarak nerede aramamız gerektiğini kestirebiliyoruz.
Geçen 150 yılda evrim kuramı kendi içinde evrimleÅŸerek daha da geniÅŸledi ve bugün biyoloji biliminin temeli haline geldi. Ufkumuz, kalıtımın kimyasalı DNA bileÅŸiÄŸinin keÅŸfedilmesiyle o kadar geniÅŸledi ki; Homo sapiens olarak bildiÄŸimiz günümüz insanının 200 bin yıl önce Afrika’da baÅŸlayan yeryüzüne yayılma serüveninin en ince ayrıntılarını, günümüz toplumlarında kuÅŸaklar boyu birikmiÅŸ olan kalıtımsal izlerden okuyarak öğreniyoruz. Son beÅŸ yıl içindeki genom çalışmaları, geçmiÅŸte gözümüzde büyüttüğümüz DNA’mızda yazılı olan bu bilginin topu topu 750 megabayt büyüklüğünde olduÄŸunu gösterdi. Pek yakında herkes beraberinde bireysel genom bilgisini taşıyacak. Kuramın ışığında canlılığın bilinemezliÄŸi her geçen gün mevzi kaybediyor.
Öncül Göz
imagesg Evrim karşıtlarının sıklıkla öne çıkardıkları bir konu, algımızın çok büyük bir bölümünü oluÅŸturan gözdür. Karşı çıkanların ‘indirgenemez karmaşıklık’ diye tanımladıkları bir önerme, gözün çok karmaşık bir yapı olduÄŸunu ve uzun zamanda küçük adımlarla evrimleÅŸemeyeceÄŸini söyler. Darwin doÄŸrudan gözlemlememiÅŸ olmasına karşın bu organın evriminin ‘öncül göz’ adını verdiÄŸi, olabilecek en basit atasal yapı ile baÅŸlamış olabileceÄŸini düşündü. Hiçbir canlının görmediÄŸi bir ortamda, ışığın yönünü algılayabilecek en basit yapı bile sahibinin üreme ÅŸansını artıracaktı.
Kuramın 150. yılına girerken Almanya’nın Heidelberg kentindeki Max Planck Enstitüsü’nden evrim biyologu Gáspár Jékely ve çalışma arkadaÅŸları, Darwin’in öngördüğü biçimde yalnızca iki hücreden oluÅŸan öncül göz yapısını kapsamlı bir araÅŸtırmayla gözler önüne serdi. Çalışma, bilimsel adı Platynereis dumerilii olan bir deniz zooplanktonu (hayvansı plankton) larvası üzerinde yürütüldü. AraÅŸtırmacılar, ışığı algılayan alıcı hücre ile ışığın yönünün belirlenmesinde rol oynayan gölgeleyici pigment hücresinin beyin ve kas ile olan eÅŸgüdümünü tüm ayrıntılarıyla incelediler.
Böylece evrimsel açıdan olabilecek en basit hayvan gözünün atasal biçimine çarpıcı bir örnek sundular. Ortaya çıkan öncül göz yapısının ilginç bir özelliği, gözden vücuda bilgiyi ileten sinir hücresinin beklentinin tersine beyine değil, doğrudan larvanın yüzmesini sağlayan kaslarına bağlı olmasıydı. Larvalar küçücük de olsa bir beyin yapısına sahipler. Beynin larvanın hareketlerindeki kumanda rolü şu anda hararetli bir araştırma konusu.
Balıklar Uyanmasın
Zooplanktonlar, balıklara yem oluÅŸturmaları açısından besin zincirinde önemli yer tutar. Yunanca ‘kürek ayaklı’ anlamına gelen kopepod (copepod) grubu zooplanktonların yetiÅŸkinleri, deniz ve göllerimizde gün içinde gerçekleÅŸtirdikleri dikey göç ile dikkat çekerler. Boyları 3-4 milimetre olan kopepodlar, güneÅŸin doÄŸmasına yakın kürek gibi kullandıkları duyargaları yardımıyla, görerek avlanan balıklardan kaçmak için derinlere dalarlar. Öyle ki, 500 metre derinliÄŸe kadar inebildikleri Kanarya Adaları açıklarında sonarla ölçülmüştür. Hava kararmaya yüz tuttuÄŸunda, aynı yolculuk yüzeydeki tekhücreli yosunlar ve bakterilerle beslenmek için bu defa ters yönde gerçekleÅŸir. Gün boyunca asansör gibi tek bir hat üzerinde gerçekleÅŸen bu yolculuk için yalnızca ışığın geliÅŸ yönünü algılayabilmek, Darwin’in öngördüğü gibi yaÅŸam kavgasını sürdürebilmek için yeterli derecede yarar saÄŸlayan bir özelliktir.
Çekiciliğin Sırrı
Göz temasını denizlerde sürdürerek, sığ su balıklarının canlı renklerinin evrimsel açıklamasını Darwin’in öne sürdüğü doÄŸal seçilimin özel bir biçimi olan eÅŸeysel seçilim ile yapalım. Işığın egemen olduÄŸu sığ sularda yaÅŸayan balık türlerinin özellikle erkekleri göz alıcı renklere sahiptir. Erkek balıkların renkleri ne kadar canlı ve parlak olursa, diÅŸiler için o derecede çekici olurlar ve dolayısıyla üreme ÅŸansları artar. Parlak renkler, diÅŸiler açısından erkeklerin iyi beslendiÄŸinin, saÄŸlıklı ve güçlü olduÄŸunun doÄŸrudan iÅŸaretidir. Bu durum eÅŸeysel seçilimin en yalın özetidir.
Nature bilimsel dergisinde 2008 yılının ekim ayında yer alan bir çalışmada, İsviçreli biyolog Ole Seehausen ve çalışma arkadaşları, erkek siklid (cichlid) balıklarının gövdesindeki kırmızı veya mavi renkli dikey çizgilerin canlılığının, dişi balıkların renkleri görebilme düzeyiyle orantılı olduğunu gösterdiler. Göl suyu, insan kaynaklı kirlenme nedeniyle saydamlığını yitirdiğinde, dişi balıkların gözlerindeki kırmızı ve mavi renge duyarlılığı sağlayan genlerin üzerindeki doğal seçilim baskısı ortadan kalkıyor. Dişilerdeki bu değişime paralel olarak, erkek balıklar da vücutlarındaki çizgileri oluşturan renkli pigmentleri üretmeyi birkaç kuşak içinde durduruyorlar.
Borneo’nun tropikal ormanlarında yaÅŸayan sap gözlü sinek (Diptera: Platystomatidae) eÅŸeysel seçilimin biçimlendirdiÄŸi bir canlı.
Tim Laman
Seçici baskının ortadan kalkmasıyla yitirilen yapıların en uç örneklerinden biri, Meksika’nın derin su maÄŸaralarında yaÅŸayan kör maÄŸara balığı Astyanax mexicanus’tur. Işığın ve avcıların ulaÅŸamadığı maÄŸaralarda yaÅŸayan bu balık, gözlerini tümüyle yitirmiÅŸtir. Eskiden yarar saÄŸlayan ‘olmazsa olmaz’ nitelikteki yapılar doÄŸal seçilimin yön deÄŸiÅŸtirmesiyle erozyona uÄŸrayabiliyor. Örnek olarak, avcı baskısının olmadığı adalardaki kuÅŸların uçmayı bırakmasını, deniz yaÅŸamına uyum saÄŸlayan memelilerin arka ayaklarını yitirmelerini, artık çiÄŸ yiyecek yemeyen bizlerin yirmi yaÅŸ diÅŸlerine gereksinim duymamamızı sayabiliriz. Bu olgunun, ünlü Fransız evrimci Jean Lamarck’ın öne sürdüğü ‘kullanılmayan organların körelmesi’ ilkesini çaÄŸrıştırmasına karşın, genetik iÅŸleyiÅŸ bakımından tümüyle farklı olduÄŸunu vurgulamak gerekir.
Siklid balıklarına geri dönersek, Seehausen’ın çalışması, suyun berrak olduÄŸu ortamda kırmızı ve mavi renkli erkeklerin farklı derinliklerde diÅŸilere kur yaptığını ve diÅŸilerin güdümündeki bu davranışın kısa zamanda iki ayrı türe yol açabileceÄŸini gösterdi. DiÅŸilerin, erkeklerin renklerine karşı gösterdiÄŸi davranış, algı güdümünde türleÅŸme denilen bir evrimsel düzenekle adeta domino taşı etkisi yaratarak baÅŸka evrimsel türleÅŸme mekanizmalarını da tetiklemektedir. Viktorya Gölü’nün tabanından alınan çökelti örnekleri, geçmiÅŸte gölün defalarca kuruduÄŸunu ve en son 12 bin yıl önce yeniden dolmaya baÅŸladığını gösteriyor. Göldeki 500′den fazla siklid balığı türünün bu kadar kısa bir sürede tek bir atasal siklid türünden patlama halinde türeyiÅŸi evrimin nefes kesici örneklerinden biridir.
Dişi Seçer
Macaristan’da yeni keÅŸfedilen bir sap gözlü sinek türü (Sphyracephala europaea) büyük olasılıkla Türkiye’nin kuzeyinde de varlık gösteriyor.
EÅŸeysel seçilim pek çok türün erkeklerinde kendini gösterir. Balıkların canlı renklerinde, aslanın gür yelesinde, daÄŸkoyununun boynuzlarında veya tavuskuÅŸunun kuyruk tüylerinde…
Eşeysel seçilimin öne çıkardığı yapıları göz özelinde incelemeyi sürdürürsek, sap gözlü sineğe (Diptera:Platystomatidae) değinmeden geçemeyiz. Dişilerin abartılı beden yapılarına olan düşkünlükleri, bu böceğin göz yapısına da imzasını atmıştır. Sap gözlü sinekler, gezegenimizi çevreleyen tropikal yağmur ormanlarında görülür. Gündüz bireyler tek başına gezerek çürüyen bitki ve hayvan parçaları üzerindeki bakteriler ile beslenirler. Geceleri ise ilginç bir sosyal davranış göstererek, orman tabanındaki alçak nemli çalılıklarda bir araya gelirler.
Erkek böcekler, diÅŸilerden oluÅŸan bir jüri önünde birbirleriyle kıyasıya güreÅŸirler. Gözleri abartılı geniÅŸlikte iki yana ayrılmış olan erkekler ‘bir durum mu var’ dercesine önce birbirlerini süzerler. ÇoÄŸunlukla, göz aralığı dar olan bireylerin caymasıyla güreÅŸ baÅŸlamadan biter. EÄŸer iki taraf da kendine güveniyorsa, tıpkı koçların kafa kafaya tokuÅŸması gibi ‘göz göze’ bir kavga baÅŸlar. En geniÅŸ göz yapısına sahip bireyler çoÄŸunlukla güreÅŸi kazanır. DiÅŸiler bu bireyler ile çiftleÅŸmeyi seçerler.
Meksika kör mağara balığı (Astyanax mexicanus) doğal seçilim baskısı ortadan kalktığında biyolojik işlevlerini yitiren organlara çarpıcı bir örnektir. Yetişkin boyu 12 santimetre olan balığın ışıklı yüzey ortamında yaşayan bireyleri normal görünümlü iken (üstte solda),
karanlık mağaralarda yaşayan bireyleri kördür.
GeniÅŸ aralıklı göz yapısına ulaÅŸabilmenin, larva döneminden baÅŸlayarak iyi beslenmeyi gerektirdiÄŸini, böceÄŸin yakın akrabası olan bir baÅŸka tür (Cyrtodiopsis dalmanni) üzerindeki laboratuvar deneylerinden biliyoruz. Gözlerin abartılı yapısı, erkeklerin uçma yeteneÄŸini önemli ölçüde kısıtlar ve avcılara karşı daha savunmasız hale getirir. Erkek sineÄŸin mesajı açıktır: DoÄŸaya meydan okuyan tüm özelliklerime raÄŸmen yıkılmadım ayaktayım, beni seç! 1955′te bir trafik kazasında yaÅŸamını yitiren ünlü aktör James Dean’in kadınların gözünde kiÅŸiliÄŸini çekici kılan, kendini hiçe sayan tavırları, bu açıdan doÄŸadaki erkek davranışını anlamamızda bir referanstır.
Sap gözlü sineÄŸe yakın akraba bir tür (Sphyracephala europaea) Macaristan’da yeni keÅŸfedildi. Avrupa için bir ilk olan bu türün, Türkiye’nin kuzeyinde Trakya ve Karadeniz’in ormanlık bölgelerinde var olma olasılığı oldukça güçlü. DoÄŸaseverlerin bu yörelerdeki gezintilerinde gözlerini dört açmalarını dilerim.
530 Milyon Yıllık Tasarım
Balıklardan baÅŸlayarak sürüngenlere, kuÅŸlara ve memelilere kadar tüm omurgalı canlıların göz yapısında ortak üç temel ‘tasarım sorunu’ vardır. EÄŸer sık parmaklıklı bir bahçe çitinin öbür yanını görmek istersek, başımızı sürekli iki yana oynatarak daha verimli görüntü elde edebiliriz. Işık gözümüzden içeri girerek retinaya ulaÅŸtığında aynı sorunla karşılaşır. Işığa duyarlı algılayıcı hücreler, kılcal damarlar ve sinirlerle örülü bir dokunun ardındadır. Gözlerimiz bu güçlüğün üstesinden gelebilmek için sürekli küçük titreÅŸimsel hareketler yapmak zorundadır. Retinadaki ‘kablolar’ tam anlamıyla ters baÄŸlanmıştır. Heyhat, bizler gibi göz merceÄŸine sahip omurgasız bir canlı olan mürekkepbalığının gözü doÄŸada en iyi gören organlardan biridir ve beklendiÄŸi üzere kablolar en yüksek verimliliÄŸi saÄŸlayacak biçimde baÄŸlıdır.
Ikinci tasarım sorunu, görüntü bilgisini beyine ileten sinirlerin gözden çıkmak için bir araya geldiÄŸi yerin retina üzerinde kör bir nokta oluÅŸturmasıdır. DoÄŸal seçilim, kötünün içinde en iyiyi ortaya çıkarmakta oldukça baÅŸarılıdır. Bizden kat kat daha iyi gören kedi, baykuÅŸ gibi omurgalılar, bu sorunu ‘fovea centralis’ adı verilen ışığa duyarlı hücrelerin yoÄŸun olduÄŸu ama aynı zamanda kılcal damar ve sinir yapısının seyreldiÄŸi retina bölgesinin evrilmesiyle gidermiÅŸlerdir. Gözümüzün en iÅŸlevsel bölümünde yer alan kör noktadaki görüntü eksikliÄŸi, iki gözden gelen bilginin beyinde çakıştırılmasıyla giderilir. Üçüncü sorun yine kablo sorununun bir uzantısıdır. Retina ters baÄŸlantı nedeniyle göz duvarına saÄŸlam olarak baÄŸlanamaz. Sert bir darbe ile koparak gözün içinde yüzer hale gelmesi sıklıkla yaÅŸanan bir sorundur.
(Platynereis dumerilii) larvaları evrimsel açıdan en basit öncül göz yapısına (kırmızı renkli) sahip. Yalnızca iki hücreden oluşan gözler ışığın yönünü başarı ile belirliyor. Yetişkin zooplankton gözü de benzer biçimde işliyor. Kopepod cinsi zooplanktonlar gündüzleri denizin 500 metre derinliğine kadar inebiliyorlar. Boyu dört milimetre olan yetişkin bir kopepod (Pleuromamma spp.) uzun duyargalarıyla mikroskop altında pek ilginç görünüyor.
Gözlerimiz, 530 milyon yıllık omurgalı evriminin derin izlerinin kazılı olduÄŸu bir organdır. Canlılığın coÅŸarak yeni beden yapılarının ortaya çıktığı erken Kambriyen döneminde yaÅŸamış olan ortak atamızda baÅŸlayan göz evriminin mirasını tüm omurgalılar olarak taşıyoruz. Hayat aÄŸacında omurgalıları içeren dalın gövdeden ayrıldığı noktada yer alan atasal bir deniz canlısı Amphioxus’un göz yapısı, her ÅŸeyi açıklar nitelikte. Yunancada ‘iki ucu oka benzeyen’ anlamına gelen Amphioxus’un, Izmir Körfezi’nde bulunduÄŸu rapor ediliyor. Erken Kambriyen döneminde Amphioxus’a yarar saÄŸlayan basit göz yapısı ile temeli atılan ters retina dokusu, geri dönülmez bir yola girerek tüm omurgalıların göz mimarisine yansımıştır.
Tarih, muhafazakâr kesimlerin direnişiyle matbaanın yurdumuza 272 yıllık bir gecikmeyle girdiğini ve küresel aydınlanmanın gerisinde kaldığımızı söyler. Benzer bir tepkiselliği evrim kuramının 150. yılında yaşıyoruz. Evrim kuramı yalnızca biyoloji bilimi değil, tıptan mühendisliğe insanlığın büyük sorunlarını çözmede önemli rol oynayan özgürleştirici bir düşüncedir. Göz özelinde doğal tarih öykülerine dayanarak anlatmaya çalıştığım canlı evriminin, doğaya bakışınızdaki şiirselliğe katkıda bulunmasını dilerim.
U. UZAY SEZEN (GeorgIa Üniversitesi, Bitki Genomu Haritalandırma LaboratuVarı araştırmacısı)
Kaynak
Darwin, Evrim Teorisi ve Göz
97
●10.636
- 10-09-2009, 00:53:46Üyeliği durduruldu
- 10-09-2009, 02:04:42Evrimmi kaldı hacı, ıspatlanamayan bir dinsizlik teorisi olmaktan öte gidemedi....
Bir hayat görüşünün yansıması oldu artık dünyada, tek bir somut delil bile olmayan bilim olabilirmi, sayfalarca yazı var ama tek bir delil yok, olabilirle olmuşla bitmişle iş olmaz ki, delil varsa ne ala yoksa mualla bence
Göz gibi karmaşık ve komlike bir organın tesadüfen evrim geçire geçire bu hale gelmeside çok ilginç, zamanla ve kör tesadüfle harika bir sanat ortaya çıkıyorsa sende dene şu örneği...
Evinin önüne yeteri kadar taş ve ahşap yığ, biraz kum ve gerekli diğer şeyleri koy ve bekleki zamanla ve tesadüfle bu bir taç mahal olsun, bir ayosoyfa olsun, yahut tokinin yaptığı uyduruk konut olsun....
İnan bana o taşlar bir gün gelip düşünecekler "yahu biz burda boşuna duruyoruz, bari üst üste gelelimde bir duvar olalım" diyeceklerdir...
Kumlar ve çimento birleşerek beton halini alacak ve taşları sağlamlaştıracaklar, daha öncesinde bunun mimari ve mühendislik çizimlerinide düşünecekler...
aradan geçen 1 000 000 yıldan sonra harika bir yapı kendiliğinden meydana gelecek...
Adınada sen ne dersen de
- 10-09-2009, 02:11:57Üyeliği durdurulduDenemek lazım aslında ama 1 milyon yıl sonra ne olacağını kim bilir
- 10-09-2009, 02:29:41Maalesef bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyoruzantiarabesk adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Evrimin belkide milyonlarca somut delili var arkadaşım evolusyon denilen bilim dalı pozitif bir bilim dalıdır bu bilim dalı içerisinde birtakım varsayımlar olduğu doğrdur ancak evriminn var olduğu da bir gerçektir dediğim gibi şimdi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan birçok arkadaş bana karşı çıkacaktır ama en güzeli açın okuyun ben de elbette allahıma sonsuz inanıyorum dua mı ona ederim ama evrime inanmak dinsiz olduğunu göstermez kaldı ki darwinin hayatı da aslında buna güzel bir örnek
- 10-09-2009, 03:51:07ahdaueahehaeaeahehaehadhshaeaeantiarabesk adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Yazıyı okumadan yorumları okudum direk ve bunu görünce nasıl tepki vereceğimi bilemedim.
Bi ekleme yapayım dedim.Bu tür konular (Din karıştırıldığı sürece) hassas konular fazla gaza gelmeyin toplu katliam (Banlanma) olmasın
