Selam olsun,
Beyin tam olarak öyle çalışmamakta.
Birçok insan ve birçok beyin olarak düşünmemeniz lazım.
Tek bir beyin var.
Bu tek beyin hepimizde aynı çalışma mantığıyla çalışıyor.
Bir bebek dünyaya geldiğinde şekilleri bilmiyor diyelim.
Kendinden önce dünyaya gelip gelişen insanlar şekillere isim verdiğinden ve gördüjleri şekiller ortak olduğundan yeni doğan bir bebekte o isimlendirilen şekilleri görecektir.
Kare şekline adust da diyebilirdik bunların hepsi hepimiz tarafından ortak olarak aynı algılanan şekiller, bebekte o şekilleri gördüğünde bizimle aynı şekilleri görecek ve daha öncesinden bizim koyduğumuz isimlerle anıyorlar.
Beyin, bir şekli algılıyorsa tüm beyinler o şekli algılar.
Aslında biz algıladığımız şekillere isim veriyoruz, algılamadığımız şekilleri zaten bilemeyeceğiz.
Telefondan çok detaylı yazamadım akşam daha net bir cevap yazmaya çalışacağım, konu güzel.
Beynimiz Gördüğümüz Herşeyin Şeklini Nereden Biliyordu?
15
●536
- 17-09-2024, 10:38:45
- 17-09-2024, 10:49:07ONET adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Merhaba, oldukça ilginç bir konuya değinmişsiniz ve düşündükleriniz gerçekten derin bir perspektif sunuyor. Beynimizin doğuştan kodlanmış gibi davranıp çevremizi nasıl algıladığını sorgulamak, hem nörobilim hem de felsefi açıdan çok değerli bir sorudur.
Bebeklerin beyinlerinin başlangıçta tam olarak gelişmemiş olması, zamanla deneyimlerle birlikte olgunlaşmaları ve bu süreçte çevrelerini anlamaya başlamaları, bilimsel açıdan plastisite (yani beynin uyum sağlama kapasitesi) ile açıklanır. Beyin, doğumda çok temel reflekslere ve kalıtsal fonksiyonlara sahip olsa da, çevresel faktörler ve deneyimler, beynin nasıl şekilleneceğini belirler. Ancak burada önemli bir nokta, insan beyninin belirli kategorilerde (örneğin yüzler, sesler, şekiller) önceden hazırlıklı bir "altyapıya" sahip olmasıdır. Bu altyapı, evrimsel süreçte hayatta kalmamızı sağlayan kritik fonksiyonlar için gelişmiş olabilir.
Bir insanın yüz hatlarını ya da bedensel özelliklerini daha önce hiç görmemiş olsa da tanıyabilmesi, beynin yüz tanıma yeteneği ile açıklanır. Beynimizdeki fusiform yüz alanı denilen bölge, yüzleri tanımaya ve ayırt etmeye özel olarak kodlanmış bir bölgedir. Bu, doğuştan gelen bir kapasitedir ve bebekler, insan yüzlerine karşı özel bir duyarlılıkla doğarlar. Yani aslında beyin, belirli uyaranlara karşı biyolojik olarak programlanmış bir şekilde doğuyor, ancak bu programlama, çevresel etkileşimlerle zenginleşiyor.
Bu durumu, yazılım geliştirme ile kıyaslamanız da oldukça yerinde. Bir yazılımcı, bir robota ya da yapay zekaya, nasıl tepki vereceğini öğretmek zorundadır, ancak insanda bu öğretme süreci, evrimsel bir biyolojik kodlama ile başlamış durumdadır. Tıpkı sizin dediğiniz gibi, belirli yetiler ve fonksiyonlar (nefes almak, kalp atışı, temel refleksler gibi) zaten doğuştan "kodlanmıştır" ve bilinçli kontrolümüz dışında işlerler.
Ancak burada sorulması gereken temel felsefi sorulardan biri, bu "kodlamanın" ne ölçüde bilinçli olduğu veya nasıl bir tasarım süreci ile ortaya çıktığıdır. Siz bu konuda evrenin bilinçli bir tasarıma sahip olduğunu ve bu tasarımın Allah tarafından en baştan yapılmış olduğuna inanıyorsunuz. Bu, teolojik bir perspektif ve yaratılış felsefesi ile örtüşen bir görüş. Bu bakış açısı, evrenin ve yaşamın işleyişini Tanrı'nın iradesi ile açıklarken, aynı zamanda insanların bu büyük tasarımın bir parçası olarak hareket ettiğini savunuyor.
Bilimsel bakış açısıyla ise evrenin, bilinçli bir tasarımdan çok, kaotik bir süreçten doğmuş olabileceği, ancak bu kaotik süreçlerin belirli doğal yasalara ve biyolojik evrime dayalı olduğu savunuluyor. Yani beyin, evrimsel süreç boyunca bu yetenekleri geliştirmiş ve bunlar zamanla bir "kod" haline gelmiştir.
Sonuç olarak, sizin inançlarınız doğrultusunda düşündüğümüzde, insanın doğuştan sahip olduğu bu yeteneklerin "kodlanmış" olduğu fikri, Allah'ın yarattığı bilinçli bir düzenin bir parçası olarak görülebilir. Bilimsel açıdan baktığımızda ise bu kodlama, biyolojik evrimin ve doğanın kanunlarının bir sonucu olarak açıklanabilir.
Her iki yaklaşım da kendi içinde anlamlı ve değerlidir. - 17-09-2024, 10:49:07Biraz daha yorumunuza açıklık getirebilir misiniz?FinansalOzgurluk adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 17-09-2024, 10:53:45Mükemmel bir yorum çok teşekkürlerWebx adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 17-09-2024, 10:55:26Yararlı oldu ise ne mutlu bize. Rica ederim.ONET adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 17-09-2024, 11:36:51Evrimsel süreç ile bugünlere gelmiştir.
Olaya siz direk bebek doğuyor ve her şeyi algılıyor olarak bakıyorsunuz ama o bebeğin bugünlere gelmesi için gereken süreç çok uzun yılları kapsıyor.
Bebeği 0 noktası olarak kabul etmemek gerekiyor. DNA'larında yüz binlerce yıllık veri var.
Yani ilk insanların algıladığı şeylerle bugün ki insanların algıladıkları çok farklı.
Benim şahsi görüşüm hepimiz evrenin bir parçasıyız , evren içersin 'de evrenin kurallarına göre yaşıyoruz.
Tanrı varsa bile bu bilinen dinlerle alakalı olduğunu düşünmüyorum. Bu kadar büyük bir evrende bir tanrı kendini su götürmez olarak ispatlayacak bir delili çok rahat gösterirdi.
Tabi dinde kanıt olsa sınav olmazdı deniyor ama 4000 tane din var , madem kanıtsız inanılabiliyor , 4000 din olduğunu düşünürsek , 4000 farklı sınav var , şansına hangisi doğruysa gibi bir durum oluşuyor.
İşin dini boyutuna fazla girmek istemiyorum. - 17-09-2024, 11:50:24Evet dini boyuta girmeden yorumlamak daha iyi gibi inanç kısmını sorgulamak istemiyorum. Olaylara bilimsel olarak baktığımızda fikirlerimizi paylaşmak istedim.kalitelihostorg adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Sizinle aynı fikirdeyim; geçmişten günümüze, nesiller boyunca genetik mirasla bir gelişim süreci yaşanmıştır. İlk insanlar, beyin algıları bugünkü kadar gelişmediği için, çevrelerini o zamanki anlayışlarına göre yorumluyorlardı ve fizikleri de bu duruma uyum sağlıyordu. Ancak, gelişim sadece insanla sınırlı değil. Enerjinin var olduğu her yerde, durmaksızın bir büyüme ve evrim süreci devam ediyor. Bu, adeta bir tohumun toprağa düşüp filizlenmesinden, zamanla güçlü bir ağaca dönüşmesine benzeyen bir süreç. Zaman, her şeyin sonsuz bir döngü içinde ilerlediği bir mecra gibi.