Aşağıda Ağaçlar.net forumuna yazdığım ilk mesajı okuyabilirsiniz. Üye olma tarihim 2009 ilk gönderiyi 2012 de yazmışım. Bu ayrıntıya dikkat ederek önce aşağıdaki linkten gönderiyi okuduktan sonra bu konuyu okumaya devam edin.
http://www.agaclar.net/forum/1037253-post11739.htm
forum üyelik istiyormuş, ekran görüntüsü ekliyorum

İstanbuldan çıkmaya ilk karar verdiğimde kendimce planlar yapmıştım.
ilk düşündüğüm konulardan biri ceviz yetiştiriciliği idi, sonrasında istanbuldaki evimizin önündeki küçük bahçede 4 m2 lik alanda topraksız tarım denemeleri yaptım. gerekli olan kimyasal kitleri yine o forumdan almıştım. domates, biber, salatalık yetiştirdim pvc borular içinde, otomatik sulama ile.
sonra kuluçka makinesi yaptım 2.el buz dolabından, yumurtadan civciv çıkardım, büyüttüğüm tavukların yumurtalarını topladım. tavukları çatıda besledim.
Etlerinin tadı çok lezzetliydi, evimize gelen komşumuz ikide bir bizden horoz almak istiyordu.
sonra ne oldu dersiniz, işte asıl konumuz burada başlıyor.
Bu denemeler yaparken içten içe bir rahatsızlık duyuyordum, yt üzerinden çifçilik, meyvecilik kanallarını takip edip yeni yeni bilgiler öğreniyordum, içimdeki huzursuzluk daha da büyüyordu. çünkü sebebini öğrenmiş ve deneyimlemiştim.
Bir çiftçi veya hayvancı ürünlerini en iyi şekilde yetiştirmek veya büyütmek için çok çalışıyordu. sabahın erken saatinde kalkıyor, bahçesine ahırına gidiyor sulama veya beslemelerini yapıyordu, yapmur çamur demeden sürekli yapıyordu. toprağı çapalıyor, hayvanların altını temizliyordu.
Biran için yaptığı işten iğrenmeden, zorlu koşullarda bitkilerimve hayvanları için elinden geleni yapıyordu. Bitkiler böceklenmesin diye ilaç, hayvanlar hasta olmasın diye veteriner çağırıp iğne yaptırıyordu.
Hasat sonunda veya süt zamanı aylarca hummalı çalışmanın karşılığını alıyor, yüzü gülüyor ve cebi para doluyordu.
Ben ise bunlardan huzursuz oldum.
Büyükşehirde veya köyde, herhangi bir yerde yaşayan bizler, hayvanlarımıza, bitkilerimize yada yaptığımız herhangi bir işe önem verdiğimiz kadar kendimize, eşimize ve çocuklarımıza önem vermiyorduk.
Hiç bir zaman iyi bir ürünümüz, hasadımız olmayacaktı. çünkü yaşamı hakkıyla yaşamıyorduk.
İşte o dönemler bir karar verdim, çiftçinin toprağa, hayvancının kuzusuna baktığı gibi, eşime ve aileme özen gösterecektim. hayatı en iyi hasadı yani mutlu bir yaşamı hak ederek yaşayacaktım.
Eğer yukarıdaki linli okuduysanız fark etmişsinizdir, ilk başlarda doğduğum işe gitmeyi düşünmüştüm. Çünkü bu benim planımdı. sadece benim. ancak aile olunca ben değil biz olmanın önemini anladım, mutluluk birlikte yaşanınca gerçek mutluluk olacaktı.
Eşim aynı köylü olmamıza rağmen memleketi istemedi, Çanakkalede okuduğu için orayı sevmişti, kendi egolarımı kenara bırakıp mutluğu takip ettim. eşimin sevdiği çanakkaleye taşındık. ilk tarlamızı Çanakkaleden alma sebebimizde buydu. çocuklarımızın Çanakkalede doğmasının sebebide buydu.
Şimdi, 7 yıldır ailemle kelimenin tam ve gerçek anlamı ile mutlu bir hayat yaşıyoruz. çocuklarım güven içinde mutlu ve sağlıklı büyüorlar. Eşim her ne kadar biraz yalnız hissetse de, büyükşehirin kalabalık yanlızlığından daha iyi durumda.
İşin gerçek uzmanından özel bir tavsiye, en az işiniz kadar ailenize özen gösterin, mutluluğunuz katlanarak büyüsün.
Eğer mutlu değilseniz sebebi budur.
iyi forumlar.

