• 01-06-2023, 23:24:14
    yani almayada yaşayan dönerci dükkanı olan amcam türkiyeden işçi çağırıyor aylık 3800 euro ya sen 4000 euro diyorsun 1500 euro gıda diyorsun bu ne yaman çelişki pek anlayamadım algı yaratmaya mı çalışıyorsun pek bilemedim
  • 02-06-2023, 00:40:59
    Arkadaşlar, hepinize söylüyorum. Nefesinizi boşa tüketmeyin. Ülkede 2 kesim var. Birisi hükümetin oturduğu saray ile, onların bindiği arabalar ile övünüyor. Her ne olursa olsun devlet ile hükümet ayrımını yapamıyor. Hükümeti sevmiyorsan teröristsin, bölücüsün, fetöcüsün vs. Bir diğer kısım da sorguluyor daha iyi nasıl yaşarım diye. Avrupa İnsan gibi, maddi manevi hukuki insan haklarına bağlı yaşamak isteyenler için bir bölge, maalesef başka şekilde anlatamam. Türkiye ekonomik açıdan şu anki hükümet ya da bir başkası da olsa en az 30-40 sene kendini toparlayamacak bir ülke. Gönül isterki Avrupada şartlarda Türkiyede yaşayalım ama maalesef çok uzun bir süre mümkün değil.

    O övüp durduğumuz Almanya ( ki hak ediyor övülmeyi) bakın 50 sene öncesine. Ya da hitler dönemine ne hukuki, maddi, manevi acılar yaşamış. Ama doğru yapılanma ile bugün bu durumlara gelmiş.

    Almanyada mecliste tartışılan bir önergeyi söyleyeyim size " Türkiyede hükümetten şikayetçi olanların iltica başvurularını kabul etmek " Bugüne kadar ben hükümeti beğeniyorum diyerek iltica edemiyordunuz. Şu anda yıl sonunda bunu yasalaştırmayı düşünüyorlar. Bir düşünün ülkemize, bizim severiz sevmeyiz cumhurbaşkanımıza ne gözle bakıyorlar.
  • 02-06-2023, 19:57:07
    karikaturname adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Valla ben baldızın yalancısıyım. Hiç çalışmamışlar. Burda istanbulda evleri var, edremitte yazlıkları var. Köylerine 4-5 katlı ev yaptırmışlar. Sen ister inan ister inanma, ben inandım şahsen.
    İşleri zor, zira bir kaç yıldır Avrupa ile Türkiye arasında vergi kaçırma, eksik vergi beyanı gibi konularda bilgi paylaşımı başladı diye biliyorum. Hatta sosyal yardım imkanlarından faydalanıp da Türkiye'de mal, mülk ve gelire sahip olan insanları bazı ülkeler "Kamu malını, imkanlarını kötüye kullanma, istismar" etme gibi şeylerle yargılamaya başladılar. Elbetteki uzman avukatlar ile bir şekilde bu sorunu da çözebilen, çözmeye çalışan insanlar vardır fakat bu tarz şeyler Avrupa'da Türkiye'den gelen insanlara karşı ırkçılığa ve önyargıya ne yazık ki destek sağlıyor.

    Yıllar önce Belçika'da düğününde önemli bir otoyolunu konvoy ile kapatan Türk çifte, hakim bu yüzden ciddi bir ceza vermişti ve kamu düzenini agresifçe aksattıkları için Avrupa ülkelerindeki ırkçı insanların, ırkçılıklarını diğer insanlara yayabilmelerine imkan sağlıyorsunuz diye haklı olarak sitemde bulunmuştu.

    Konuya gelecek olursak Avrupa veya Amerika'yı ne bir cennet ne de bir cehennem gibi görmemek, düşlememek gerek. Gittiğiniz yer inanılmaz düşük nüfusu ile inanılmaz yüksek kişi başı gelire sahip, zenginlik ve üst düzey bir sosyal devlet değilse kimse kimseye bedavadan "zengin" bir hayat vermeyecektir. Aynı şekilde gittiğiniz ülkede iç savaş, hangi türden ideoloji - konular olursa olsun radikalizmin tavan yaptığı veya ekonomik olarak Türkiye'den daha kötü durumda bir ülke değilse yine aynı şekilde ciddi bir fakirleşme, sefilleşme durumu olmayacaktır. Değil ülke değiştirmek, aynı ülke içerisinde ev değiştirmek bile ekonomik ve adaptasyon olarak zaman ve maddi maliyettir, masraftır.

    Haliyle bu şöyle kötü, böyle iyi bunlar anlamsız. Bir de üzücü de olsa rakamlar, kıyaslama - baz noktası ile anlam ifade eder, başarı veya başarısızlıkta. Türkiye'de ortalamadan ve çevrenizden biraz daha fazla kazanıyorsanız, Avrupa veya Abd'de oradaki ortalamanın ve oluşacak yakın çevrenizden aynı şekilde aynı oranda fazla kazanamazsanız maddi olarak daha yüksek alım gücü ile daha fazla şeye sahip olacaksınız fakat bu psikolojik paradoksun olumsuz etkilerinden kurtulamayacaksınız. Bu yüzden Türkiye'deki büyük şirketler ve aileleri, ünlüler ve sanatçılar Avrupa veya Amerika'ya kalıcı olarak şirketlerini ve evlerini taşımazlar. Bu yüzden Avrupa ve Abd'de ortalamanın üzerinde yer alamadığı için o ortamda mutlu olamayıp Türkiye'de manevi, maddi insanlar daha mutlu ve iyi hisseder. Türkiye'de de tuvaletleri, çöpleri, mutfakları temizleyen sarhoşlarla veya egoist müşterilerle muhattap olan, olmak zorunda olan bir ton insan var. Ne ülkemizdeki ne diğer ülkelerdeki etnik ırkçılık faktörüne diyebileceğim bir şey yok bu durum üzücü, kalıcı olarak çözüm bulabilmesi mümkün olmayabilir ama giyim, hakaret, konuşma tarzı ırkçılığı bir nebze olsun azaltabilmek için fayda sağlayabilir.

    Türkiye'de kumar minvalinde risk almayı sevip, etiği - doğruları bir kenara bırakan insanlar, ahlak edebiyatı yapıp borçlanmada, kuralsızlıkta ahlaksızlığın dibini vuran insanlar ( borçları zamanında ödememe ve af ile hiç ödememe, vergi beyan etmeme, gündelik bir çok olayda birilerinin ve kamunun hakkını şahsi hakkıymış gibi saygısızca suistimal etme gibi gibi ) bu konuda Avrupa ve Amerika gibi ülkelerde daha ciddi sıkıntı yaşayacaklardır. Bu ülkelerde etik ve ahlak dışı davrananlar, davranmaya çalışanlar yok mu, elbetteki var fakat Türkiye'deki tarzı, yaygınlığı ve klişe yapısı ile aynı şekilde olacağını, olabileceğini sanmıyorum...