
2009 yılında Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da eskilerin deyimiyle "Akıllara ziyan" bir olay / dava oldu.
Polis bir parkta duran çalınmış bir arabanın bagajında 166 kilo esrar buldu. Malezya yasalarına göre bu miktarda esrar bulundurmanın cezası ölümdü. Görgü tanıkları o arabanın arkasında son görünen kişiyi ve giydiklerini tarif ettiklerinde araştırma neticesinde Raj ailesinin çocuklarından birinin şüpheli olduğu anlaşıldı ve zanlıyı tutuklamak için ailenin evine gidildi. Eve gittiklerinde karşılarına tek yumurta ikizleri Sathis Raj ile Sabariş Raj çıktı. O denli birbirlerine benziyorlardı ki görgü şahitlerinin asıl suçluyu saptaması olanaksızdı, sorgulamak için ikisi de tutuklandı.
Sorgulama sırasında her iki sanık da esrarla ilgili olmadıklarını olay günü bütün gün evde yalnız olduklarını söylediler ve her ikisi de arabanın arkasında görüldükleri söylenince
- Ben evde idim kardeşim görülmüş olabilir, dedi. Gerçekten de komşuları evde bir tanesini gün boyunca gördüklerini doğrulamaktaydı. İki kardeş tıpatıp aynı kiloda ve boyda olduklarından tek giysi dolapları vardı ve arabanın yanında giyildiği görülen renkli gömlek dolapta asılıydı. Her iki kardeş de o gün diğer kardeşlerinin o gömleği giydiğini söylediler. Aynı aileden abileri R.Deva Raj daha önce çeşitli suçlardan mahkum olmuştu, bu yüzden polise göre kurulan komplo ve iki kardeşin de suçluluğu şüphe götürmezdi. Yapılan DNA analizleri ve parmak izi testlerinden de kesin sonuç alamayınca, savcılık her iki kardeşi de yargıç karşısına çıkardı.
Yargıç Zaharah İbrahim dikkatle dosyayı inceledi ve Malezya hukuk tarihine de geçen tartışılmaz bir karar verdi.
Karşısında hangisi idam cezası alacak diye korku içinde bekleyen Raj kardeşlere bakmadı bile. Savcıya döndü ve şunu dedi;
- Yasalara göre, benim öncelikli işim, savcılığın sanıklar aleyhindeki delillerinin olduğunu belirlemektir, ve devam etti
- Suç sabit ama suçlu sabit değil. Karşıma gelen bu iki sanıktan biri suçlu ve cezalandırılmalı diğeri ise beraat ettirilmeli. Ama hangisinin cezalandırılıp hangisinin salıverileceğini ben değil savcılığın ortaya koyduğu tartışma götürmez deliller belirlemeliydi. Bu özel davada, savcılık bunu yapamamış. Ne tanıklar, ne adli tıp çalışmaları suçlunun bu ikizlerden hangisi olduğunu belirleyemiyor.
Bu durumda ben kimim ki yanlış insanı ölümle cezalandırayım? Her iki sanığın da suçu sabit olmamıştır. Davayı düşürüyorum. Sanıklar serbesttirler.
Mahkeme kayıtları hiç beklemedikleri bu karar yüzünden kardeşlerin çığlıklar atarak birbirlerine sarıldıklarını söylüyor.
Raj kardeşler Malezyada hor görülen sınıftan ve de üstelik göçmendiler. Çevrelerinde bile çok sevildikleri söylenemezdi. İstediklerini yapabilselerdi 166 kg uyuşturucu ile kim bilir kaç bağımlı insan daha derin bir çukura düşecek, kaç tane de yeni bağımlı yaratılacaktı. Abileri azılı bir sabıkalı idi. Muhtemelen polisin de düşündüğü gibi kardeşlerden en az biri suçlu diğeri de onun işbirlikçisi idi.
Eğer Zaharah İbrahim kendi kanaatine göre kardeşlerden bir tanesini suçlu görüp idam hükmü verseydi, ve diğerini de hapse tıksaydı kimse bu davadan ötürü onu suçlamayacaktı. İdam edilen kardeş için pek az kişi yaş tutacaktı. Daha da ötesi yargıç İbrahim büyük bir çoğunlukça desteklenecek alkışlanacaktı da. Buna benzer bir iki davada daha benzer karar alıp siyasete de atılabilirdi.
Ama her şeye rağmen Zaharah Ibrahim başka türlü karar verdi ve ülkesini ve kendisini dünya hukuk çevrelerinde tanıttı.
Doğru olanı yapmak cesaret gerektirir.
Zaharah İbrahim, daha sonra 2019 yılında Malezya yüksek mahkemesine seçilen ilk kadın yargıç oldu.