toparlanacak çok şey var ama bunları toparlamaya inan gücüm yok. içimde bir yer sızlıyor. zaman zaman acıdığını hissediyorum.
sen de üzüldün biliyorum. üzülmedim deme. üzülmediğini bilirsem sesim kısılana kadar adın inler dilimde. hem de rüyalarımda...
umarım bir sabah uyandığında güne gülerek başlayabilmişsindir. ben hiç başlayamadım. senin başlamanı isterim.
kendi acım yüzünden senin de bu denli dağılmanı, üzülmeni istemem. genelde elime yüzüme bulaştırdığım her şeyin sorumlusu olduğum gibi, kalbimin de sorumlusuyum. ona söz geçiriyorum bu aralar.
sanırım gökyüzündeki yıldızlara artık adını yazmıyorum ellerimle. çiçekler açmaya başladı. bütün bir bahar seni konuşmayacak bu kez.
bundan sonra üzülmeni, gülmeni, ağlamanı, bağırmanı, çağırmanı göremeyeceğimi biliyorum. sana bu kadar yakınken aslında bu kadardan daha fazla uzağım. sana yakın olduğumdan daha uzak olmak üzmüyor beni.
merak etmediğin şeyleri sana hiçbir zaman anlatmadım. şimdi de anlatmaya niyetim yok. bu tür becerileri bir süre sonra kaybettim.
görmezden geldim kendimi. kendime acımıyorum. hayatıma acımıyorum. ait olduğum ya da olmak istediğim herhangi bir yer yok. boşlukta yaşamaya alıştım. sanırım boşluk ve belirsizlik benim yuvam.
yalnızlığı sevdiğim gibi onları da sevmem gerekecek. kahretsin

keşke şimdi yok olsam ve kimse gelmese ardımdan koşarak. gözyaşları mesela. koşarak geliyorlar.
biraz umudum olsaydı onu da sana verirdim. al, bu kadar kalmış, senin olsun, kullan derdim. şimdi kocaman bir dağım, sesimi de yalnızca kendim duyabiliyorum ve başka hiçbir şey yankılanmıyor içimde huzursuzluktan başka.
bir sabah uyanıp içimdeki beni susturmak istiyorum. umarım günün birinde en güzel dileklerin kabul olur. istediğin hayatı yaşamanı isterim.
ben pek oralı değilim. sen hangi şehirsen ben başka şehirde doğmuşum.
biliyorum. olur da kendime yalanlar söylediğimde sana yakalanırsam tekrar girme hayatıma olur mu? ben sadece kendimi kandırırım çünkü. biliyorsun.
sana hiç yalan söylemedim. bunu bilmiyorum demeye hiç hakkın yok. olsun... bu hakkı da vermiştim sana bir zamanlar.
keşke bütün bunları içime de anlatabilsem. seslendiğim duvarlar benimle konuşsa ve kendimle konuşuyormuşum gibi delicesine yanılgılara, deliliklere kapılmasam.
seninleyken kendimle savaştığım günlerde, sensiz de kendimle savaşıyorum. içim acıyor bazen. durduramıyorum.
akşamüstü hangi sokakta olduğunu bilmeden tahmin yürüttüğüm zamanlar oluyor. benden sonra içmeye devam ediyorsun, biliyorum. bu bir tahmin. ama tahminlerin de ötesi vardır.
kalbin hissettiğini dil söylemeden duramıyor pek
canımıniçi sevgilim, alkolle aranı açarsan iyi olur. uyurken kalorifere yasla sırtını.özellikle spordan döndüğün günler. küçük soğuk algınlıkları ciğerlerinde ciddi sorunlara yol açar çünkü. sen de annen gibisin
ciğerlerin kaldırmaz, biliyorum. sigarayı azalt. mümkünse içme. çabuk etkiliyor seni. gün boyu öksürüyorsun.alkolik değilsin ama sigarakolik olmanı da istemem. banyodaki ıslak terliklerden geceleri uzak dur. üşütürsün.
saat 12 de uyuyorsan her zamanki gibi, 2.50'ye kadar uyumayan arkadaşlarından rica et, uyurken baksınlar sana. 2.50 ve 3.20 arası üstünü açıyorsun. sırtın üşümesin

belki bedenin üşürse ısınırsın ama kalbin üşürse eskiden olduğu gibi avuçlarımın içine gözlerine bakarak aldığım bir kalbin olmayacak ve ısıtamayacağım.
zaten benden de soba olmaz. merak etme. halı olur mesela. üstüne basar geçersin. çok çiğnedin, bilirsin.
yine de diyemiyorum; cehennemde her şey tersine dönse de ben yanmak için geldim sana diyemiyorum. anlamını yitirmiş onca güzellikten geriye kalan o sokağın çıkmaz olduğu, el ele yürüdüğümüz karanlık, dar ve topraklı yollar, senin soluğunda açan çiçek, sen yürürken sustuğumuz anlarda dinlediğim nefesin ve daha fazlası...
gözlerin hakkında söylemediğim bir şey var, dinler misin bilmiyorum. annen sana badem göz der, bense hep bal köpüğü gözlerin demek istedim. dünya üzerinde kaç insan kaç insana bunu söylemiştir, bilmiyorum.
ama çok demek isteyip de diyemediğim tek betimleme buydu galiba. aramız huzursuzluk doluydu. söyleyemedim. sesim kısıldı. içimde kalmasın. sen bensiz çok güzel yaşarsın, biliyorum.
bana yaşayamam deme; kafanın içindeki seslere kızarım... sorun değil, hayallerimin alnının çatından vurulmuş olduğu gerçeğiyle sensiz de yüzleşebilirim. sen bana aldırış etme pek.
her zamanki gibi zırvalıyorum. her şeye rağmen ellerin ısındığında susadığını bil. tenin kuruduğunda başın ağrıyor. farkında değilsin. o anlarda su içmelisin.
kızdığında kimsenin gözlerine bakamıyorsun. korkak olma bu kadar. gözlerine bakamadığın kimseye kızamazsın. çünkü birinin gözlerine bakamıyorsan onun karşısında duracak gücün de yoktur. güçlü ol.
uyumadan önce telefondan izlediğin videoları bir kenara bırak. yeni kitaplar var. birlikte olsak isimlerini yazardım sana. ama ayrıyız. senin de o cümleleri okuyup acaba burada bunu o da düşündü mü deme ihtimalini göze alamıyorum. üzgünüm.
bana sırf oğuz atay serisi aldın diye henüz atamadım. sanırım hediye etmem gerekecek bir başkasına ya da bağışlamam... rafımda gördüğümde bana çok şey hatırlatıyor, bana kızma...
en son beklediğim şey ateş saçan gözlerin olur artık. ve işte aradan kocaman 3 yıl geçti. 3 yılı geride bıraktık. aslında dikkat etmen gereken çok şey var.
sana söylemek için fırsatımın olmadığı ama bildiğim çok şey var. seni severken tüm detaylarını öğrendim. keşke ezberleseydim.
o zaman unuturdum da kalmazdı aklımda. unuttuğumuz hiçbir şey acıtmıyor canımızı, biliyorsun.
alkolle aramı açıyorum. senden sonra çok dağıttı beni. kalsın o yüzden. şişede durduğu gibi de durabiliyormuş. öğrenmiş oldum. geçenlerde nefes alırken aklımda sen vardın ve kalbim acıdı. zaten hep nefesimi keserdin. kendine iyi bak.