Milletin elinden Allah'ın verdiği rızkı alanlar elindekine şükretmeyip başkasınınkine göz koyan, doymayıp başkalarının ellerindekileri alanlar. Afrikadakilerin ellerinden aldıkları gibi.
Hiç bir zaman doymayacaksın. Karnın doysa ev isteyeceksin evin olsa yazlık diyeceksin, her zaman bir üstü olacak. Elindekilerin değerinin farkına varmadığın sürece nelere sahip olduğunu bilmeden zengin de olsan yokluk içinde yaşayacaksın. Eğlenmek zarurui ihtiyaç değildir, sen hedonistsen, haz bağımlısıysan o başka ...
Şükretmeyi, ensene vursunlar alsınlar lokmanı sen yinede ses çıkarma anlıyorsan yanlış anlıyorsun. Şükretmek rızkı verene teşekkür etmek, elinden alana boyun eğmek değildir.
gördüğüm en boş yorumlar genelde bu dindar tayfadan çıkıyor. boş yorum nedir bunu da tanımlayayım. hiçbir katkı sunmayan, sadece konuşan tip.
şükretmek doğru bi şey değildir. her zaman fazlasını isteyeceksin. hep. bu sayede gelişir, üretir, dahasını kovalarsın. birileri dahasını kovaladığı için sen bu bilgisayarı, interneti, arabayı, elektriği kullanıyorsun örneğin. " hep daha fazlasını " istedikleri için.
sizin mantığınızla bir dünya dönüyor olsaydı emin ol birinin kolu kırılsa, bir kolun daha var bi şey olmaz şükret ' kafasından öte geçilmezdi. afaki, farazi ve gereksiz bir örnek sanıyorsun belki ancak hayır. tam olarak durum bu sizler için.
bu ülke şükür mantığı yüzünden bugünleri yaşıyor örneğin bilmem farkında mısın. 3 lokma ekmek uzatılınca " buna da şükür " dediği için. kendisine o 3 lokmayı uzatanlar onun sırtından milyonları kazandıkça oraya bakmayıp, ses yükseltmediği için.
din, toplumların afyonudur. - Karl Marx.
ayrıca Atatürk'ün sözleriyle bitireyim.
"Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.
Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sâirenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi.
Bilakis, Türk milletinin millî rabıtalarını gevşetti; millî hislerini, millî heyecanlarını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu Arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu.
Muhammedin dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allaha kendi millî lisanında değil, Allahın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı.
Arapça öğrenmedikçe Allaha ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti birçok asırlar ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'ân'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan dini hırs ve siyasetlerine âlet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa'da Allah kelimesinin îlâsı (yüceltilmesi) parolası altında Hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.
Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. Mısır'da belirsiz bir adamı 'Halifedir' diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pâreyi hilâfet alâmeti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gâh şarka, gâh garba veya her tarafa birden saldıra saldıra
Türk milletini, topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allaha mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Millî duyguyu boğan, fânî Dünya'ya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra Âhiret'te kavuşacağını vaat ve temin eden dinî akîde ve dinî his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mânî olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara kendilerinden evvel ölenlerin Ahiret'teki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek Âhiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi, Dünya'nın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı. Davetlileri Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdan-ı umûmîsi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle (açıklıkla, ferahlıkla), büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu?
Türkün millî hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, Cennet'i değil, eski, hakîkî büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra. Türk milleti, millî hissi dînî hisle değil, fakat insanî hisle yan yana düşünmekten zevk alır, vicdanında millî hissin yanında insanî hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle müftehirdir (öğünür). Çünkü Türk milleti bilir ki bugün medeniyetin şahrahında (büyük yolunda) müstakil ve fakat kendilerine muvâzî yürüdüğü umum medenî milletlerle keşifleri mütekabil insânî ve medenî münasebet, elbette inkişafımızda devam için lazımdır. Ve yine malumdur ki Türk milleti, her medenî millet gibi mâzînin bütün devirlerinde keşifleriyle, ihtiralarıyla medeniyet âlemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet âleminin samimi bir ailesidir.
Türk milleti en eski tarihlerde meşhur kurultaylarıyla, bu kurultaylarında devlet reislerini intihap etmeleriyle demokrasi fikrine ne kadar merbut olduklarını göstermişlerdir. Son tarih devirlerinde Türklerin teşkil ettikleri devletlerde başlarına geçen padişahlar, bu usulden ayrılarak müstebit olmuşlardır. "
yani. bırakın bu şükredin goygoylarını artık. birileri şükretmeyip fazlasını kovaladı diye bu kadar imkan içerisindesin. sen de şükretmeyi bırakıp bi şeyler üretmek, oluşturmak, büyütmek, geliştirmek için çabala ülkene, çevrene katkı sun o zaman sana saygı duyalım. yoksa sadece boş sözlerle milleti uyutmaya devam ediyorsunuz deriz.