https://www.youtube.com/watch?v=Z6ylGHfLrdI
Birazdan bu okuyacakların seni korkutabilir. Şayet okumaya devam edecek kadar cesarete sahipsen, cesaretin için seni tebrik ediyorum. Son olarak şu uyarıyı da yapmak istiyorum. Okuduktan sonra uyumamalısın. En azından bir kaç saat süreliğine... Bilinçaltın veya başka bir şey yüzünden kabus dolu bir gece yaşayabilirsin.
Her şey bundan tam 5 yıl önce bugün yaşandı. Zaman, çoğu kişiye çabuk geçtiğini hissettirse de ben, Tahsin, İdris ve Tahir için öyle olmadı. Hatta Barış için tamamen durdu...
5 yıl önce bugün, Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde 5 kişilik arkadaş grubuna sahiptim. Adeta yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Ailemizin gönderdiği harçlıklar çoğu zaman yetmezdi. O yüzden kimin parası yoksa aileden gelen parayla birbirimize destek olurduk. Ancak parasızlık hepimizin canını sıkmaktan öteye gitmiş, psikolojimizi bozmaya başlamıştı. Dersleri de oldukça aksatmıştık. Üniversiteye giderdik, ama derslere girmezdik... Haliyle eğitimden de yavaş yavaş uzaklaşmaya başladık...
Yine moral bozukluğu olan bir gün, ben ve Barış üniversitenin kantinlerinden birinde oturuyorduk. Cebimden sigara paketini çıkartıp baktım, sadece 3 dal kalmış. Birini Barış'a uzatıp birini ben aldım. Paketten son dalı alıp gömleğimin cebine koydum, paketi ise buruşturup elimde sıkarak topladım. Tam sigarayı yakacakken, Barış dur yakma, çay alıp geliyorum çay sigara yaparız dedi ve hızlı adımlarla yanımdan uzaklaştı. Benim bakış açım yolun tam karşısını görüyordu. Yoldan gelen geçenlere bakıyordum. Yolun karşısında kapkara giyinimli birinin yürüdüğünü gördüm. Ama kara çarşaf giyinenler gibi değildi. Nasıl söylesem, kara çarşaf giyinenlere benzemiyordu işte... İçimden bu sıcakta bu kıyafetle, üstelik Trabzon'un neminde iyi dayanıyorlar derken, o kadın aniden durdu ve bana doğru baktı. Kendi kendime neden durup bana bakıyor bu diyerek bende ona daha dikkatli bakmaya başladım. Sonra bana bakmadığını fark ettim. Evet evet bana bakmıyordu. Barış'ın oturduğu sandalyeye bakıyordu. Galiba Barış geldi, kesin barışı tanıyor. Çünkü Barış'ın dini bütün arkadaşları oldukça fazlaydı. Masaya doğru dönüp, "Barış karşıdaki kadın galiba seni tanıyor. Sana doğru bakıyor." demek için yana doğru döndüm ve Barış ga... demeye fırsat olmadan kadının tam karşımda oturduğunu gördüm. Sadece gözlerine odaklanabildim. Gözleri ne kırmızı, ne de turuncu. Çok değişik bir renkteydi. Gözbebekleri ise simsiyahtı... O korkuyla tam masadan kalkacakken öyle bir bağırdı ki, ne erkek sesi ne kadın sesi... O ses ile birlikte ayağım masayla sandalye arasına sıkıştı ve sandalyeyle birlikte geriye doğru düştüm. Her yer kapkaranlık oldu. Sadece ben ve onun gözleri vardı...
Bir şey beni sallamaya başladı. O an öyle bir tokat yedim ki... Kendime geldiğimde masayı sıkı sıkı tutmuş, adeta kitlenmiştim. Beni sallayan ve tokat atan Barış'mış. Ne oldu, neyin var? Kriz falan mı geçiriyorsun? Bu halin ne gibi bir ton sorularla benimle konuşuyordu. Barış'ın sesi bana ilk başlarda uzaktan geliyormuş gibiydi. Daha sonra ise düzelmeye başladı. Masaya koyduğu çayı alıp sıkı sıkı tuttum ve büyük bir yudum aldım. Çünkü derin dondurucuda uzun süre kalmış gibiydim... Oha yanacaksın! Bırak şu çayı da anlat ne oluyor dedi. Ben galiba deliriyorum dedim. Nasıl yani dedi. Sen gittikten sonra yolun karşısında birini, bir şeyi gördüm dedim. Kaşlarını çatarak bana bakıp, kimi dedi? Şey, şeyi derken... İdris, Tahir ve Tahsin aynı yolun karşısından hararetli şekilde konuşarak geldiklerini gördüm. Toparlanıp bizimkiler geliyor, sonra konuşalım dedim...
***
İdris ve Tahir tartışmalı konuşarak masaya oturdular. Ardından Tahsin yan masadan sandalye çekip oturdu. Bir şeyler konuşuyorlardı ama aynı anda konuştukları için anlaşılmıyordu. Üstelik birde az önce yaşadığım o olaydan sonra başım oldukça ağrıyordu. Bir susun ya diye bağırdım. Barış ise beni destekler şekilde evet bence de susun. Ne konuşacaksanız tek tek konuşun anlaşılmıyor dedi. İdris tam konuşacağı sırada, Tahsin lafa atladı. Şimdiden söylüyorum ben karışmıyorum. Yorumda yapmıyorum dedi. İdris, o zaman sen sus dedi ve anlatmaya başladı. Bir şey duyduk. Burada gizli dövüş kulübü gibi bir şey varmış. İnsanları dövüştürüp bahis oynatıyorlarmış. Kazananlar arasında o gecenin hasılatının büyük bir kısmı bölüştürülüyormuş. Barış, eeee dedi. Eeeesi cebimizde metelik yok. Gidelim biraz dayak yesekte birimizden biri illaki kazanır. Cebimiz biraz para görür dedi. Bana dönerek biz yenilsek bile sen kesin kazanırsın. Bu kaslarla boşuna bodyguardlık yapmıyorsun. Kasların daha fazla işe yarasın diyerek güldü. O ara Tahir sen parasızlıktan resmen kafayı yemişsin. Ben onaylamıyorum bu işi dedi. Barış ise bana doğru bakıp, sakalını okşayarak aslında fena fikir değil ama bilemedim dedi. Tahsin'e döndüm. Bana hiç bakma yorum yok dedim, dedi. O an yaşadıklarımı unutmuştum. Biraz düşündükten sonra, gömleğimin cebimdeki son dal aklıma geldi. Hiçbirimizde para kalmamıştı. Akşama yiyecek ekmek bile belki evde yoktu. O sıra İdris, tamam ben ve Barış onay veriyor, 2-1 durum. Sen ne diyorsun diye bana sordu. Gömleğimden son dal sigarayı çıkartıp yaktım. Derin bir nefes aldım. Tamam ama bir şartım var dedim. Hepsi bana baktı. Tamam ama bu dövüşe sadece ben gireceğim. Sizler dövüşmeyeceksiniz dedim. İdris hemen tamam dedi. Barış ise öyle şey olmaz, haksızlık bu. Sen dayak yiyerek para kazanacaksın. Bizde senin paranı mı yiyeceğiz? Üstelik kazanıp kazanmaman bile belli değil dedi. Tahir'de ben onay vermedim, bu şarta da onay vermiyorum dedi. Hanginizin cebinde ekmek alacak para var? Dövüşe girseniz kazanacağınızı mı zannediyorsunuz? Dediğin gibi gizli bir şeyse adil bir dövüş olmayacak. Hem senin benim parası ne zamandan beri yapmaya başladık. Bu işe gireceksek, sadece ben dövüşürüm yoksa yok dedim. Ben tamam diyorum dedi, İdris. Barış'da peki madem dediğin gibi olsun dedi.
İdris, bize bütün detayları ve yeri söyledikten sonra, hep birlikte hazırlanıp çıktık.
Devamını özet geçerek devam ediyorum.
Dövüş çok çetin geçmişti. Kaşım patlamış, sağ gözümün altı morarmış ve sol serçe parmağım kırılmış, yüzümde biraz şişmişti. Ama galip gelerek, bana düşen parayı almıştık. Hastaneye gidersek bir ton ıvır zıvır işlerle uğraşacaktık. Arada sırada bodyguardlığını yaptığım mekana gittik. Bu tarz yaralanmalar için ilk yardım malzemeleri vardı. Bir güzel pansuman ve bir avuç ilaç aldıktan sonra, doğruca müzik, alkol ve kızlara kendimizi kaptırdık. Gece boyunca 3 kızla takıldık. Gecenin sonunda kızlardan biri, bence eğlence burada bitmesin, bize gidelim. Biz sizin gibi 5 kız aynı evde kalıyoruz. Diğer iki arkadaşın işi vardı, gelemediler. Çoktan evdelerdir dedi. Diğer iki kızda onaylayarak evet bize gidelim dediler. Hepimiz sallana sallana birbirimizin gözüne baktık. İdris, omuz silkerek bizce de diyerek güldü. Hep birlikte gülüşerek mekandan çıktık ve evin yolunu tuttuk.
***
Evde de bir taraftan içip bir taraftan slow müzik eşliğinde dans ediliyordu. Ortam acayip derecede duman olmuştu. Benim kolumu kaldıracak halim kalmamıştı. İdris, hani 5 kişiydiniz? 5. arkadaşınız nerede dedi. O sırada kapı gıcırtısı geldi. O sırada kızların hepsi aynı anda kahkaha atmaya başladı. İşte kraliçemiz geliyor dedi. Ayak sesleri ve kapı gıcırtısıyla gözümü açtım. O da ne! Bu oydu!!!
İdris, yuh senin gözlerin nasıl öyle? Işık lens falan mı o demeye kalmadı, bardak kırılma sesi geldi. Yerimden hafif doğruldum yere baktım, İdris'in elinde tuttuğu bardak kırılıp önüme düşmüş. Sağıma soluma bakıp İdris'i aradım. Tahsin ve Tahir'in gözleri kocaman olmuş, put gibi donmuş tavana bakıyorlardı. Tavana doğru baktım... İdris tavana yapışmış, çığlık atıyor. Ama biz çığlığını duymuyorduk. Gözüm o kadını aradı... Ona doğru yeltenip gırtlağına yapışacaktım. Bir anda 4 kız o kadın gibi kap kara kıyafetlerle kadının önünde ve benim karşımda durdular. Sanki biri bana tekme atmıştı. Ama böyle bir tekme yok. O gelen vurmanın etkisiyle resmen uçup duvara yapıştım. Sanki biri beni duvara tutkalla yapıştırmış... Küfürler ediyorum, bağırıyorum, çağırıyorum....
Tahsin ve Tahir'e dönüp bir şey yapsanıza neyi bekliyorsunuz diye bağırdım. Tahsin ve Tahir bana doğru dönüp baktılar. Gözleri simsiyahtı... Gözbebekleri bile simsiyahtı... Ellerinde ise bıçak vardı. Aynı anda birbirine sapladılar. Sanki deprem oluyor gibiydi. Evin içi sallanıyor, eşyalar yer değiştiriyordu. O an içimden aklıma gelen bütün duaları okumaya çalışıyor, bir taraftan da kendimi duvardan kurtarmaya çalışıyordum. Yavaş yavaş kolumu ve ayağımı kımıldatmaya başlamıştım. Tabi bu arada kızlar sürekli benim, Tahsin'in ve Tahir'in etrafında dolanıp bir şeyler söyleyip çığlık atıyor, gülüyordu... Hiç gücüm kalmamıştı. Bana baskı yapan şey aniden beni bıraktı. Olduğum gibi yere düştüm. Parmaklarımı bile oynatacak halim kalmamıştı...
Bana baskı yapan güç bu sefer göğsümden çekerek hızla salonun ortasına çekti beni. O şey... Kadın dediğim o şey... Kadın demek, erkek demek bin şahit ister. Tam dibimdeydi. Gözleri kapkaranlık bir kuyu gibi beni içine çekiyordu. Bakmak istemiyordum, kafamı çevirdim. Sonra uzun tırnaklarıyla boğazımı sıkı sıkı tuttu. Sonra yüzümü tuttu... Kendine doğru çevirdi. Kafasını hafif eğip, o uzun tırnaklarını yukarı doğru gösterdi. İstemsizce kafamı korka korka kafamı yukarı kaldırdım. İdris'in elleri ters dönmüş vaziyette gözbebeklerine kadar simsiyah olmuş şekilde bana bakıyordu ve bir şeyler konuşuyordu. Ama anlamak ne mümkün...
İdris'ten kan damlamaya başladı... Üstüme İdris'in kanları damlıyordu. Yüzüme, ağzıma, burnuma boynuma... O an, o şeylerde bendeki korku hissini onlarda da hissettim. Değişik bir şeydi... Dış kapı şiddetli şekilde tekmeleniyordu. O şeylerden bir kaçının kayboldu. Bir kaçı ise odanın değişik yerlerinde görünüp kayboluyordu. Önümdeki o şeyde kaybolmuştu. Fırsat bulup kapıya doğru yöneldim. Kapı açılmıyordu... O şey yine ortaya çıktı, bana doğru geliyordu. Rastgele bir odaya doğru koştum. Kapıyı arkadan kapatıp kilitledim. Oda bomboştu. Odanın bir ucunda Barış yerde oturmuş, her yeri kan içinde... Barış, kendi kendini jiletle kesiyordu.
Ağlıyordum, korkuyordum... Bildiğim tüm duaları ediyordum. Aklıma öğlenki olay geldi. Yine bir anlık bir şey olsun diyordum. Gözümü sımsıkı kapattım, tekrar açtım. Barış, tam karşımda jiletle boğazını kesti. Her yer kan revan içinde. Aynı şekilde benimde her yerim kan olmuştu. Barış ve İdris'in kanlarıydı üstümdekiler...
***
Bir anda aklıma muskam geldi. Bu muskayı bana 3 yaşımda bir hoca yazmıştı. Yolda beni gören hoca, annemin yanına gelip şu gün şu saatte eşinle birlikte evime gelin. Çocuğunuz için gelin demiş. Sonrasında ise babam ve annemle birlikte hocaya gitmişiz. Ailemin dediğine göre, hoca kağıda bir şeyler yazmış. Sonra bunu kara bir çarşafa sarıp dikmiş. Bu muskaya ip takın, sürekli de boynunda olsun demiş. Verirken de, sakın ama sakın içini açmayın, kumaşını da değiştirmeyin, yıkamaya da kalkmayın. Sadece o zaman gelirse açsın demiş. Bizimkiler hangi zaman demiş. Bana bakarak o anlar hangi zaman olduğunu demiş. Tam 25 yıldır bu muska banyo dışında hep boynumdaydı. O gün dövüştüğüm için takmamıştım. Dövüşten sonra da takmayı unutmuştum.
Muskayı cebimden çıkartıp boynuma taktım ve gözlerimi sıkı sıkı kapatıp dua ettim. Gözlerimi tekrar açtım... Barış'tan akan kanlar her yerdeydi. Kapı sürekli zorlanıyor, uğultular şiddetleniyordu... Aklıma hocanın o zaman açsın dediği geldi. Boynumdan muskayı çıkarttım. Dişimle muskadaki dikişlerin hepsini söktüm. İçinden katlanmış halde kağıt ve küçük bir kemik parçası çıktı. Kemiği yere koyup katlanmış kağıdı açıp yere koydum. Bir şeyler yazıyordu ama ben ne yazdığını bilmiyordum. Dikkatimi verebildiğim kadar kağıda verdim. Okumaya başladım. Ama ne okuduğumu anlıyordum ne de okuduğuma şaşırabiliyordum.
Sesler bir anda kesildi. Ayağa kalktım, kapıya doğru yanaştım. Tam kapıyı açacakken tekrar sesler, çığlıklar uğultular gelmeye başladı. Tüm gücümü ve cesaretimi toplayıp kapıyı açtım. Kapıyı açmamla her yer aydınlanmaya başladı. Aydındığın kaynağı salonda geliyordu. Salona doğru ilerledim. Bembeyaz bir ışık süzmesi vardı. O ışık süzmesinden çıkan aydınlıkla o şeyler resmen eriyor gibiydi. Bir süre sonra o şeylerin hepsi yok oldu. Büyük bir sessizlik ve ışık vardı. Sanki ışığın kaynağında bir şey var gibi ve bana bakıyordu. Ona doğru yaklaştıkça sanki bütün duyduğum korkular, acılar, üzüntüler gidiyordu. Hiçbir şey hissetmiyordum. Huzur dışında hiçbir şey...
***
Bir şey beni sarsıyor ve uyan uyan diyordu. Gözümü açtığımda Tahsin ve Tahir başucumda bana bakıyor. Galiba öğlen yaşadığımı tekrar yaşadım diye düşünürken, Tahsin'den kan aktığını gördüm. Tahir'e döndüm onda da kan akıyordu. Yüzleri bembayaz olmuştu. Hiçbirimiz konuşmuyorduk. O ara İdris'i çekyatta yatıyor gördüm. Elleri kolları yüzü bir tuhaf bize bakıyordu. Hemen koşup Barış'ın olduğu odaya gittim, Barış yoktu. Barış nerede diye bağırdım. Boş boş yüzüme baktılar. Olabildiğince hızlı bir şekilde İdris'ide yanımıza alarak kendimizi dışarı attık. Yürüyecek halimiz kalmayana kadar yürüdük. Aklıma telefon geldi. Hemen Barış'ı aradım. Telefonuna ulaşılamıyordu. Polisi aradık. Kısa süre sonra polis ve ambulans geldi. İfademiz doğrultusunda polis o eve gitti. Ancak o evde yaşadıklarımızı anlattığımız hiçbir ize, emareye rastlamamışlar. Ev bomboş haldeymiş. 3 gün sonra Barış'ın her tarafının kesilmiş bedenini sahile yakın bir parkta buldular.
***
O günden sonra İdris akıl hastanesine yatırıldı. Tahir ise kısa süre sonra okulu bıraktı, kayıplara karıştı. Tahsin'de yurtdışına gitti. Ben mi? Ben artık onları her yerde görüyorum. Çünkü onlar her yerdeler. Ama artık onlardan korkmuyorum. Onlar benden korkuyor. Beni gördüklerinde kaçıyorlar...
Not: Yukarıda okuduklarınız tamamen hayal ürünüdür. Hiçbiri gerçek değildir. Korku hikayesi seven R10 üyeleri için anlık olarak şuan yazdım. Ne kadar korkutucu olduğunu beğeninize ve taktirinize bırakıyorum.
