Alıntı
Afrika'nın Nijerya ile Güney Afrika arasındaki bölgesi Afrika'nın yaşadığı birçok derdin bir laboratuarı gibi. Savaşlar, açlık, kuraklık, AIDS başta olmak üzere hastalıklar ve tüm bunların arkada bıraktı on milyonları bulan çocuk.
Bölge son yirmi yılda büyük acılarla boğuştu. 96-97 yıllarında yaşanan ilk Kongo Savaşı'nın kısa süren çatışmalarının ardından İkinci Kongo Savaşı başladı. Savaş Afrika tarihinin en kanlı savaşlarından birisiydi ve 1inci Dünya Savaşından beri gelmiş geçmiş en korkunç trajedi oldu. 1997 yılında başlayıp 2003 yılında biten savaş bitiminden bir yıl sonra bile açlık ve benzeri sebeplerle günde 1000 ölü geride bırakıyordu.
Doğal kaynakların paylaşımından başka sebebi olmayan bu savaş ilk Kongo savaşının aksine kısa sürede büyüdü ve bölgedeki neredeyse tüm ülkeleri içine aldı. Savaşa yapılan destekler Libya ve Sudan sınırlarına kadar uzandı. Kongo üstündeki güç savaşı sonucunda 7.5 milyona yakın ölü, on milyonlarca yetim geride kaldı.
1994'deki Rwanda katliamında susan "sözde Birleşmiş Milletler" ve batı bu savaşı, katliamları ve insanlık dramını zerre iplemedi. Ülkemiz basınında bu konuda tek tük haberler yayınlandı. "Nasıl olsa orada insanlar hep ölüyordu", umrumuzda pek değildi.
Yaş 17 yolun yarısı, önemli bir sebebi hastalıklar. Bölgede şu anda 10 milyona yakın sadece AIDS'li hasta var. AIDS'in diğer hastalıklardan en önemli farkı verimli yaş grubunu vurmasıdır. 10 milyon 18-40 yaşında insan - takdir edersiniz ki- ilaçsız ve acı çekerek ve genelde pek de çalışmadan ölümü selamlamaktadır. Geriye yine 10milyonlarca yetim bırakarak. Bu yetimler eğitime katılabilecek durumları olmadığından yine vasıfsız ve genelde işsiz kitlelere yenilerini ekliyorlar ya da çoğunlukla topluma bile katılamadan bir sebepten köle olarak kaçırılıyor, paralı ve zorunlu asker yapılıyor, kızları s*ks kölesi yapılıyor ve zaten 40ını bile göremeden bu dünyadan silinip gidiyorlar.
Bölgede kalkınma savaşın bittiği 2003 yılından beri biraz olsa da var. Özellikle doğal kaynaklarını kullanmayı öğrenen Angola ekonomisi yükselişte ancak bu yükselişin kitlelere yayıldığını söylemek zor. Angola dışındaki ülkeleri ele alırsak
Botswana
Maden zengini (özellikle elmas) bu ülke dünya bankası kredibilitesi AA olan, kağıt üstünde kişi başı geliri Rusya ile yarışan bir ülke, ancak tabii ki koşullar böyle değil. Tarım konusunda problemleri var ve Namibia ile paylaştıkları sınır ırmağının kullanımı konusunda bizim Suriye ile yaşadığımız tarzda politik problemleri var. Bu bir savaş riski ve savaşların domino taşı gibi yayıldığı bir coğrafyada milyonları tehdit ediyor.
Namibia
Windhoek ve Walvis Bay dışındaki bölgeleri köy bile olmayan insanların çölde yaşadığı bu ülkede hayat uranyum ve elmas kaynaklarını sömüren (ve çok azını Namibia'ya veren) batılı şirketlerin hayatı üstüne kurulu. Öyle maden siteleri var ki pasaportla giriliyor, yani Alman sömürgecileri Namibia'nın özgürlüğünü zerre iplemiyor. Deniz ile çölün birleştiği batı kıyıları bana güneş enerjisinin yapabilecekleri konusunda hep birşeyler anlatmıştır. Zira Namibia'da kurulabilecek bir güneş enerjisi paneli, İzmir'de kurulacak panelden 3 kat daha fazla enerji üretir.
Kongo(lar)
Dünyanın en büyük barajlarından birisi bu ülkeye kurulacak ve ilgili baraj Afrika'nın tamamına (şu an için) elektrik sağlayabilecek. Madencilik Kongo için gelişme sebebi ancak kurtarıcı etmen olarak görülmemeli.
Kadınların ve çocukların durumu korkunç. Savaş sebebiyle kitlesel tecavüzler, s*ks kölesi olarak kullanma gibi kadınların intahar, öldürülme gibi durumlara düşmesine sebep olarak vakalar toplumsal hayatın adeta normalleri arasında girmiş durumda.
Bu bölgeye komşu sayılabilecek Zimbabwe'de işler iyice rezalet. Beyaz düşmanlığı sebebiyle ingiliz çiftçiler ölüm tehditleri eşliğinde ülkeden kovulduktan (milli burjuva yaratma gayreti) sonra ülke daha büyük bir açlığa gömüldü. Kişi başı milli gelirin 200 dolar bile olmadığı (yıllık) Zimbabwe hakkında Halil Berktay yakın zamanda Taraf'da bilgilendirici bir yazı dizisi hazırladı; ülkemizle benzerliklerin de değinildiği yazılara göz atmanızı tavsiye ederim. Tecavüz öldürme muhalif bastırma ve benzeri rezillikler Zimbabwe'de tavan yapmış durumda.
Afrika'nın kanlı, hastalıklı, çaresiz dünyası kimsenin zerre umrunda değil
Bölge son yirmi yılda büyük acılarla boğuştu. 96-97 yıllarında yaşanan ilk Kongo Savaşı'nın kısa süren çatışmalarının ardından İkinci Kongo Savaşı başladı. Savaş Afrika tarihinin en kanlı savaşlarından birisiydi ve 1inci Dünya Savaşından beri gelmiş geçmiş en korkunç trajedi oldu. 1997 yılında başlayıp 2003 yılında biten savaş bitiminden bir yıl sonra bile açlık ve benzeri sebeplerle günde 1000 ölü geride bırakıyordu.
Doğal kaynakların paylaşımından başka sebebi olmayan bu savaş ilk Kongo savaşının aksine kısa sürede büyüdü ve bölgedeki neredeyse tüm ülkeleri içine aldı. Savaşa yapılan destekler Libya ve Sudan sınırlarına kadar uzandı. Kongo üstündeki güç savaşı sonucunda 7.5 milyona yakın ölü, on milyonlarca yetim geride kaldı.
1994'deki Rwanda katliamında susan "sözde Birleşmiş Milletler" ve batı bu savaşı, katliamları ve insanlık dramını zerre iplemedi. Ülkemiz basınında bu konuda tek tük haberler yayınlandı. "Nasıl olsa orada insanlar hep ölüyordu", umrumuzda pek değildi.
Yaş 17 yolun yarısı, önemli bir sebebi hastalıklar. Bölgede şu anda 10 milyona yakın sadece AIDS'li hasta var. AIDS'in diğer hastalıklardan en önemli farkı verimli yaş grubunu vurmasıdır. 10 milyon 18-40 yaşında insan - takdir edersiniz ki- ilaçsız ve acı çekerek ve genelde pek de çalışmadan ölümü selamlamaktadır. Geriye yine 10milyonlarca yetim bırakarak. Bu yetimler eğitime katılabilecek durumları olmadığından yine vasıfsız ve genelde işsiz kitlelere yenilerini ekliyorlar ya da çoğunlukla topluma bile katılamadan bir sebepten köle olarak kaçırılıyor, paralı ve zorunlu asker yapılıyor, kızları s*ks kölesi yapılıyor ve zaten 40ını bile göremeden bu dünyadan silinip gidiyorlar.
Bölgede kalkınma savaşın bittiği 2003 yılından beri biraz olsa da var. Özellikle doğal kaynaklarını kullanmayı öğrenen Angola ekonomisi yükselişte ancak bu yükselişin kitlelere yayıldığını söylemek zor. Angola dışındaki ülkeleri ele alırsak
Botswana
Maden zengini (özellikle elmas) bu ülke dünya bankası kredibilitesi AA olan, kağıt üstünde kişi başı geliri Rusya ile yarışan bir ülke, ancak tabii ki koşullar böyle değil. Tarım konusunda problemleri var ve Namibia ile paylaştıkları sınır ırmağının kullanımı konusunda bizim Suriye ile yaşadığımız tarzda politik problemleri var. Bu bir savaş riski ve savaşların domino taşı gibi yayıldığı bir coğrafyada milyonları tehdit ediyor.
Namibia
Windhoek ve Walvis Bay dışındaki bölgeleri köy bile olmayan insanların çölde yaşadığı bu ülkede hayat uranyum ve elmas kaynaklarını sömüren (ve çok azını Namibia'ya veren) batılı şirketlerin hayatı üstüne kurulu. Öyle maden siteleri var ki pasaportla giriliyor, yani Alman sömürgecileri Namibia'nın özgürlüğünü zerre iplemiyor. Deniz ile çölün birleştiği batı kıyıları bana güneş enerjisinin yapabilecekleri konusunda hep birşeyler anlatmıştır. Zira Namibia'da kurulabilecek bir güneş enerjisi paneli, İzmir'de kurulacak panelden 3 kat daha fazla enerji üretir.
Kongo(lar)
Dünyanın en büyük barajlarından birisi bu ülkeye kurulacak ve ilgili baraj Afrika'nın tamamına (şu an için) elektrik sağlayabilecek. Madencilik Kongo için gelişme sebebi ancak kurtarıcı etmen olarak görülmemeli.
Kadınların ve çocukların durumu korkunç. Savaş sebebiyle kitlesel tecavüzler, s*ks kölesi olarak kullanma gibi kadınların intahar, öldürülme gibi durumlara düşmesine sebep olarak vakalar toplumsal hayatın adeta normalleri arasında girmiş durumda.
Bu bölgeye komşu sayılabilecek Zimbabwe'de işler iyice rezalet. Beyaz düşmanlığı sebebiyle ingiliz çiftçiler ölüm tehditleri eşliğinde ülkeden kovulduktan (milli burjuva yaratma gayreti) sonra ülke daha büyük bir açlığa gömüldü. Kişi başı milli gelirin 200 dolar bile olmadığı (yıllık) Zimbabwe hakkında Halil Berktay yakın zamanda Taraf'da bilgilendirici bir yazı dizisi hazırladı; ülkemizle benzerliklerin de değinildiği yazılara göz atmanızı tavsiye ederim. Tecavüz öldürme muhalif bastırma ve benzeri rezillikler Zimbabwe'de tavan yapmış durumda.
Afrika'nın kanlı, hastalıklı, çaresiz dünyası kimsenin zerre umrunda değil