• 21-05-2020, 20:36:38
    #1
    Belki de reklamcılık tarihinde en baş edilmesi zor konulardan birini ele alacağımız bu yazıdan herkese merhaba. Kemerlerimizi taktıysak uçuşa geçebiliriz...Dünya tarihinde reklamcılık örneklerini ve marka gelişmelerini yakından uzaktan takip edenler olarak ''çizgi üstü'' ve ''çizgi altı'' dediğimiz markalar hakkında biraz kafa yorayım dedim. Biraz da Linkedin dilinden uzaklaşıp sokak jargonuyla yazmak hoşuma gittiği için çayınızı içmeye gelmişim gibi yazdım. Enteresan donelerle karşılaşınca da bunu bir yazıya dönüştürmekten kendimi alamadım. Sahiden de logoyu büyütenler gerçekten logolarını mı büyütmüşlerdi?
    Bana kalırsa cevap kesinlikle hayır, hatta durum tam da tersi şekilde gerçekleşiyor. Devasa bütçelerle çalışan, binlerce kişiyi istihdam eden ve bir trend yaratan markalar neden logolarını küçük kullanıyorlardı?
    Cevap bana kalırsa çok basit. Çünkü markalarına güveniyorlardı, buna gerek dahi duymuyorlardı. Duymuyorlar da ve duymayacaklar da. Bu tıpkı sıska birinin deniz kenarında yürürken nefesini sonuna kadar içine çekip kasım kasım etrafta dolaşması gibi bir hal alıyor kısa süre içerisinde. Kendileri başta olmak üzere herkesin bildiği şeyi öyle değilmiş gibi gösterme çabasından asıl odaklanmaları gereken şeyleri göremiyorlar.

    LOGOYU BÜYÜTELİM BİRAZ!
    Temel olarak liderlerin doğru seçimi, doğru planlama, doğru stratejik derinlik, daha insani koşullar, mantıktan çok duyguya yönelik bir vizyon ve ne istediğini bilen bir marka olmak logoyu büyütmenin en yüzeysel anahtarı. Biraz daha derine inecek olursak, farklı düşünebilen zihinlerin, fark yaratacak cesareti gösteren kampanya ve adımların, insanlarda bir çeşit sadakat oluşturacak strateji ve amaçların güdülmesi, zekice hazırlanmış reklamlar, samimi ve içten kişilere dokunan ve hatta onları etkisi altına uzun süreler alan değişimlere yol açacak şeyleri tetiklemek logoyu kat kat büyütüyor.

    DAHA BÜYÜK YAZALIM!
    Neden? Yazdığınız şeyin derinliğine mi inancınız yok? Yazdığınız şeyin etkileyici olmadığını mı düşünüyorsunuz? Yoksa büyük bir yazı olması için gerçekten büyük bir yazı mı olması gerekiyor? Bu nedenle Reklamcılık sektöründe bendeniz için LOGOYU BÜYÜTENLER ve logoyu büyütenler olarak ikiye ayrılıyor bu konudaki markalar.

    ÇOK ŞEY ANLATALIM TEK BİR ŞEYDE!
    Neden bir kitap çıkarmıyorsunuz? İçine hayat hikayenizi, kampanyalarınızı, fiyatları, nerede olduğunuzu, size nasıl ulaşılacağını, ulaşırken ne kolaylıklar sağlayacağınızı ve bunun gibi aslında sadece sizi tercih ettiklerinde öğrenmeleri gereken şeyleri yazabilirsiniz. Sahi neden yapıyorlar bunu sizce de? Siz hiç devasa bir telefon numarasının ya da devasa bir logonun insanları etkilediğini gördünüz mü? Ben hiç görmedim, etkilenmedim de. Aksine tiksinti duyup özellikle o markayı hayatımın dışında tutmak için büyük çaba gösterdim.
    NEFES ALAN HERKES REKLAMCI!
    Yaptığı iş ne olursa olsun hiç sekmeden herkesin içinde bir reklamcı yatıyor. Sorun, bu reklamcının hep yan gelip yatıyor olması. O renk olmaz bu renk olur, o görsel olmaz bu görsel olur, o cümle etkilemez bu cümle etkiler, o dış ses çalışmaz, bu müzik sanki çok anlamsız gibi. Buyrun... Sizi piste alalım.

    ETKİLEYİCİ BİR KARE!
    Devasa bir Coca-cola giydirmesi olan bir binanın tam önünde durmuş, Kadıköy'ün kalabalığından biraz da kaçmak için nefesleniyordum geçtiğimiz yaz. Kırmızı renginin üzerinde beyaz renkli, etkileyici ve normal boyutlardaki güçlü bir yazı ve köpüren bir bardağın üst kısmıyla şehri kendine hayran bırakıyordu. Altta minicik bir Coca-cola logosunu sonradan fark ettim. Fark etmeme de gerek yoktu gerçi, fikir, tasarım ve uygulanış şekli bunun kime ait olduğunu 500 metreden anlatıyordu. Sonra Coca-cola'nın ajansının ve marka tarafındaki karar vericilerin bu tasarımı yukarıda devasa bir logo, altta kenara bir milim kala frenletilmiş büyüklükteki yazıları, onun da altında adresleri, onun da altında sosyal medya hesaplarını, onun da altında Coca-cola sahibinin anne kızlık soyadının 2. ve 4. harflerini falan hayal ettim. Berbat bir hayaldi.

    HANGİSİ DOĞRU?
    Tüm bu marka konumlandırmalarını, testleri, tüketici verilerini, istatistikleri ne varsa bizi besleyen hepsini bir kenara bırakıp başka bir açıdan bakmak istedim olaylara daha sonra. Neden başarısız oluyorlardı? Neden istedikleri o havalı ve lider marka olamıyorlardı? Nerede bir eksiklik yaşanıyordu? (Maddi ve diğer tüm etkileyici unsurları bu konunun dışında tutarak sadece reklam merceğinden bakarak değerlendirdim.) Aklında söyleyecek bir ton şeyi olan, tüm cümleleri karıştıran, gereksiz ve fazla jest ve mimiklerle bize ağzından salyalar sıçrata sıçrata bir şeyler anlatmaya çalışan birine benziyorlar bence markalar bu şekilde. Önce bir sakin olalım, önümüzü hatta arkamızı bir görelim. Biz ne istiyoruz? Tezgahtar gibi dümdüz ''Ben bunu satıyorum ve şu paraya satıyorum.. Koş yetiş bitiyor'' mu gerçekten vizyon? Yoksa '' Ben bunu bu nedenle ve bu şekilde satıyorum, bunu aldığında sen de kendini özel hissedeceksin'' mi?

    AMAN SUYA SABUNA DOKUNMAYALI HİÇ!
    Riske girmeyelim hiç... ama yüksek kar marjımız olsun. Cesaret gösteren işler yapmayalım... ama sektörde liderliğe oynayalım. Farklı bir şeyler yapıp sektöre yön verelim... ama bakın bizim emsallerimiz de şöyle şeyler yapmış. Ben sadık müşteriler istiyorum... ama hemen satın alsınlar ve bana para kazandırsınlar. Yeni bir akım oluşturalım ve herkes bizi parmakla göstersin... ama biz yine eskisi gibi bir şeyler yapalım garanti olsun. Sizce insanlar bunu yer mi?

    KÜÇÜK AYRINTILAR!
    Eğer zor bir dönemde cesaret gerektiren bir işe kalkışmışsanız sadece bunu gösterin, komik bir şey yapıyorsanız sadece komik olun, zekice bir şey deniyorsanız sadece insanlara ''Evet bunu anladım ve kendimi iyi hissediyorum'' dedirtin. Tüketiciler - bölgelere ve dönemlere göre değişkenlik gösterebilir - ayrıntıları seviyorlar. Çektiğiniz reklam filminde arkada görünen bir Atatürk tablosu, onları çocukluklarına götüren bir ezgi, onlara cesaret veren bir sahne, yaşama bağlayan bir slogan... Bunları yaparken araya '' eh heh biz de şunu satıyoruz hani arada kaynamasın'' yaptığınız anda, çizginin altına hatta en altına inmiş oluyorsunuz. Bana dondurma satıyorsan benim dondurma yediğim çocukluk yıllarımdaki yazları hissettir bana, kaç para olduğunu ya da nereden temin edeceğimi ben zaten bulurum etkilenmişsem. Beni salak yerine koyma. Bana bir araba satıyorsan; araba hayali kurduğum günleri 10 saniyede hissettir ve kararımı değiştir, kaç TL fırsatla bu arabaya ulaşacağım umrumda değil. O fırsatın benim yararıma olmayacağını ikimiz de biliyoruz.

    İNSANLARI APTAL ZANNEDEN MARKALAR OUT!
    Anlamazlar... Kafaları karışır... Bu ters teper... ve bir kamyon daha önyargı. Hepsinin temelinde aynı neden; Tüketici aptaldır. Yani bir toplum düşünün tüm çakallıklar onda, tüm yeniliklere adapte olabiliyor. Her şeyin bug'ını buluyor. Her şeyin çakmasını yapabiliyor ama iş senin reklamını, kampanyanı veya imaj geliştirme çalışmalarını anlamaya gelince mi birden aptallaşıyorlar? Bu belki de başarısızlığı en savunmasız olan ve etken yerine edilgen olarak düşünülen tüketicilere yıkılması, yani en basiti. Bu durum ajanslar için de markalara yönelik olarak geçerli bir düşüncem.

    SON SÖZ!
    Büyüdüğüm sokakta iki tane bakkal vardı. Biri sokağın başında işlek yerde, diğeri ortada daha az işlek bir yerde. İşlek yerdekine ne zaman gitsek sahibi peşimizde dolanır sürekli ne istiyorsun diye bizi darlardı çocukken. Hatta almayı düşünmediğimiz şeyleri bile gözümüzün içine sokardı. İçeride bir daralma gelirdi, bir an önce çıkıp orayı terk etme isteği dolardı içimiz. Ne yani baba? Ne kaygın var? Ne bu telaş? Sıkıntın ne? Bizi bir sal.. biraz gezelim bakalım, yangından müşteri mi kaçırıyorsun. Diğeri de hoşgeldin derdi, soru sorarsan cevap verirdi. İçeride istediğin kadar kalırdın, hatta içeride abur cubur yer çöpleri kasada okuturdun öyle bir bakkaldı. Kasanın arkasından sen bir şey sorarsan çıkıp gelirdi. Sade bir düzeni vardı ve kendini hep evdeymiş gibi hissederdin orada. Sana bir şey satmaya çalışmadığını hissettirirdi. Gözüne sokmazdı malını, hizmetini. Kendine güveni tam, malına güveni tam, hizmetine güveni tam bir duruş sergilerdi.
    Yıllar sonra gittim doğduğum mahalleye. İşlek taraftaki bakkal yıllar önce müşterisizlikten batmış.
    Sevgiler...
    Kadir US
    Graphic Designer
  • 21-05-2020, 20:38:29
    #2
    Yeşil SEO İnt. Hiz.
    Yazın çok güzel, eline sağlık. Keşke dümdüz yazı değil de aralara görsel serpiştirseydin
  • 21-05-2020, 20:44:30
    #3
    Çok güzel bir yazı olmuş
  • 21-05-2020, 20:45:13
    #4
    Efsane bir yazı olmuş
  • 21-05-2020, 20:46:19
    #5
    Üyeliği durduruldu
    Güzel olmuş
  • 21-05-2020, 21:17:22
    #6
    staticiation adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Yazın çok güzel, eline sağlık. Keşke dümdüz yazı değil de aralara görsel serpiştirseydin
    MAJER adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Çok güzel bir yazı olmuş
    Fitdanisman adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Efsane bir yazı olmuş
    Hussein adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Güzel olmuş
    Teşekkür ederim fakat yazı benim değil. Yazının sonunda yazan arkadaşın linkedin profilini paylaştım.