Güneş hiçbir zaman yarın yeniden doğar mıyım diye korkmaz, sadece doğar. Ağaçlar, çiçekler doğanın akışında zamanın gerektiğine uygun şekilde hareket eder. Zamanı geldiğinde çiçeklerini açar, zamanı geldiğinde kışa hazırlanmak için yapraklarını döker, "çıplak kaldım acaba bir sonraki dönem çiçek açar mıyım?" diye korkmaz... "Çıplak kaldım hiç yaprağım yok, insanlar benimle dalga geçerler mi?" diye düşünmez... Rüzgâr estiğinde hiçbir ağaç direnç göstermez. Rüzgârın estiği yönde eğilir... Direnç gösterdiğinde rüzgârın tersi yönünde hareket ettiğinde zarar göreceğini, dallarının kırılacağını bilir. Denizler yükseldiğinde geri çekileceğini de bilir... Geceleri gökyüzünü aydınlatan ay, ben hep dolunay kalmak istiyorum hiç yeni ay şeklini almayacağım demez. Gece gündüzü, gündüz geceyi, aylar mevsimleri, mevsimler birbirini takip eder. Yaz biter güz başlar. Yavaş yavaş yapraklar dökülmeye başlar. Artık yazın bittiğinin haberi gelir. Her bitiş yeni bir başlangıçtır... Yeni bir şeyin başlayabilmesi için eskiyi bırakmak gerekir. Değişimleri sevgiyle kabul etmek ve o anın tadını çıkarmak gerekir. Çünkü her yeni dönem en mükemmel haliyle gelir. Aslında insanların yaşamları da doğadaki akış gibi... Onu kontrol etmeye çalışan, tutunan, yapışan biziz. Bu yüzden yaşama dair isteklerimizin gerçekleşmesini engelleyen de biziz. Tek yapmamız gereken akışta olmak, akışa uyum sağlamak. Aslında bu dünyada her şey olması gerektiği gibi olması gerektiği zamanda ve akışta gerçekleşiyor.


https://www.youtube.com/watch?v=EWQ1...ture=emb_title