İstanbul macerası biter.
34
●2.002
- 31-05-2018, 01:13:13Istanbul, Adana, İzmir, Ankara, Amasya, Tokat, Antep, Urfa. Memleket fark etmez hocam devir bozuk. Ben en az 10 farklı memlekette çeşitli işler yaparak para kazanmaya çalıştım. Hep kanı bozuğa denk gelirmi insan. Yok bi tane adam gibi dost yok. O yüzden güvenmeyecen dostuna, en büyük dostun ailendir. Hiç mi dürüst insan yok ? Var olmaz mı varda hocam devir bozuk insanlar değil..
- 31-05-2018, 01:38:34Kaderin cilvesi işte. Birileri geliyor, birileri gidiyor. Bende bayramdan sonra iş sebebiyle Adana'dan İstanbul'a taşınıyorum.
Bilişim sektörü üzerine çalışmaya devam edecekseniz, Adanalı biri olarak Adana'yı tavsiye etmiyorum. Bilişim sektörü konusunda geri kalınmış bir şehir malesef. Adana ile İzmir insaniyet ve yaşam tarzı açısından birbirine yakın şehirlerdir. Adana'ya kıyasla aynı işinizde devam edecekseniz İzmir'de çalışmanızda fayda var. Eğer farklı bir sektörde çalışmayı düşünüyor ve kararlıysanız Adana, maddi açıdan rahatlıkla ev geçindirebilecek bir şehirdir. Yerleşim açısından şöyle bir öneride bulunabilirim. Elit bir ortamda yaşamak ve çocuğunuzu büyütmek istiyorsanız Çukurova ilçesinde ev bakmalısınız. Daha mütevazi ve uygun fiyatlı ev bakıyorsanız Yüreğir ilçesinin belli başlı mahallelerini tercih etmelisiniz. Örneğin Polis okulu civarı, Toplu Konutlar, Serin Evler gibi mahallelerdeki apartmanları tercih edebilirsiniz. - 31-05-2018, 02:26:36Adanalıyım buyur gel istediğin herşeyide özelden sor hocam. Memleketimiz güzeldir güzel cana yakındır. Özelden numaranıda at whatsapp falan görüşürüz.Karhost adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 31-05-2018, 03:10:51Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.zor bir karar...
adana hep yaşaması zor bir şehir imajı veriyor bana. hem iklim hem de problemli insanlar açısından. ama adanalı arkadaşlarım belli muhitler haricinde sıkıntı olmadığını söylerler hep.
istanbul kendi evi olmayanlar için hiç yaşanılası bir yer değil. hatta 'merkezi bir yerde evi olmayanlar' için de diyebilirim. kira haricinde elinize 4-5 bin lira kalmıyorsa ömrünüzden yersiniz.
ankaradayım, istanbuldan ev alma planım var kışa kadar, alınca taşınır mıyım? hiç emin değilim.
her zaman kesin olarak tek bir bildiğim vardır; 'OLANDA HAYIR VARDIR'.
yolunuz açık olsun... - 31-05-2018, 03:18:532 yıl önce İstanbul'a üniversite eğitimi için geldim, bir insan bir şehiri hem sevip hem de aynı anda nasıl nefret eder onu öğrendim. Herkes bir koşuşturmaca peşinde, diğer şehirlerdede bu durum var fakat İstanbul'da bu durum daha bir göze batıyor. Şehirin yerli sayısı oldukça az gibi görünüyor yani gerçekten alışma sürecim bayağı bir zor oldu. Fakat malesef en çok iş imkanıda bu şehirde bulunuyor ve okulu burda bitiren burda kalmak istiyor. Zor bir durum umarım doğru kararı verirsiniz
- 31-05-2018, 09:26:21Amman İsmail b.k vardı 1 sene öncede ben geldim bu b.klu İstanbul'aismailbal adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
- 31-05-2018, 10:49:42Mesaj atan herkese teşekkür ederim. Şimdi iş ilanlarına yönlendirmelerinize vs bakıyorum. Kesin olarak gidiyorum herşeyi ayarladım 20 haziranda ordayım inşallah. Bilişim sektörü olmasa bile başka bir işe girip yine çalışıcam mecburi. 2 3 ay işsizlik maaşı freelance idare edeceğim gibi gözüküyor.
- 31-05-2018, 11:00:17Bilindik bir hikaye ama yeri gelmişken paylaşmak istedim.
Amerikalı zengin bir iş adamı seyahati sırasında Meksika'nın küçük bir
kıyı kasabasına uğramış. Limanda gezerken, bakmış ağzına kadar balık dolu
bir tekne ve içinde keyifli bir balıkçı...
"- Merhaba balıkçı" diye seslenmiş,
"... Bu balıkları kaç zamanda tuttun?"
"- Bir iki saatimi aldı" demiş balıkçı... İştahlanmış bizim işadamı;
"- E, niye biraz daha kalıp daha fazla tutmadın?" diye sormuş.
"- Bu kadarı bize yetiyor da ondan" diye omuz silkmiş balıkçı.
Şaşmış balıkçının bu kanaatkarlığına işadamı;
"Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun peki" diye üstelemiş.
Balıkçı, özetlemiş bir gününü: "- Sabahları açılır, biraz balık tutarım.
Sonra çocuklarımla oynarım. Öğleyin karımla biraz siesta yaparım.
Akşamları amigolarla beraber gitar çalıp şarap içer,
geç vakte kadar eğleniriz. Oldukça meşgul sayılırım senyor".
Gerinmiş Amerikalı: "- Bak" demiş "... ben sana yardımcı olabilirim.
Bu işe daha çok zaman ayırmalısın.
Daha büyük bir tekne bulup daha çok balık tutmalısın.
Oradan elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın.
Kısa sürede değil, doğrudan işletme tesislerine satarsın.
Hatta zamanla kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin.
Kısa zamanda balıkçılık sektöründe bir numara olursun".
Balıkçı merakla "Bunları yapmak kaç sene alır senyor" demiş:
"15-20 yılda halledersin" demiş Amerikalı, "Ama sonrası daha parlak:
Zamanı gelince şirketini halka açarsın, hisselerini iyi paraya satarsın,
kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın."
"- Milyonlar ha..." diye tekrarlamış balıkçı...
"Eeee... sonra?" "- Sonra emekli olursun.
Küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin. İstersen zevk için balık tutarsın.
Çocuklarınla oynar, karınla keyfince siesta yaparsın.
Akşamları da arkadaşlarınla şarap içip gece yarısına kadar gitar çalarsın.
Nasıl...? Mükemmel değil mi?" .
Bir an olsun durup düşünseniz; "Bütün bu telaş ne için...?"
Arada denize açılıp, çocuklarınızla oynaşmayacak,
dostlarınızla gitar çalıp şarap içemeyecek olduktan sonra
onca koşturmanın ne anlamı var?
Hırsla örülü onca yılın vaat ettiği final,
halen yanı başımızda duran mutluluksa,
bu yarışa ne gerek var?