• 29-09-2015, 11:49:18
    #10
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bu tavır 500 sene önce Osmanlının içinde bulunduğu ve yıkılmasına neden olan tavrın ta kendisidir.
    500 sene önce avrupalılar coğrafi keşifler peşinde koşarken bu işin felsefesini anlayamayan Osmanlı yeni keşfedilen yerlerde hiç söz sahibi olamadı. Avrupalılar keşfedilen topraklardan kazandıkları ekonomik güç ile rönesans ve reform hareketlerini yaptılar sonra sanayi devrimi ile canımıza okudular.
    Adamlar 50 sene önce aya gitti, bugün Mars'a insanlı seyahatin hazırlıkları planları yapılıyor. Bir gün adamlar bu gezegenleri istila edecekler. Uzayda başka gezegenlerde koloniler kuracaklar.
    Ama marsa gitmeye ne gerek var bizim için, orada kıble bile yok.

    Bilim adamlarının Marsta su bulmaya bu kadar uğraşmasının nedeni oraya gitmek için para koparmak. Gerçekten marsta su bulunursa bu orada tarım yapılabileceğini, oksijen üretilebileceğini ve kendine yeten bir koloni kurulabileceğinin kanıtıdır ve bu iş için büyük bütçeler koparılabilir. İlk giden bayrağını diker.

    Hocam öyle demeyin bizimde ne güzel yollarımız var hemde duble yollarımız hüloğğğ
  • 29-09-2015, 11:49:55
    #11
    abcgrup adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Haklısın dünyayı el birliği ile yok edelim sonra marsa gidelim bu dediğine sen inanıyor musun acaba, bırakın artık şu batılıların ağzı ile konuşmayı. Bu dediklerin ise hiçbir zaman gerçekleşmeyecek çünkü kıyamet'e çeyrek var. Hesap gününde sorarlar sen ne yaptın marsa gittim diye cevap verirler o adamımsın geç o zaman cennete derler. Kabe her yerde, insanın kalbinde. Evren zaten insanın içinde keşfedilmeyi bekliyor, insanlar kendilerinden bihaberler marsa gitseler ne olacak evrenin diğer ucuza gitseler ne olacak. Yaşamın gayesini anlayamamışlar bana yıldızlardan haber verseler ne eme yarayacak.
    "Dünyayı isteyen bilime, ahireti isteyen bilime, hem dünyayı hem ahireti isteyen yine bilime sarılsın." Hz. Muhammed
    "Kim ilim talep ederse; bu işi, geçmişteki günahlarına kefaret olur." Hz. Muhammed
    "İlim Çin'de bile olsa gidiniz." Hz.Muhammed
    "İlim Müslümanın kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın." Hz. Muhammed
    "Alimin ölümü alemin ölümü gibidir." Hz. Muhammed
  • 29-09-2015, 12:13:00
    #12
    Bildiğim kadarı ile marsta su bulunması yaşam için yeterli değil.Mars gezegenin iç manyetik alanı günümüzde çok güçsüz olduğundan orada gezegeni güneş rüzgarlarından koruyabilecek bir atmosfer tabakası oluşamıyor.bu tabaka olmazsa en azından burası insan yaşamı için uygun olmaz.Ancak manyetik alanın eskiden var olduğu bilinen bir şey su bulunması eski zamanlarda orada canlılık olduğu anlamına gelebilir.

    özel kıyafetler ile dahi orada insanların yaşayabileceği bir ortam oluşturulabilirse,Yer çekiminin az olması orada uzay çalışmalarını çok daha az enerji ile yapılmasını sağlar böylece daha uzaklardaki gezegenlerde incelene bilirler.

    Dini yorum:İnsanlık dünyada yok olacak diye bir kaide yok,ne zaman yok olacağına dairde bir bilgi yok,16 asırdır hep çeyrek var.O güne kadar çalışmaya devam
  • 29-09-2015, 12:22:57
    #13
    NASA'nın bu keşfi yeni bir keşif değil zaten. Mars yüzeyinde su olduğu, "akar su" olabileceği, hatta varlığı son 5-10 yıldır biliniyor. Son 3 yıldır da ciddi bir şekilde Mars üzerindeki araştırmalar kamuoyu ile paylaşılıyor.

    ABD her yıl NASA'nın bütçesinden büyük bir bölümünü geri alıyor. Soğuk savaş döneminde psikolojik olarak üstünlüğü elde edebilme adına apollo görevleri vb. görevlere dünyanın parasını harcadılar. Üstünlüğü ele aldıkları zaman da hızla NASA programlarını iptal ettiler. İşte NASA insanların, ABD ve dünyanın ilgisini canlı tutabilmek adına bu tip açıklamalar yapıyor. 2020'de yeni bir robot gönderecekler Mars'a, o zaman su kaynaklarının tespit edilebilmesi, daha net görüntüler vs. için uğraşacaklar. 2025 gibi de muhtemelen göktaşlarına, 2030 gibi de Mars'a insan çıkaracaklar. Bunun için de ilginin, maddi desteğin üzerlerinde olması gerekiyor.

    60'lı yıllarda başlayan bu programlar günümüzde bu noktalara kadar ilerleyebildi. Bu ilerleme mevcut potansiyel göz önüne alındığında çok büyük bir ilerleme olarak görünse de, son derece gerideyiz hala. Mars'ın en yakın gezegenlerden birisi olduğunu ve 15-20 yıl sonra insan gönderebileceğimiz gerçeği, uzak gezegenlere robot gönderimini bile sadece bilimkurgu filmlerinde göreceğiz gibi duruyor. Mevcut teknoloji ile plüton'un fotoğrafını bile yeni çekebildik (net fotoğrafı), oraya yolculuk şuan için imkansız.

    Biz göremeyiz ama bundan 300-400 yıl sonra muhtemelen insanlar galaksilerde koloniler oluşturabilirler.

    + Mars'ta sadece su olması yaşam olanağı sağlamıyor, konuyla ilgili en mantıklı çözüm Mars'ın yüzeyine atom bombaları atılması ve manuel bir bigbang oluşturulması. Yıllar içerisinde ortaya çıkacak sıcaklıkla canlı koşulu oluşturulabilir. Çılgınca ama çok mantıklı bir yöntem.
  • 29-09-2015, 13:16:17
    #14
    SeckinHosting adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    oraya nasıl gidicez? tabiki ışınlanma bulununca
    kaç saat çeker acaba .s
  • 29-09-2015, 13:21:36
    #15
    abcgrup adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Haklısın dünyayı el birliği ile yok edelim sonra marsa gidelim bu dediğine sen inanıyor musun acaba, bırakın artık şu batılıların ağzı ile konuşmayı. Bu dediklerin ise hiçbir zaman gerçekleşmeyecek çünkü kıyamet'e çeyrek var. Hesap gününde sorarlar sen ne yaptın marsa gittim diye cevap verirler o adamımsın geç o zaman cennete derler. Kabe her yerde, insanın kalbinde. Evren zaten insanın içinde keşfedilmeyi bekliyor, insanlar kendilerinden bihaberler marsa gitseler ne olacak evrenin diğer ucuza gitseler ne olacak. Yaşamın gayesini anlayamamışlar bana yıldızlardan haber verseler ne eme yarayacak.
    Kıyamete inanamayan birine bunları demen saçma olur belki adam başa dine mensup lütfen burdan girme konuya daha çıkmazsın ve komik duruma düşersin Kıyamete çeyrek kaldığını kim söyledi sana, daha kimse bu konuda kesin bişi söyleyemezken gelip burda zırvalıyorsun konu kilit.
  • 29-09-2015, 13:22:45
    #16
    DeepSubjecT adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    "Dünyayı isteyen bilime, ahireti isteyen bilime, hem dünyayı hem ahireti isteyen yine bilime sarılsın." Hz. Muhammed
    "Kim ilim talep ederse; bu işi, geçmişteki günahlarına kefaret olur." Hz. Muhammed
    "İlim Çin'de bile olsa gidiniz." Hz.Muhammed
    "İlim Müslümanın kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın." Hz. Muhammed
    "Alimin ölümü alemin ölümü gibidir." Hz. Muhammed
    Kardeşim iyi güzel konuşuyorsun da benim demek istediğimi siz mi anlamıyorsunuz ben mi anlatamıyorum. Ben zaten bilime bir şey demiyorum çocukluğumdan beri fizik kitapları okuyarak büyüdüm ayrıca bir insanın bilimle beraber ilim öğrenmesi gerekiyor. İlim öğrenmek insanın kendisini bilmesi tanıması ile başlar. Sadece bilim peşinde durmadan koşanlar ise kendisini unutmuşlardır zaten bu yüzden değil mi insanlar birbirleri ile savaşıyorlar birbirlerini öldürüyorlar ama bir taraftan da bakıyorsun hastalıklara tedavi buluyorlar. Bir taraftan atom bombası yapıyorlar bir taraftan nükleer santraller. Sebebi insanların henüz kendilerini tam manasıyla tanımıyor ve kendi önemlerinin farkında olmamalarıdır. Sen şunu söyleyebilirsin bunlar ayrı mevzular ayrı ayrı ele alınmalı, ancak öyle değil insanlık hala bilinç atlamayı bekliyor, hala tedirginlik bütün dünyada en üst düzeyde. Bilimi geliştirenler bununla birlikte insanlığı kontrol etme ve üstünlük sağlama peşinde de koşuyorlar. Soğuk savaş yıllarına ait yazılanları az çok biliyorsundur, hala soğuk savaş bitmedi, su bulma ve bunun gibi şeylerin arkasında sadece insanlığa yararlı olma çabaları yoktur bir üstünlük arayışının insanları kamçılamasıdır bunlar. Suriye'de veya başka yerlerde kim olursa olsun dünyadan bir ses çıkıyor mu, haykıran oluyor mu. Gelin birlik olalım en azından bugün için bu zulme bu savaşlara engel olalım diyorlar mı, ama ne yapıyorlar bir taraf tutuyorlar ve ona göre bu seferde fikirler çarpışıyor. Yani insanlar ölüyor zulüm görüyorlar marsa çıkmış aya çıkmış yahu bizi ne ilgilendirir. Bir insanın hiç temizlenmeyip üstüne parfüm boşaltmasına benzetebilirim bu olayı, dışarıdan bakınca güzel görünür güzel kokar ama gerçekte içi kapkaradır.

    Kelimelere takılma ne demek istediğimi anlamaya çalış. Şimdi burada bir kelime ile siyaset yapsam üstü kapalı olarak hemen ne demek istediğim anlaşılır çünkü kelimelere değil demek istediği şeye odaklanırsınız konu siyaset olunca. Aynı şekilde yazdıklarım sadece bilimi icatları kapsayan bir yazı değildir, günlük hayatımızı da ilgilendiriyor. Marsta su bulunması senin şuanda ki hayatın için önemi ve önem derecesi nedir, kendi adınıza konuşun su bulanların adına değil. Hepimiz sonunda öleceğiz, ölümsüzlük bulunur yada bulunmaz şuan gerçek nedir; hepimizin öleceği. Tamam insanlık için faydalı şeyler bulduk peki öldüğümüzde kendimiz için ne yapmış olacağız? Yanımızda ne götüreceğiz? Götüreceğimiz şey bilinçtir, aydınlanma. Ama bu aydınlanma dünyalık şeylerle sağlanamaz, aya çıkan birisi senden benden daha aydınlanmış bir kimse değildir. Aya çıkıldığında bunun katkısı eğer aydınlanmayı sağlamışsa bir katkısı azda olmuşsa işte bu bir hizmettir. Ama yinede aya çıkan birisi için bir katkısı olduğu/olacağı anlamına gelmez. Bu teknolojik şeyler insanın yaşamını kolaylaştırır ama aydınlanmamızı ne kadar etkilediği daha esas bir meseledir. 100 sene önce kitap okuyarak aydınlanan insanları düşün şuan her şey elimizin altında bugün geçmişe nazaran daha fazla bir aydınlanma mevcut mu? Elimin altında internet var yani her türlü bilgiye ulaşabilirim, ama ben ne yapıyorum örneğin sosyal medyayı takip ediyorum ve hoşlanmadığım kişilere küfür ediyorum. Bu bir aydınlanma değildir teknolojinin bizi esir almasıdır. Teknoloji benim için bir halta yaramamıştır. Demek ki ana mesele teknoloji yada buluşlar değildir benim onları ne kadar doğru bir şekilde kullanarak aydınlanmamı sağladığıdır. Bunun içinse burada yine ben devreye girerim, çünkü aydınlanmanın yolunu bilmiyorsam hiçbir teknolojik gelişim beni kestirmeden hedefime ulaştıramaz. Sana en yakın olan şey nedir? Ay mı Mars'mı yoksa kendin mi? Peki kendin hakkında neler biliyorsun, hep başkaları hakkında fikirlerimiz vardır ama kendimiz hakkında pek bir şey bilmeyiz. Çünkü odak noktamız hep uzakta olanla ilgilidir. Gözün dışarıya bakacak şekilde yaratılmıştır bu yüzden kendi içine, hareketlerine, duygularına, ne istediğine bakmazsın görsen bile gözmezlikten gelirsin.

    Aydınlanma Ayda Marsta veya batıda değildir, şuan burada senin içinde halihazırda mevcuttur, ve bunu açığa çıkartmak için görmek için nesnelere ihtiyaç yoktur. Şimdi buraya korkularını, suçlarını, pişmanlıklarını, mutsuz olduğun şeyleri itiraf ederek kendini anlatmanı istiyorum. Büyük olasılıkla bunları yapmayacaksın, çünkü aydınlanmanın önünde ki engel seni bundan alıkoyacak. Ancak seni alıkoyan şeyin farkında değilsin bunun içinde bahaneler üreteceksin; konu ben değilim, seni ilgilendirmez, ne alaka... gibi şeyler üretecek zihnin. Gerçekleri sadece bana değil kendine bile itiraf edemezsin çünkü hem bilmiyorsun hemde zihnin seni engelliyor. Burada konu sen değilsin bu yazıyı okuyanlar, hepimizi ilgilendiriyor bu şeyler. Benim bilimle bir alıp veremediğim yoktur, demem şu ki insanlar bir şeylerin peşinden koşturuyorlar delice ama kendimizi unutuyoruz. Kendisine faydası olamamış bir insan bütün aleme faydalı olsa da kendisini kurtarmaya gücü katiyen kafi gelmeyecektir, ve benim için önemli olan sizler değilsiniz benim. Bu yüzden her birimizin ayrı ayrı aklı vardır, egolarımız vardır. Ancak egomuzu kullanmasını bilmiyoruz, bize aydınlığa ulaşabilmemiz için rehber olacağı yerde yolumuzda engel olmakta. Kendimize faydalı olduğumuzu sanmaktayız kısır döngüde burada başlıyor, işte şunlara sahibim bu kadar param var falan filan, ancak hiçbir şeyin önemi yoktur esas olan aydınlanma. Bu aydınlanma nesnelere şekillere neler yaptığıma neler ürettiğime bağlı değildir, kendi içimde olanı keşfetmekle alakalıdır. Bir söz vardır, nefsinin avukatlığını yapana akıl verilmez diye. Çünkü insan egosu yanlış ve doğruyu ayırt edemez, kendi yaptığı için her zaman doğrudur. Bu kısır döngüyü kırmak için çoğu zaman yazdıklarımda ölümün bizi kucaklayacağını yazarım ancak bu gerçekle yüzleşmek insanın zoruna gider yine nefsi yok öyle bir şey der geçiştirir. Yahu öleceksin! hayır en azından şuan da yaşıyorum ilerisi için mümkün olabilir. Peki bu ilerisi ne zaman? Bir gün sonrada ilerisi olacak, bir yıl sonrada ilerisi olacak, 10 yıl sonrada ilerisi olacak. İşte bu paradoks zihnin yarattığı bir bahanedir, gerçeği görmeni ve aydınlanma yolunda hedeflerini ertelemen için seni kandırır. Sen ise kendini egodan ayrı tutamadığın için nefsinin avukatlığını yaparsın her zaman onu savunursun. Ta ki gün gelip çatar ve gerçekten ölürsün. Ama o zamanda iş işten geçmiş olur şeytan galip gelir. İşte insanların düşmanı, en güçlü en büyük, en bilgili düşman bu. Ne atom bombası nede başka bir güçle durdurulamaz. En kaypak bir insanın yaptıklarından daha çok şey yapar bizlere. Ama asla bu oyunları göremeyiz çünkü nefsimizin bunu görmememiz içinde oyunları vardır, bir koruma kalkanıdır bu. Başkalarına bakıp kendimizle mukayese ederiz. Şuan bak bu nasıl bir adam! otomatik olarak bizler mükemmel oluruz bilinç altımızda. Aydınlanma yarın değil, sonraki gün, ertesi gün, gelecek hafta, gelecek sene, 10 yıl sonra, aya çıkıldığı zaman ışınlanma keşfedildiği zaman, dünya cennet gibi olduğu zaman, bunların hiçbirisi değil. Şuan sende varsa vardır yoksa adı üstünde yoktur. Bulmak ise değil aya çıkmak tv izlemek kadar basittir sadece yöntemi bilmek gerekir.

    Aydınlanmanın önemi nedir? Onun haricinde önem teşkil eden hiçbir şey yoktur. Klavyeyi kullanarak sana ulaşmam ve senin aydınlanmana vesile olmam aya çıkılmasından hastalıklara çare bulunmasından tekerleğin icadından daha mühimdir. Klavye olmasaydı elbette kelimeleri sana farklı olarak iletebilirdim, örneğin mikrofonun icadı var. Yani bir icadın önemi benim için neye hizmet ettiğine bağlıdır.

    Aya gitmek zor mudur? Yoksa zor olan uzun olan bu yazıyı okumak mı? İnsanlarımız yazılanları bile okumaktan aciz bir hale geldiler, özeti yok mu sadede gel gibi yorumları sıkça görmeye başladık. Teknoloji bu insanlara neyi verebilir ki? İnsanın içinde araştırma ruhu yoksa her çaba boşa çıkar, araştırma ruhu olan bir kişi içinse bir kitap okumakla aya çıkmak ayrı ayrı şeyler değildir ve birbirlerine üstünlükleri yoktur.
    Aya çıkmak değil mesele, mesele bu yazıyı okumakta değil asıl mesele ne anladığındır? Koca bir evreni anlamak insanın kendisini anlamasından farklı değildir. Çünkü yaşayan, gören, gözlemleyen zaten benimdir. Evren benim içimde yaşadığım bir illüzyondur.

    Kaynak: http://www.kitapyurdu.com/kitap/simd...tap/30954.html
  • 29-09-2015, 13:33:02
    #17
    abcgrup adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kardeşim iyi güzel konuşuyorsun da benim demek istediğimi siz mi anlamıyorsunuz ben mi anlatamıyorum. Ben zaten bilime bir şey demiyorum çocukluğumdan beri fizik kitapları okuyarak büyüdüm ayrıca bir insanın bilimle beraber ilim öğrenmesi gerekiyor. İlim öğrenmek insanın kendisini bilmesi tanıması ile başlar. Sadece bilim peşinde durmadan koşanlar ise kendisini unutmuşlardır zaten bu yüzden değil mi insanlar birbirleri ile savaşıyorlar birbirlerini öldürüyorlar ama bir taraftan da bakıyorsun hastalıklara tedavi buluyorlar. Bir taraftan atom bombası yapıyorlar bir taraftan nükleer santraller. Sebebi insanların henüz kendilerini tam manasıyla tanımıyor ve kendi önemlerinin farkında olmamalarıdır. Sen şunu söyleyebilirsin bunlar ayrı mevzular ayrı ayrı ele alınmalı, ancak öyle değil insanlık hala bilinç atlamayı bekliyor, hala tedirginlik bütün dünyada en üst düzeyde. Bilimi geliştirenler bununla birlikte insanlığı kontrol etme ve üstünlük sağlama peşinde de koşuyorlar. Soğuk savaş yıllarına ait yazılanları az çok biliyorsundur, hala soğuk savaş bitmedi, su bulma ve bunun gibi şeylerin arkasında sadece insanlığa yararlı olma çabaları yoktur bir üstünlük arayışının insanları kamçılamasıdır bunlar. Suriye'de veya başka yerlerde kim olursa olsun dünyadan bir ses çıkıyor mu, haykıran oluyor mu. Gelin birlik olalım en azından bugün için bu zulme bu savaşlara engel olalım diyorlar mı, ama ne yapıyorlar bir taraf tutuyorlar ve ona göre bu seferde fikirler çarpışıyor. Yani insanlar ölüyor zulüm görüyorlar marsa çıkmış aya çıkmış yahu bizi ne ilgilendirir. Bir insanın hiç temizlenmeyip üstüne parfüm boşaltmasına benzetebilirim bu olayı, dışarıdan bakınca güzel görünür güzel kokar ama gerçekte içi kapkaradır.

    Kelimelere takılma ne demek istediğimi anlamaya çalış. Şimdi burada bir kelime ile siyaset yapsam üstü kapalı olarak hemen ne demek istediğim anlaşılır çünkü kelimelere değil demek istediği şeye odaklanırsınız konu siyaset olunca. Aynı şekilde yazdıklarım sadece bilimi icatları kapsayan bir yazı değildir, günlük hayatımızı da ilgilendiriyor. Marsta su bulunması senin şuanda ki hayatın için önemi ve önem derecesi nedir, kendi adınıza konuşun su bulanların adına değil. Hepimiz sonunda öleceğiz, ölümsüzlük bulunur yada bulunmaz şuan gerçek nedir; hepimizin öleceği. Tamam insanlık için faydalı şeyler bulduk peki öldüğümüzde kendimiz için ne yapmış olacağız? Yanımızda ne götüreceğiz? Götüreceğimiz şey bilinçtir, aydınlanma. Ama bu aydınlanma dünyalık şeylerle sağlanamaz, aya çıkan birisi senden benden daha aydınlanmış bir kimse değildir. Aya çıkıldığında bunun katkısı eğer aydınlanmayı sağlamışsa bir katkısı azda olmuşsa işte bu bir hizmettir. Ama yinede aya çıkan birisi için bir katkısı olduğu/olacağı anlamına gelmez. Bu teknolojik şeyler insanın yaşamını kolaylaştırır ama aydınlanmamızı ne kadar etkilediği daha esas bir meseledir. 100 sene önce kitap okuyarak aydınlanan insanları düşün şuan her şey elimizin altında bugün geçmişe nazaran daha fazla bir aydınlanma mevcut mu? Elimin altında internet var yani her türlü bilgiye ulaşabilirim, ama ben ne yapıyorum örneğin sosyal medyayı takip ediyorum ve hoşlanmadığım kişilere küfür ediyorum. Bu bir aydınlanma değildir teknolojinin bizi esir almasıdır. Teknoloji benim için bir halta yaramamıştır. Demek ki ana mesele teknoloji yada buluşlar değildir benim onları ne kadar doğru bir şekilde kullanarak aydınlanmamı sağladığıdır. Bunun içinse burada yine ben devreye girerim, çünkü aydınlanmanın yolunu bilmiyorsam hiçbir teknolojik gelişim beni kestirmeden hedefime ulaştıramaz. Sana en yakın olan şey nedir? Ay mı Mars'mı yoksa kendin mi? Peki kendin hakkında neler biliyorsun, hep başkaları hakkında fikirlerimiz vardır ama kendimiz hakkında pek bir şey bilmeyiz. Çünkü odak noktamız hep uzakta olanla ilgilidir. Gözün dışarıya bakacak şekilde yaratılmıştır bu yüzden kendi içine, hareketlerine, duygularına, ne istediğine bakmazsın görsen bile gözmezlikten gelirsin.

    Aydınlanma Ayda Marsta veya batıda değildir, şuan burada senin içinde halihazırda mevcuttur, ve bunu açığa çıkartmak için görmek için nesnelere ihtiyaç yoktur. Şimdi buraya korkularını, suçlarını, pişmanlıklarını, mutsuz olduğun şeyleri itiraf ederek kendini anlatmanı istiyorum. Büyük olasılıkla bunları yapmayacaksın, çünkü aydınlanmanın önünde ki engel seni bundan alıkoyacak. Ancak seni alıkoyan şeyin farkında değilsin bunun içinde bahaneler üreteceksin; konu ben değilim, seni ilgilendirmez, ne alaka... gibi şeyler üretecek zihnin. Gerçekleri sadece bana değil kendine bile itiraf edemezsin çünkü hem bilmiyorsun hemde zihnin seni engelliyor. Burada konu sen değilsin bu yazıyı okuyanlar, hepimizi ilgilendiriyor bu şeyler. Benim bilimle bir alıp veremediğim yoktur, demem şu ki insanlar bir şeylerin peşinden koşturuyorlar delice ama kendimizi unutuyoruz. Kendisine faydası olamamış bir insan bütün aleme faydalı olsa da kendisini kurtarmaya gücü katiyen kafi gelmeyecektir, ve benim için önemli olan sizler değilsiniz benim. Bu yüzden her birimizin ayrı ayrı aklı vardır, egolarımız vardır. Ancak egomuzu kullanmasını bilmiyoruz, bize aydınlığa ulaşabilmemiz için rehber olacağı yerde yolumuzda engel olmakta. Kendimize faydalı olduğumuzu sanmaktayız kısır döngüde burada başlıyor, işte şunlara sahibim bu kadar param var falan filan, ancak hiçbir şeyin önemi yoktur esas olan aydınlanma. Bu aydınlanma nesnelere şekillere neler yaptığıma neler ürettiğime bağlı değildir, kendi içimde olanı keşfetmekle alakalıdır. Bir söz vardır, nefsinin avukatlığını yapana akıl verilmez diye. Çünkü insan egosu yanlış ve doğruyu ayırt edemez, kendi yaptığı için her zaman doğrudur. Bu kısır döngüyü kırmak için çoğu zaman yazdıklarımda ölümün bizi kucaklayacağını yazarım ancak bu gerçekle yüzleşmek insanın zoruna gider yine nefsi yok öyle bir şey der geçiştirir. Yahu öleceksin! hayır en azından şuan da yaşıyorum ilerisi için mümkün olabilir. Peki bu ilerisi ne zaman? Bir gün sonrada ilerisi olacak, bir yıl sonrada ilerisi olacak, 10 yıl sonrada ilerisi olacak. İşte bu paradoks zihnin yarattığı bir bahanedir, gerçeği görmeni ve aydınlanma yolunda hedeflerini ertelemen için seni kandırır. Sen ise kendini egodan ayrı tutamadığın için nefsinin avukatlığını yaparsın her zaman onu savunursun. Ta ki gün gelip çatar ve gerçekten ölürsün. Ama o zamanda iş işten geçmiş olur şeytan galip gelir. İşte insanların düşmanı, en güçlü en büyük, en bilgili düşman bu. Ne atom bombası nede başka bir güçle durdurulamaz. En kaypak bir insanın yaptıklarından daha çok şey yapar bizlere. Ama asla bu oyunları göremeyiz çünkü nefsimizin bunu görmememiz içinde oyunları vardır, bir koruma kalkanıdır bu. Başkalarına bakıp kendimizle mukayese ederiz. Şuan bak bu nasıl bir adam! otomatik olarak bizler mükemmel oluruz bilinç altımızda. Aydınlanma yarın değil, sonraki gün, ertesi gün, gelecek hafta, gelecek sene, 10 yıl sonra, aya çıkıldığı zaman ışınlanma keşfedildiği zaman, dünya cennet gibi olduğu zaman, bunların hiçbirisi değil. Şuan sende varsa vardır yoksa adı üstünde yoktur. Bulmak ise değil aya çıkmak tv izlemek kadar basittir sadece yöntemi bilmek gerekir.

    Aydınlanmanın önemi nedir? Onun haricinde önem teşkil eden hiçbir şey yoktur. Klavyeyi kullanarak sana ulaşmam ve senin aydınlanmana vesile olmam aya çıkılmasından hastalıklara çare bulunmasından tekerleğin icadından daha mühimdir. Klavye olmasaydı elbette kelimeleri sana farklı olarak iletebilirdim, örneğin mikrofonun icadı var. Yani bir icadın önemi benim için neye hizmet ettiğine bağlıdır.

    Aya gitmek zor mudur? Yoksa zor olan uzun olan bu yazıyı okumak mı? İnsanlarımız yazılanları bile okumaktan aciz bir hale geldiler, özeti yok mu sadede gel gibi yorumları sıkça görmeye başladık. Teknoloji bu insanlara neyi verebilir ki? İnsanın içinde araştırma ruhu yoksa her çaba boşa çıkar, araştırma ruhu olan bir kişi içinse bir kitap okumakla aya çıkmak ayrı ayrı şeyler değildir ve birbirlerine üstünlükleri yoktur.
    Aya çıkmak değil mesele, mesele bu yazıyı okumakta değil asıl mesele ne anladığındır? Koca bir evreni anlamak insanın kendisini anlamasından farklı değildir. Çünkü yaşayan, gören, gözlemleyen zaten benimdir. Evren benim içimde yaşadığım bir illüzyondur.

    Kaynak: http://www.kitapyurdu.com/kitap/simd...tap/30954.html
    Konu neyse onunla ilgili yazıları seçer ve onun hakkında yazarım.
    Siz konunun sadece su olduğunu mu düşünüyorsun gerçekten? Geçmiş olsun.
  • 29-09-2015, 13:37:35
    #18
    DeepSubjecT adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Konu neyse onunla ilgili yazıları seçer ve onun hakkında yazarım.
    Siz konunun sadece su olduğunu mu düşünüyorsun gerçekten? Geçmiş olsun.
    Buradan yazdıklarımı okumadığını varsayıyorum çünkü cevabı zaten yazdığım yazıda geçiyor dolaylı olarak.

    ...Sana da geçmiş olsun.